30 Eylül 2010 Perşembe

Threadless ve Tron Legacy

Burada Tron filminden bahsetmiştim geçmiş zamanlarda. Nasıl efsane bir film olduğunu bu sene yeni versiyonu ile gösterime gireceğini anlatmıştım.

Böylesine büyük prodüksiyonun elbette tanıtımı çalışmaları da büyük oluyor. Zaten halen süren bir viral çalışma ile beraber her çıkan yeni haber ile beraber heyecan artırılmaya çalışılıyor. Örneğin Daftpunk'ın yapacağı Tron müzikleri bile bayağı bir heyecan yarattı.  Yine bu site bile harcore fanlara göz kırpmaktan geri kalmıyordu. Sitenin kaynak koduna göz atıldığında Ascii Art ile yapılmış bir Kevin Flynn ile karşılaşıyoruz.


Şimdi ise Threadless üzerinden bir tişört tasarım yarışması yapmışlar. Yapılan bu tişörtleri site yönetiminin oluşturduğu bir jüri seçecek, tasarımcıyı ödüllendirecek. Kazananın ödüllerinden biri Tron kıyafeti hani bu vücudu saran kıyafet var ya hani o kıyafet.

Şimdi ne anladık bu tasarım yarışmasından ve Tron'un web ilişkisinden.

* Tron hedef kitlesinin farkında ve her attığı adımın bu hedef kitleyi harekete geçirebilecek adımlar olmasına dikkat ediyor.

* Hedef kitlenin merak duygusunu canlı tutuyor ve her yaptığı yeni uygulamada ne olabilir daha fazla diye deşmesini sağlıyor.

*Hedef kitlesinin neyi satın alabileceğini biliyor ve onun üstüne oynamaya devam ediyor. Threadless'de yapılan tişörtleri satın alan kişilerin aslında, aynı zamanda hedef kitlesinin büyük bir kısmını da oluşturduğunu iyi biliyor. Disney amblemi kimseyi korkutmasın ilk filmin çocuk filmi muamelesi görmesi doğru değil. Bir çocuk o filmi seyretmişse hayatı değişmiştir fazlasıyla derin bir film bir çocuk için :)

* Merak duygusunu canlı tutmakla beraber ufak güzellikler yaparak fanlara aynı zamanda filmin ana karakterine saygı duruşunda bulunmayı eksik etmiyor (Kaynak Kod güzelliği)

* Her zaman yakındığım "kolay ödül dağıtmak" yerine herkesden birşeyler üretmesini isteyen bir sistemle yarışmaya katılması sağlanıyor insanların. Bazen öylesine farklı ürünler çıkabiliyor ki şaşırmamak elde değil. Geek espri anlayışını yakalamak bazen kolay olmuyor. Herkes xkcd değil. Böylelikle yine hedefe saygı duruşu devam ediyor.

Şimdilik gözüme takılanlar bunlar. Film 17 aralıkta o zamana kadar daha neler dönecek bakalım. Bir çok kişinin kendin Kevin Flynn yerine koyduğu tahmin ediyorum ilk seyretikleri zaman. Bu yüzden filmin baş karakterine gösterilen saygı, aynı zaman her izleyiciye gösterilecek saygı demektir. Filmin ilk versiyonu çıktığında çocuk olanlar belki o film sayesinde bilgisayar dünyasına atılmış oldu. Yapılan her hareket uyuyan Tron fanlarını uyandırmaya yönelik olduğunu hissettiriyor bize.

Sosyal medyanın nasıl harekete geçirileceğini iyi bilen bir ekibin yaptığı güzel işler bunlar hoşuma gitti. Sosyal medyanın kim olduğunu da iyi biliyorlar hedef belli, sonuç iyi olacak diye tahmin ediyorum.

Saygılar.

28 Eylül 2010 Salı

Salon İKSV ve Sosyal Medya


Konser veya benzeri kültürel etkinlikleri gerçekleştiği mekanların sosyal medya aktif olması hem iletişim hem de tanıtım için önemlidir. Zaten sosyal medya ne içindir? Gelecek programlardan bahsedilir çıkan sorunlara çözüm aranır bir çok iş gerçekleşebilir.

Bizim buralar da yeni yeni filizleniyor bu oluşum. Daha doğru profesyonel ekiplere yeni yeni emanet ediliyor(En azından benim dikkatimi çekenler böyle). Uzun süredir bu işi hakkıyla yerine getiren Babylon'un (gayet temiz iş yapıyorlar haklarını yememek lazım bunu anlamak için Facebook ve Twitter takipçilerine bakmak yeterli) ardından Salon İKSV'de sosyal medyada hareketlenmeye başlamış. Caz Festivali'nin sosyal medya iletişimi yürüten ekip işin başındaymış.

Neler yapmışlar bir göz atalım.

Facebook ve Twitter hesapları açılmış ve buraları bir iletişim ve çözüm kanalı olarak kullanılıyor. Örneğin Biletix ile sorun yaşayan bir misafirlerinin sorununu çözmüşler. İletişimden kaçmıyor oluşları çok önemli. Sorunları çözmeye çalışmak sosyal medyada pek görülmeyen bir şey. Genellikle bir çok şikayet ve ağır bir sosyal medya bombardımanından sonra sorunlar çözülürken buradan tek bir hamle ile bu sorunu çözmeye çalışılması burada söz etmem için yeter de artar bile.

Twitter'da sık sık yaptıkları retweetler ile takipçilerini izlediklerini hatırlatıyor. Bir kurumu takip ederken, benim onları takip etmemin en önemli nedenlerinden biri de benim isteklerime ve tepkilerime cevap verecekler mi? sorusudur. Yapılan retweetler ile tepkilerin farkındayız havası yaratılmış. Yine sıkça edilmiş teşekkürler ile karşılaşıyoruz bu da çok önemli sosyal medyanın sihirli söz öbeğidir  "Teşekkür Ederiz"

Salon İKSV resmi sitesinde sanırım yakında bir de foto blog başlatacaklar. Hatta bu kısmı blog olarak konumlansa sanki daha iyi olur. Bir çok büyük mekan böyle yapıyor. bildiğim ve gözlemlediğim kadarıyla.

Şimdi iyi şeyler yanında "olsa daha güzel olurdu" diyeceğim şeyler de var.

Salon İKSV Twitter hesabında takip ettiği hesapları listelese güzel olurdu. Örneğin bloggerlar için bir liste ya da sanatçılar için bir liste, diğer takip edilen mekanlar için bir liste olsa takipçilerine yardımcı olmuş olabilirlerdi. Konser sonrası sanatçıları takip etmek isteyenlere bir kolaylık sağlanabilirdi. Türk kullanıcısı liste kullanmasa da bu şekilde farklı bir iş yapılabilirdi, kolaylık sağlanabilirdi.

Diğer bir önemli nokta ise resmi Salon İKSV sitesinden sosyal medya hesaplarına çıkışların olmaması. Yeni bir çalışma olduğundan dolayı bu eksiklik ileride giderilecektir büyük ihtimal. Bana göre onaylı Twitter hesabı açmaktan daha önemli bir hamle.

Son olarak ; birçok kurumun sosyal medyada aktif olması durumu, sosyal medyanın ne kadar değerli olabileceğini ve kullanılabilir olacağını ortaya çıkartıyor. Salon İKSV ekibi de başlangıçta çok başarılı bir iletişim örneği gösteriyor özellikle Twitter hesabında. Yolları açık olsun.

Saygılar.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Seninle konuşulmaz bile

Sosyal medya özellikle Friendfeed tartışmaların sık sık yaşandığı ve çoğunlukla bir sonuca bağlanamayan bir sosyal ağdır. Bir çok konuda bir feed açılır ve bir şekilde orada tartışmanın fitilini birisi yakar ve sonsuzluğa doğru yelken açılır.

Sonsuzluğa giden feedlere dahil olmamak için yapılacak en iyi şey o feedleri uzaktan seyredip bir şeyler öğrenmeye çalışmak. Sadece elimde salt bilgi varsa bir konuda konuşuyorum. Bir google araması yapmadan gelip bana "hatalısın sen" diyebilecek adamlardan uzaklaşıyorum. Bazı konularda açılan hiç bir feedi gözlemlemiyorum bile. İşte bu konular şunlar. Huzur istiyorsanız bence siz de uzak durun. Sıralama rastgele yapılmıştır tehlike sıralaması değildir.

1- iPhone vs.Android : İki tarafında birbirine üstünlükleri vardır elbette. İki tarafında bariz zayıflıkları vardır. Eğer hangisi üstün etrafında bir tartışmaya girerseniz ve herhangi bir tarafa aksi bir şey söylerseniz linç edilirsiniz. Yalan değil biraz araştırın.

2- GS vs. FB : Buraya yazarken bile harfleri yazarken dahi dikkat ettim. Eğer bir takımının bir harfini hatalı yazarsam bir de üstüne fanatiklerle uğraşmak durumunda kalmayayım diye.

3- Mac vs. Pc : Bu tartışma insanlık kadar eski desem kim ne diyebilir ki bana.

4- Browser Savaşları : Ben 5-6 senedir Opera kullanıcısıyım ama başkasına neden Firefox kullanıyorsun ya da neden IE ile devam ediyorsun demem. Kullanım alışkanlıkları en kral browserı bile yere serer benim gözümde, adam önüme en iyi benchmark skorlarını yıksa ben yine de bu saatten sonra değiştirmem. Bir çok kullanıcı da değiştirmez potansiyel sidik yarışlarından kaçmak için uzak durulmalıdır.

5- Friendfeed, Facebook, Twitter çok bozuldu : Kimin neyi bozduğu muallak olan bir ortamda, bu konuyu tartışmak, deli kuyu ve taş denklemine bir katsayı olarak dahil olmanızı sağlar, bırakın aksın.

6- Göç,varoş ve eğitim düzeyi : Bakınız Fazıl Say

7- Sosyal Medya Uzmanı : Ben sosyal medya uzmanıyım diye ortaya atlayanları linç etmek gibi bir huyu var sosyal ağların. Dikkat etmek lazım.

Bu listeyi daha da güncellemek lazım. Eğer itibar yönetimi ile ilgili biraz kafa yoruyorsanız ve sadece iyi bildiğiniz şeyler ile anılmak istiyorsanız bazı etiketlerden kaçınmanız lazım. Elbette bazı zamanlar memnun olduğunuzu söyleyebilirsiniz ama hemen artından gelecek olan "Neden" sorusunu cevaplayabilecekseniz söylemelisiniz.

İsterseniz paranoyak deyin isterseniz korkak, bazı kişiler yüzde yüz emin olduğunuz şeyi bile size çarpıtarak önünüze sunabilir en iyisi bu tarz konulara girmemek.

Saygılar.

26 Eylül 2010 Pazar

İtirazım var arkadaş!

Bazı markalar yaptıkları sosyal medya kampanyalarını kurgularken şöyle bir modelden yola çıkmıştı.

1- Markaya belli kriterlerle bezenmiş bir içerik gönderilir sosyal ağlar üzerinden (video, foto, yazı vs)
2- Marka içeriğinizi beğenirse oylama sistemine alır.
3- Marka içeriğin oylanmasında içerik geliştiricisinin etkin olmasını ister (İçerik geliştirmenin ucunda kazanılacak bir hediye var lakin geliştirici bunun oylatmak için yaymalıdır)
4- Marka içerikleri yarıştırır ve en sonunda en çok oy alan veya jüri tarafından belirlenen içerik kazanır.

Böyle yazıldığı zaman iyi kurgulanmış basit bir sosyal ağ destekli yarışmaya benziyor değil mi? Şimdi sıra ben niye itiraz ediyorum bu tarz kurgulanmış kampanyalarda onu açıklamaya çalışayım. (Şimdi birisi bana ya ama bunun bir sürü prosedürü var diye gelmesin neler olduğu biliyorum, aslında çok daha zor olduğu söylüyorum burada yüzlerce kez)

Bizim insanımız hayatını idame ettirirken bir çok yöntem kullanır. Pek tercih edilmese de ilk idame yöntemi çalışmaktır, sevilmeyen bu şeyi herkes yapmak zorundadır ne acı ki.

Diğer bir popüler yöntem ise çevresi üzerinden geçinme ya da diğer adı ile yancılık. Özellikle üniversite zamanlarında kalma bu yöntem bir çok kişinin yapabildiği basit suistimaller üzerine kurulu bir yöntemdir. Yancılığın temel kuralı hiç bir şeye bulaşmamaktır Sadece insanlardan birşeyler isteyerek bütün bir üniversite dönemini geçirebilirler. Doğal ortamında bir çok kişi gözlemiştir "yancıları" , sevilen kişilerdir, çoğunlukla ya geveze ya da olan biten herşeyden haberi olan birisi. Yani herkesden bir şeyler isteyebilecek kişiler.

Neyse bu kadar üniversite habitatı hakkında konuştuktan sonra asıl meseleye dönelim. Yukarıda bahsettiğim kampanya modeli işte bu "yancı" diye bahsettiğim kişilerin elinde nasıl maymun edilir bir çok kez gördük. Asla içeriğin kalitesine bakılmadan hatta kimi zaman bir içerik bile aranmadan, bu çevresi güçlü arkadaşlar tarafından kampanyaların suistimal edildiğini uygulamalı olarak izledik. Hatta bir kaç kampanya, sırf bu arkadaşlar yüzünden çok zor duruma düştü. Markanın ve düzenleyen ajansların güvenirliliği zedelendi.

İtirazım olan kısım ise şurası bu tarz kampanyalar artık yapılmasın ya da en azından içerik isterken biraz daha zor içerikler isteyin bir tweete tav olmayın yoksa markaya hizmet etmesi gereken kampanya bu arkadaşların çevre genişliğine kurban gidiyor. Markanın adı bile görünemeden kaybolup gidiyor. İçerikleri ve markayı bir şekilde merkeze oturtun arkadaş, kişileri değil. Kampanyayı düzenlemek isteyen talipliler bunun düşünsün artık.

Not: Kimseye veya hiç bir kuruma lafım yok benim rahatsızlığım buydu not ettim. Biri gelip okursa ve hak verirse eyvallah, "yahu sen ne diyorsun kardeş" derse de kendi bileceği iş. Ne uzmanım ne başka bir şeyim gördüğümü yazdım. Kimseyi hedef almıyorum hedef almam da gerekli değil zaten bir çok kişi bu konu hakkında yazdı çizdi.

Not2: Influence Marketing olayın da girmek gerekli yakın zamanda biraz okuyup öğrenip, çalışmak lazım konu hakkında. İlla birileri kampanya merkezi olacaksa saygınlığı olanlar olsun değil mi?

Saygılar.

24 Eylül 2010 Cuma

Bunları paylaşasım var # 40

Top Rank Blog  22 adet sosyal medya pazarlama yönetim aracı listelemiş bizim için.

Listede Wildfire, Virtue, KickApps, Hootsuite, Seesmic ve Social Talk(Bu araların popüler uygulaması bir kaç yatırım şirketi daha yeni destek verdi bu uygulamaya) gibi uygulamalar var.

Yukarıda saymadığım ama Guy Kawasaki'nin kullandığı Objective Marketer uygulaması dikkat çekiyor. Guy Kawasaki kullanıyorsa vardır bir bildiği.

Bu uygulamaların bir çoğu ölçümleme özellikleri öne çıkıyor. KickApps ve Wildfire ise özellikle Facebook uygulama çözümleri ile öne çıkıyor. Vitrue ise özellikle büyük markaların kullandığı bir araç olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Vtirue'yu fan sayfaların değerlerini ölçen uygulamasıyla da hatırlayacaksınız bir ara epey kişi paylaşmıştı. Benim favorilerim Seesmic ve Hootsuite bu yorumum arayüzlere ve kullanışlılığa dayandığını söyleyebilirim. Bu yukarıda saydıklarımdan ve listede olanların deneme sürümleri var bir kontrol edip ihtiyacınız hangisiyse karar verebilirsiniz. (Biraz arkamdan kovalayan varmış gibi bir yazı oldu sanki :))

Yazının sonunda gözünüzden kaçabilir Jeremiah Owyang bu konu hakkında olan listesini de inceleyebilirsiniz.

Saygılar.

23 Eylül 2010 Perşembe

Zenginin Twitter'ı Züğürdün Blogu



Forbes dergisi her sene olduğu gibi yine en zengin adamlar listelerini açıklamaya başladı. Yine geçen senelerde olduğu gibi Amerikan zenginlerini sıraladı. En zengin 400 Amerikan'a ulaşmak istiyorsanız buradan eğer bu Amerikan vatandaşlarının en zengin yirmisinin Twitter hesaplarını istiyorsanız yazının devamına geçiniz.

Hepsinin Twitter hesabı olmasını beklemiyorum ama olanları burada sıralayacağım. Tıklanabilenler Twitter hesabı olanlar.

1- Bill Gates 

2- Warren Buffet

3-  Larry Ellison (Oracle) Şirket sosyal medya konusunda müthiştir.

4 - Chiristy Walton (Walmart)

5- Charles Koch  (Koch Ind.)

6- David Koch   (Koch Ind.)

7 -Jim Walton (Walmart)

8 - Alice Walton (Walmart)

9 - Robson Walmart (Walmart)

10- Michael (Mike) Bloomberg

11- Larry Page (Bu adamın Twitter hesabı olması gerekli mi acaba onu da merak ediyorum?)

12- Sergey Brin ( Ha keza bu arkadaşın da öyle)

13- Sheldon Adelson (Gazinocu adamın ne işi olur Twitter ile)

14- George Soros

15 - Michael Dell (Dell)

16- Steve Ballmer (Şaşırdım keşke bir hesabı olsaydı kendisinin)

17 - Paul Allen (Ne yazık ki)

18 - Jeff Bezos (Amazon)

19 -  Anne Cox Chambers (Cox Enterprises)

20 - John Paulson

Yukarıda olan listede kullanıcıların bazıları Twitter hesabı sahip ve bu kişiler genellikle it sektöründe olan kişiler ve iletişimi üst düzeyde tutmak isteyen kişiler. Hesabı olmayanların ise şirketlerinin Twitter hesabı sahibi olduğunu görüyoruz. Twitter'ı bir şekilde ciddiye alıyor herkes. Aslında yarın bu listenin medya ve teknoloji ile ilgili olan kısmı üzerinde bir çalışma yapmak lazım. Orası daha yüksek bir kullanım oranı yakalayacağına eminim.

Hesapları olmayan kişiler ise bir şekilde Twitter'a ticari rakip olabilecek kişiler olması şaşırtıcı gelmedi.(belki adamlar sadece Twitter'ı sevmemişlerdir bilemiyorum fesatlığa gerek yok :))

Sadece isimleri verdim ayrıntılı bilgi için Forbes 400 listesine şuradan ulaşabilirsiniz.

Saygılar.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Ünlülerin sizi takip etmesi için kaç para verirdiniz?


Takip etmesi ya da bir tweetinizi rt etmesi için kaç para verirdiniz? Hem de bir gün takip etmeyecek en az 3 ay sizi takip edecek

Twitchange adlı bir organizasyon Haiti'ye yardım etmek için Twitter ve Ebay kullanarak böylesine farklı bir uygulama yapmışlar. Örneğin Ricky Martin'in bizi takip etmesinin şu an için bedeli 350 dolar. Ebay'de açık arttırma usulü(zaten başka türlü yok diyen çocuk seni duyuyorum)  satışa sunulmuş. Burada kazanılacak paralar Haiti'de olan deprem mağdurlarına aktarılacak.

Ünlülerin biraz da "influence" yetenekleri yarışacak fakat kazanan Haiti olacak. Ne gibi olaylar var bu açık arttırmada şöyle yazayım.

Twitter'da ünlülerin sizin üzerinizden yapacağı her aksiyonun bir bedeli var. Sizi takip etmesi, sizin bir tweetini rt etmesi ya da sizin bir sorunuza karşılık vermesi gibi. Tabii olarak ünlüleri esir etmiyorsunuz. Sadece bir rt bir cevap hakkınız var ve sizi takip süreleri en az 90 gün olacak.

Bu olay biraz da ünlü olmayan Twitter kullanıcıların egolarını ve arkadaşlarına hava atmalarını sağlayabilecekleri bir durumu gerçeklemesi üzerine. İnsanların star olma istekleri üzerine oynayan ve bunu bir yardım organizasyonuna dönüştürmeye çalışan bir iş. Basit ama yararlı görünüyor. Örneğin bizim ünlülerimizden Yonca Evcimik Tom Cruise tweet atıp, sen benim ruh eşimsin minvalinde bir şeyler söylemişti yakın zamanda. Yonca Evcimik gibi binlerce insan olduğu düşünüyorum. Twitter takipçilerinin nasıl paraya dönüştürülebileceğinin iyi bir örneği.

Şu an bir çok ünlü bu kampanyaya katılmış ve twitter aksiyonlarını açık arttırmaya çıkartmış. Konu ile ilgili Ebay sayfası şurada.

Olayı Fast Company'de gördüm onu da yazalım sanki bana özel haber vermişler gibi olmasın :)

Not: Fast Company'de olan Dan Zarrella'nın Celebrity Twitter Clicktrough Rates(Ünlülerin Twitter Tıklanma Oranları) tablosunu da inceleyiniz öylesine geçmeyiniz.

Saygılar.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Konferans, Organizasyon vs. vs.

Read Write Web her hafta böyle bir etkinlik rehberi yapar. Ben de çok özenirdim :). Bizim de etkinliklerimiz olsa ben de burada yazsam. Yakın zamanda 4 konferans olunca benim de burada bir duyuru yapasım geldi. Bu konferansların sosyal medya ayakları da olan olan bilişim sektörü üzerine olan konferanslar. Kısaca hepsine değineyim ve programlarında ilgi çekici olan konuşmacıları not düşeyim. Bu 4'ünün 3'ünü aşağıda yazacağım Yeni Medya Düzeni Konferansı hakkında bir şeyler yazmıştım.

27. ULUSAL BİLİŞİM KURULTAYI (22-25 Eylül)

Kurultayın bu sene konusu "Sosyal Dönüşüm" . Şu an programları açıklanan en geniş kapsamlı konferanslar dizisi. Dikkatimi çeken konuşmacılar ve daha çok sosyal medyanın konuşulacağı ayaklar şöyle.

23 Eylül Perşembe :

Yeni medya ortamında çevrimiçi riskler ve olanaklar (9:30 11:30) (Konuşmacılar Prof Dr. Mutlu Binark, Günseli Bayraktutan Sütçü, Doç. Dr. Kürşat Çağıltay, İsmail Hakkı Polat )

Sosyal medyada nefret söylemi : (11:15 12:45) (Konuşmacılar :  Prof Dr. Mutlu Binark , Burak Doğu, Işık Barış Fidaner, Eser Aygül, Tuğrul Çomu, İlden Dirini, Av. Ayşe Kaymak) (Yeni Medyada Nefret Söylemi kitabının yazarlar)

Sosyal Ağda Bir Başarı Öyküsü : Seyahat Özgürlüğümüzü Geri İstiyoruz (Suat Özçelebi)

24 Eylül Cuma

Basında Dönüşüm : Geleneksel gazeteciliğin sonu mu geliyor? Konuşmacılar ( Prof. Dr. haluk Geray, Doğan Akın, Prof Dr Türker Alkan, Ercan İpekçi, Dr. Hakan Kara, Dr. Şeref Oğuz )

Dr. Jean Burges  Youtube Hakkında yazdığı kitapla (YouTube: online video and participatory culture) bilene bir araştırmacı.

Sosyal Oyunlar Çevrim İçin Oyunların Geleceği Mi? Konuşmacılar: Faruk Furkan Akıncı   , Lloyd Melnick, Marian Hartel, Melih Bahadır Varol, Onur Karcı )

Twitter Ne Alem? Konuşmacılar (Nihal Sandıkçı, Burak Can, Mehmet Emin Ekmen, Aras Öztürk Çolak(Sami Hazinses), İlyas Başsoy, Doç. Dr Nuran Yıldız, Sinan Akçıl, Ercüment Büyükşener)

Tam program burada  ilginiz çekecek konuları oradan tekrar gözden geçiriniz. Ben sadece merkesinzde sosyal medya olan konuşmaları seçtim. Göz atmakta fayda var.



DIGITAL AGE KONFERANSI   (7 Ekim)

Erik Qualman  ve Patou Nuytemans  konuşmacılar. Zaten Erik Qualman'ı mütemadiyen yayınladığı Social Media Revolution videolarından da gözünüz aşinadır.



WEBRAZZI SUMMIT (3 Kasım)

Konuşmacıların henüz belli olmadığı bu organizasyonda temel konu Dijital Ekonomi Ve Sosyal Medya. Enteresan konuklar olursa ayrı bir yazı yazmak gerekecek. Çok fazla konu ve konuşmacı olacak diye düşünüyorum programı gayet geniş ve kapsamlı.

Saygılar.

CM/FM severlere: Top Eleven Football Manager

Facebook oyunları her tür oyunseveri kendine çekmeye çalışıyor. Bir çok eski oyunun yavaş yavaş Facebook'a uygun versiyonlarının çıkacağı söyleniyor. Elbette çok fazla görsellik beklemeden, oynanabilirlik üzerine yapılacak işler olacak.



Eskiden beri Cm serisini takip eden bir oyuncu olarak buna benzer işlere de yıllarca elimi uzattım. Bir çok firmanın çıkartığı çeşitli oyunlara bulaştım. Tabii ilk göz ağrısını bırakamadım taa ki bilgisayarım çıkan oyunları kaldıramamaya başladığından beri. Ondan sonra tarayıcı tabanlı bazı menejerlik oyunlarına yöneldim. Hattrick.org gibi onlarda da pek tutunamadım. 1.5 sene oynadıktan sonra bıraktım. Şimdi ise yeni bir oyuna takıldım bir kaç gündür oynuyorum. Oyunun adı Top Eleven Football Manager. Facebook üzerinden oynanabilen bir menejerlik(managerlik yazmak cidden saçma geliyor böylesi daha iyi ve doğrusu bu) oyunu.

Oyunda bir çok temel menejerlik hamlesini yapabiliyoruz. Bilet fiyatlarından, tesis düzenlemesine, antreman programından taktik dizilişe kadar. Oyun açılırken takımınızın amblem ve bayrak tasarımını da biz yapıyoruz ve renklerini seçiyoruz. Gerçek oyuncularla oynayamıyoruz ne yazık ki. Telif hakkı gibi sorunlardan uzaklaşmak ve oyunun oynanabilirliğini etkilememek adına doğru bir hamle gibi görünüyor.


 Taktik ekranı alışılagelmiş bütün menejerlik oyunlarından aşina olduğumuz bir şekilde düzenlemiş. Cm etkisi burada açık bir şekilde gözlenebiliyor. Özellikle "Order" sekmesinde olan ayarlar neredeyse Cm serisinden alınmış gibi. Bu tarz özellikler menejerlik oyuncuları ile arasında ortak bir dil oluştuğundan dolayı önemli olabilir.


Transfer ise açık artırma usulü yapılıyor. Transfer listelerinde olan oyunculara elinizde bulunan teklif hakkına göre belli sayıda teklif yapabiliyorsunuz. Bu teklif hakları altın sarısı renk ile gösterilmiş ve oyunun para kazandığı yer ise burası. Teklif hakkı satın alabiliyorsunuz ama Facebook Credits ile uyumlu olmadığı için satın alma ve deneme işini kullanamadım. Sms ve kredi kartı  ile satın alma opsiyonu var.


 Maçlarımız her gün olmakta. Malum futbolcularımızın belli bir dinleme süreleri var onlara ortalama bir gün süre içinde dinleniyorlar. Gün içinde hazırlık maçları da alabiliyoruz. Maç ekranında ise yine menejerlik oyunlarının vazgeçilmez unsurlarından text tabanlı anlatım var. Halen bazı geliştirmeler yapılıyor oyunda yakın zamanda istatistik sayfalarında da ulaşabileceğiz.


 Cm serisinin yıllardır eksik olduğu düşündüğüm yerlerden biri olan sponsorluk ve tesis geliştirme olayını burada hiç de fena olmayan bir şekilde düzenlemişler. Forma sponsoru ve reklam panoları için ayrı ayrı sponsorlar ile anlaşabiliyoruz. Tesislerimizi ise sürekli geliştirme imkanımız var. Cm'de olduğu gibi yönetimden ricada bulunarak değil de parayı basarak bu düzenlemeleri yapıyoruz.

Son olarak boş vakti bol olanlar için iyi bir sosyal oyun alternatifi olabilir. Yazıda değinmedim bir çok güzel özellik daha yakalayabilirsiniz siz de bir denemenizde yarar var. Cm havasını yakalayamasınız da biraz vakit geçirmek için farklı bir sosyal oyun deneyimi. Hattrick.org ile bir süre oynamış olan kişiler bu oyuna çabuk alışacaklardır eminim. Bu oyun Avrupalı bir oyun firmasının elinde çıkmış bir oyun olması da ayrı bir şey Abdli ve Asyalı oyun geliştiricilere alışmıştık lakin bu farklı bir isim farklı bir görüş olabilir sosyal oyun piyasası için. Nordeus firmanın ismi, isme tıklayıp ulaşabilirsiniz. Microsoft mühendislerinin kurduğu bir firmaymış kendisi. İlk açıldığında şirket hikayesi açılıyor.

Not : Eğer bir oyun blogunuz varsa bu tarz yazıları (sosyal oyunlar hakkında) yayınlamak gibi bir hedefiniz varsa arada bir sizin için yazabilirim bir ulaşırsanız bakarız bir şeyler :p

Not : Townster kapalı betadan çıksın onun hakkında da bir şeyler yazacağım bizim toprakların oyunu yazmazsak olmaz.

Saygılar.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Hadi Hep Beraber Trending Topics'e


Bazı şeylerin Twitter trendlerine girmesi  için uğraş verdiğim olmuştur. (12devadam özellikle) Kimi insanlara bu uğraş gereksiz gelebiliyor ve Twitter'a baktıkları yerden bunun haklı olduğunu biliyorum. Bir şey trend olacaksa olay spontane gelişmesinden yanayım. Örneğin Fatmagül ve Kıvanç Tatlıtuğ örneklerinde olduğu gibi. Eğer ortak akıl bir anda bir şeyler üretiyorsa o gerçek trenddir zorlama trendlerin kimse faydası olmuyor ne yazık ki. Kimse dediklerim pazarlamacılar ve Twitter'ı araştırma mecrası olarak kullananlar.(Her şey mecra anasını satayım :)

Bu gün Twitter trending topic kısmının aslında doğru şekilde nasıl kullanıldığını gördüğüm bir örnek vardı. Paramore For Indonesia . Endonezyalı grup fanları organize olup grubun Endonezya'da bir konser vermelerini istiyordu Trending Topics aracılıyla. Eskiden böyle şeyleri duyurmak için binlerce mektup atılır, binlerce mail yazılırdı. Geçmişte "Championship Manager neden Türkçe çıkmıyor?"  mail akınına ben de dahil olmuştum. Paramore grubu yakın zamanda Malezya'da konser vereceğini öğrenince fanlar işi bir sıkı tutup konuyu trend yapmışlar.

Trending Topic genellikle bir mesaj panosuna dönüşmeye başladı. Biz basketbol şampiyonasını duyurmaya çalıştık ev sahibiydik ya ikinci olmuştuk ya herkes duymalıydı. (Böyle yazınca biraz görgüsüzlük yapmışız sanki:). Fatmagül trend olduğunda ise abazıyız biz, abazayız nidalarını ortaya çıkardık hep beraber. Kıvanç Tatlıtuğ trend olunca ise gerçekten buna bir neden bulamıyorum galiba kolay espri yapılan bir karakterdi kendisi. Bu trendlerin hiç biri aslında hiç bir amaca hizmet etmiyordu. Twitter'ı nasıl kullanırsanız kullanın ama Endonezyalılar böyle bir şey dahi trende sokabiliyorsa o çok övündüğümüz internet nüfusumuz "neden organize olmadığını" düşünmeden edemiyorum. Organize olmalı mı? Gerekli mi? bu sorularda çok mantıklı sorular. Bu soruları cevaplamak için benim tecrübelerim yetmez ne yazık ki.

Saygılar.

17 Eylül 2010 Cuma

The So Coal Network



Dertlerini anlatan çok güzel bir video yayınlamış Greenpeace ekibi. Videoyu kısaca anlatayım izlemeye üşenirseniz diye; Facebook'un data merkezlerinde kullandığı enerjinin üretilme metodunu,  fosil yakıttan yenilenebilir enerjiye(Rüzgar) çevirmesini istiyor Greenpeace ekibi. İstedikleri mantıklı ve yapılabilir(maliyet hesabını ve data merkezinin bulunduğu Oregon'un rüzgar potansiyelini bilmiyorum açıkçası eğer bunlarda uygunsa mantıklı diye düşündüm küçük aklımla) böylesine büyük bir sektör oyuncusunun bu tarz dönüşüme girişmesi arkasından gelenlere epey ilham verecektir.  Sadece sektör oyuncularına değil dünyaya ilham verecektir.

Greenpeace International  

Saygılar.

16 Eylül 2010 Perşembe

Stereomood, Flickr ve Fan İletişimi

stereomood - emotional internet radio

Stereomood İtalya merkezli (ben öyle biliyorum) bir internet radyosu kendi deyimleri ile "Emotional Internet Radio". Duygu durumuna ve ya başka şekilde olan durumlarınıza göre oluşturulmuş müzik listeleri ile öne çıkan bir radyo.(Mood dememek için kıvrandığımı fark etmişsinizdir.)

Bu radyodan bir çok internet sitesininin sosyal medyada nasıl aktif olması gerektiğini öğrenebiliriz.(Startuplar için sosyal medya diyeceğim haddime değil.Bir gün benim kendi projem olur o zaman bakarız::). İlk önce hangi sosyal medya araçlarında aktif olmuş ona bakalım.

Stereomood, Facebook, Twitter, Myspace, Friendfeed(İtalyanlar FF'de gayet aktifler) ve Flickr. Bir de blog listeleri var. Bakıldığı zaman bir çok sitede olduğu 4 büyük sosyal ağda aktifler ve hangi şarkılar eklendiyse onları duyuruyorlar burada. Yeni gelen durumları hatırlatıyorlar Aslı dikkat çekilmesi gerek konu blog listeleri ve Flickr.

Stereomood'un tasarımının en büyük öğesi backgroundu kaplayan fotolar. Bu fotoları seçmek için Flickr'de fanları ile oluşturduğu topluluğu kullanıyor. Fotolar genellikle şarkı isimleri ve çalma listeleri ile ilgili olmasına dikkat ediyorlar. Foto seçeceğinin duyurusunu Twitter üzerinden yapıp fanları Flickr hesabına davet ediyor ve önerileri almaya başlıyor. Böylelikle kullanıcıları dikkate aldığını gösteriyor ve onlarla iletişimini bir adım ileri götürüyor. Aynı zamanda bu yaptıkları siteye sadakati ve sahiplenmeyi arttırdığını düşünüyorum.

Diğer bir dikkat çekilecek konusu ise bloglar ile ilişkileri. Bir blog yazarı en çok dikkate alınmayı sever. Steremood ekibi de bu durumu iyi değerlendirip blogları dikkate aldığını gösteriyor. Daha önce hiç bir internet sitesinde dikkatimi çekmeyen bir şey gördüm burada. Sitenin bir blog listesi var.  Sitede olan durumları belirlerken kullandıkları ve trendleri takip ettikleri blogları buradan listelemişler. Çok farklı ve değişik geldi.

Yine güzel bir detay var. Eğer streomood fanı iseniz ve bunu etrafa duyurmak isteseniz bunun için Resources adlı bir sayfa hazırlamışlar. Bu sayfada sitenin yukarıda eklediğim gibi ikonları var olmakta. Bu tarz ufak şeyler sitelerin kullanıcıları ile ilişkilerini olumlu etkiliyor diye tahmin ediyorum en azından benim hoşuma gider.

Ufak tefek hamleler ile sosyal medyada nasıl güzel işler yapılabileceğinin iyi bir örneği Stereomood sitesi bir çok yeni site kurma aşamasında olan girişimciler buradan iyi dersler çıkartabilir benim gibi.

Not : Startup ve Mood kelimelerini kullanmadan bu yazıyı yazmaya çalıştım lakin gerçekten yorucu oldu.

Saygılar.

15 Eylül 2010 Çarşamba

En çok oyuncusu olan 25 Facebook oyunu (Eylül 2010)



Bu sefer biraz geç kalan bir liste. Listeyi yapanların değil benim unutkanlığımın suçu. Neyse biraz listede olan değişikliklere bakalım.

Listede geçen ayın listesinden bu aya göre ilk 10 sıralaması olarak büyük bir değişiklik yok. Zoo World ilk 10 dan düşmüş yerine ise Bejeweled Blitz gelmiş. Bir dikkat çekici değişiklik ise geçtiğimiz aylarda düşme trendine giren Farmville'in toparlanmış olması 2 milyon yeni üye kazanmış olması. Anlaşılan Farmville'i uzun süre daha bu listenin tepesinden göreceğiz.

Bu ayın iki büyük kaybedeni var gibi görünüyor. Birinci kaybeden 11 milyon oyuncu kaybıyla Cafe World(Zynga) diğer kaybeden ise Texas Hold'em Poker (Zynga) onun kaybı ise 7 milyon.

Geçen ay listede olup da bu ay en çok oyuncu kazanan oyunlar ise şunlar; FrontierVille (6 milyon +), FarmvVille (2 Milyon +),  Night Club City(Booyah) (2.5 milyon +).

Geçen ay listede olmayıp bu ay listeye dahil olan oyunlar ise; Market Street (Playdom), Pirates Ahoy(Playfish), Games (Gsn) ve Baking Life(ZipZap Play). Yeni oyunlar arasında en fazla oyuncu sayısına sahip 8.9 milyon ile Market Street oyunu. Daha önce bu listede hiç bir oyununu görmediğimiz ZipZap Play ve Gsn ise bu ay iyi bir bir ay geçirmişler. Bu yeni oyunların hepsini oynamasam da oynadığım yegane oyun Pirates Ahoy benim için bir hayal kırıklığı oldu oynanabilirliği diğer Facebook oyunlarına göre biraz düşük geldi.

Her zaman olduğu gibi yine hatırlatayım. Grafiğin sahibi köşesinde de belirtildiği gibi Inside Social Games sitesidir. Ticari bir şeyler yaparken dikkatli olunuz. Verdiğim linkte çok daha detaylı bir analizi de bulacaksınız.

Saygılar.

User-Generated Content

User-Generated Content Türkçe yazılışıyla kullanıcıların ürettiği içerikler bu web 2.0 nanesinin temel taşı olduğunu her kez biliyor artık. Tabii bizim buralarda kullanılmasa da yurtdışında içerik üreticiler ciddi paralar kazanıyor. Demand Media ve Associated Content firmaları sadece içerik üretip bunları ihtiyacı olan büyük bloglara satmaktalar. Ülkemizde ise bir çok kişi bu işi bedavaya yapmakta bir de üstüne azar işitmekte çoğu zaman neyse bu başka bir konu.

UGC'nin değerini anlayan organizasyonlar bunun üzerine sürekli kampanyalar düzenliyor. Değerlerini anlamalarından kastım üretilen içeriği kendileri üretmek isteseler ne kadar masraflı olacağını farketmeleri ile ilgili.

Bu değeri fark edip lehine kullanan ve sosyal ağlarda ve web üzerinde fark yaratmaya çalışan bir organizasyondan bahsedeceğim. Dikkatli bir Twitter kullanıcısıysanız bu organizasyon için özel açılmış sayfayı fark etmiş olacaksınız. Twitter'ı web üzerinden kullanıyorsanız giriş sayfasında koyu renkle yapılmış olan New York Fashion Week  reklamını görmüş olacaksınız ya da bir şekilde #nyfw hashtagı ile karşılaşmışsınızdır.



NYFW için yapılmış olan özel Twitter sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Bu bölümü 4 parçaya ayırmışlar ve buradan gelen tweetleri listelemişler. Bu bölümler; Runway (Podyum), Designers All-Accsess(Tasarımcıların yaptıklarını anlatan  ve buradan tweet geçen bölüm), The Scene(Sahne ve Arkası hazırlıklar), Beauty (Güzellik). Her bölümün ayrı sponsorları olması da ilginç ve bu yapılan işe ne kadar değer verildiğini anlatan bir hareket. Burada içeriği oluşturan kişiler tasarımcılar, konuklar, konuk bloggerlar, yazarlar, modeller yani etkinliğin içinde olan herkes. Birbirlerinin ulaşamadıkları yerlerden haber geçiyorlar ve merak edilen sorulara yanıt vermeye çalışıyorlar.



Diğer bir iş ise Phone Tag adı verilen bir sistem ile oluşturulan moda haftasının foto blogu (Live.MilkMade.com) Bu blog gerçek zamanlı ilerliyor. Zaten bu foto blogunda mottosu " Fotonu eklen moda kendinin ve moda haftasının hikayesini anlat". Bu işte yine yukarıda bahsettiğim gibi UGC denilen hadise. Bu tarz işler hele ki görselliği böylesine ön planda tutan işlerde kesinlikle başarılı olur. Aynı zamanda organizasyon yöneticileri büyük veriler sağlayabilir. (Not: Bu haberi Pfsk'de gördüm ve yazacağım konuyla direkt alakalı olunca buraya aktarmam gerektiğini düşündüm)

Bildiğim kadarıyla İstanbul Moda Haftası ve bloglar ile ilgili bir şeyler yapılmış. Biraz araştırıp ona da değinmek gerekli.

Saygılar.

14 Eylül 2010 Salı

Strateji Eksiği



Bu yazıyı yazarken bir yandan da "Ezel dizisinde Kıvanç Tatlıtuğ'un görünmesi ve Twitter'da trend olması etrafında yazılacak blog postlarını ve bu postların aslında hiç bir amacı olmadığını çünkü dizi yapımcılar ve kanal yöneticilerinin elle tutulur bir sosyal medya stratejisi olmadığı ve bu yazılan yazıları ciddiye almayacaklarını" düşüneceğim.

"Çünkü"yü biraz açayım. Sosyal medya stratejisi olmadığını nereden çıkardığımı anlatayım. Bu arada da sosyal medya stratejisi oluşturulurken yapılacak ufak adımları da gözden geçirmiş olayım. Yazdığım her madde sosyal medya stratejisinin olmadığına dair küçük ip uçları olmasını sağlayacak.

*Yapımcı firma olan Ay Yapım sosyal medyada var olma konusunda yavaş. Daha hızlı ve dizi ile ilgili materyalleri yayma konusunda daha aktif olmalı. Dizi ile ilgili her video her görsel yapımcı şirketin ve kanalın elinden çıkmalı.

* Youtube'da resmi kanal açacak kadar işin dışında olmasında(Youtube ülkemizden yasaklı olduğunu bildikleri halde. Evet partner olsun eklenen bölümleri telif hakkı yüzünden silsinler lakin zaten ülkemizden açılmayan bir sitede neden aktif olmaya çalışırsın herkesin ulaşabildiği yerel bir video sitesine gitsen olmaz mı?). 

* Dizilerinin resmi sitelerinden Facebook fan sayfalarına çıkışlar olmamasından. 

* Ezel'in trend olabileceğini gözden kaçırmış olacaklarından ve bu durumdan çıkartabilecekleri büyük yararın farkında olmamalarından.(En basit yarar kanalın sayfasına çekebilecekleri trafik) Yarın  "Twitter'da büyük sürpriz" diye yazıları okursunuz etrafta.  

* Facebook fan sayfalarını acemilerin ve yapım şirketinin dışında olan kişilerin eline bırakmış olmalarından. 

* İnternet sitelerinin tasarımını yıllar öncesinde kalmış olmasından. Tasarımcı olmaya gerek yok sanırım.

* Sitelerinin hiç bir yerinde sosyal medya araçlarında paylaşmayı sağlayan butonlar olmamasından.

* Facebook veya Twitter hesabıyla üye girişi yapamadığından.

* Türkiye'nin en çok izlenen dizisine süper bir viral hazırlamayı es geçtiklerinden. 

Bütün bu ve benzeri yazılar blogkürede okunmayı ve değerlendirilmeyi bekleyecekler. Dizinin seyircisi olmasam da böyle büyük bir değere sahip olduğunu bildiğim bir ürünün adam akıllı bir sosyal medya stratejisi olmaması gerçekten  bir kayıp.
 
Aslında bu yazı New York Fashion Week ve Mtv Video Music ödüllerinden dem vurum bizim burada yapılan işlere nasıl örnek teşkil edeceklerini anlatmaya çalışacaktım neyse yarına kaldı.

Not: Burada yazdıklarım tahmin belki de bütün bu yukarıda yazdıklarımı öngörmüşlerdir ve bilerek böylesine boş bırakmışlardır.

Saygılar.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Fiba 2010 Kazananlar ve Kaybedenler

Her ne kadar bir çok kişi gibi benim de beğenmediği bir açılış töreni ile başlasa da şampiyona 2. olup Gümüş madalya almamızla bitmiş oldu. Bu durumu markalar tarafından bakarak, sosyal medya açısından kazananlar ve kaybedenler olarak yorumlayacağım. Yazamadıklarım tabii olarak başarısız değiller sadece daha sansasyonel işlere ve göz önünde kalanlara değineceğim.

Kazananlar 

Bu turnuvada kesinlikle kazanan iki marka Beko ve Garanti Bankası.

Beko bu turnuva için özel hazırladığı Facebook oyunu ve Facebook sayfasının reklamını yaparken televizyonu kullanması müthiş cesur ve umut verici bir hareketti. Benim yazdığım blog yazısına bile çok iyi hitler alırken Beko'nun sayfalarında olan artışı düşünemiyorum.

Garanti Bankası ise sponsorluk yapmasının kaymağını son günlerde kendi ve milli takımla özdeşleşmiş olan #12devadam hashtagının Trending Topics'e girmesiyle yaşadı. Daha önce de bahsettiğim 12devadam.com Google aramalarında 1 numarada çıkmasıyla global bilinirliğine katkıda bulunmuş oldu. Dün akşam #12devadam'ın trend olmasıyla da ilk kez bir Türk markası Trending Topics'te boy göstermiş oldu.(Onur Cengiz'in şu tweetinden alıntıdır) 12 dev adam ne markası diye sorgulayanların cevabı tweette saklı :)

Kaybedenler 

Bu turnuvanın  bir kaybedeni varsa kesinlikle Fiba ve Fiba'nın Facebook fan sayfası yöneticileridir. Bir sayfa nasıl yönetilmez. Bir çok kez gözden kaçırdıkları ırkçılık dolu mesajları duvarlarında barındırdıkları ve bunlara müdahale etmedikleri için bu turnuvanın kesin kaybedenidir. Elbette bir çok kaybeden daha çıkartabilirsiniz. Misal sponsor olup da hiç bir şekilde sosyal medya araçlarını kullanarak bir kampanya düzenlemeyen markalar gibi.  Benim en büyük kaybedenim Fiba'dır ve bunun nedeni ırkçılığa karşı hızlı davranamamalarıdır. Irkçılık gibi konulara hızlı müdahale edilmelidir kesinlikle bunun böyle göz önünde bulunduramayan Fiba önümüzde olan şampiyonalarda daha dikkatli davranmalıdır.
 
Turnuva bitişinde yine Türk Twitter kullanıcıları yine ıskalayarak "Sizinle Gurur"'u Trending Topics'e yerleştirdi. Önceki akşam ilk olarak "Finaldeyiz" sonrasında ise "#12devadam" Trending Topics'te kendine yer buldu. Şunu öğrendik buradan da ; Eğer Trending Topics'e bir şey girecekse ortak akılı devreye sokmamız lazım (#12devadam) eğer yapamıyorsak bizim dilimizin zorluğundan da olabilir  bir şeyleri bir anda Trending Topics'e sokabiliyoruz(Finaldeyiz ve Sizinle Gurur)  ve bunları bizden başka kimseye anlayamayabiliyor ve anlatamayabiliyoruz.

Bir şeylerin trend olmasında ki amaç eğer kendimizi tatmin etmek değil de dünyaya duyurmaksa  eğer ortak akıl ile hareket etmek gerekli sanırım.

Saygılar.
 

10 Eylül 2010 Cuma

Erciyes Üniversitesi ve the Frisky



Erciyes Üniversitesi ve Frisky.com  birbiriyle pek alakalı olmayan iki konu başlığı gibi duruyor değil mi? Frisky.com'um bir postu readera düşene kadar bana söyleseler ben de alaka kuramazdım.

Erciyes Üniversitesi bir araştırma yapmış. (Hep İsviçreli bilim adamları yapacak değil ya). Araştırmanın konusu Erken Boşalma ve Obezite . (Tırıvırı yapmayın, pisleşmeyin bu bilmsel bir makale blog yazısı değil). Bu araştırma ilk olarak Couriermail.au sitesinde Daily Telegraph'ın Avustralya edisyonundan aldığı belirtilerek yazılıyor. Sonrasında Salon.com bloglarından Salon.com ana sayfasına çıkıyor ve En sonunda Frisky.com'da bir blog yazısının konusu oluyor.  (Her ne kadar blog yorularında denekler hakkında makara yapılsa da :))

Frisky.com 670.bin, Salon.com ise 1.2 milyon kişinin günlük olarak takip ettiği siteler. Böyle bir siteye bir haberi yerleştirebilmek çok kolay iş değil. Elbette konu ilgi çekici elbette "sex satar" ama bunu böylesine büyük bloglara ve sitelere satabilmek o kadar da kolay değil. İçerik kaliteli ise her zaman hedefini bulur(Yahu akademik bir şey tabi olarak kaliteli olacak bunu ben söylesem ne olur söylemesem ne olur).

Hiç bir Türk üniversitesi veya ürünü veya markası veya kişisi bu bloglara daha önce haber olmamıştır. Erciyes Üniversite yaptığı bu işle akademik bir makalenin dahi viral bir şekilde yayılabileceğini göstermiş oldu.

Bu yaptıkları hem üniversitenin hem de akademisyenlerin bilinirliliğine çok şey katacağı açık. Akademik dünyada işler nasıl yürür bilmiyorum ama burada az çok bir şey söyleyebilecek kadar süredir bir şeyler yazıyorum. Erciyes Üniversitesi bir çok markanın isteyip de yapamadığı şeyi yaptı tebrikler. Yine böyle ortalıkta yayılabilecek araştırmalar bekliyoruz kendilerinden.

Site verileri Alexa.com'dan Wolfram Alpha kullanılarak alınmıştır.

Saygılar.

Arada bir teşekkür etmek iyidir



Her zaman yazarım sosyal medyada "teşekkür ederim" ve "özür dilerim" cümleleri sihirlidir bana göre. Bir çok krizi bu cümlelerle çözebilir ya da yukarıda olduğu gibi fanlarınızı gaza getirmek için kullanabilirsiniz.

Chuck dizisi oyuncuları Facebook fan sayfalarının 1 milyon kişi ye ulaşmasından dolayı bir teşekkür videosu yayınlamış. Dizinin en sevilen karakterleri bu videoda yer alıyor. Captain Awesome, Morgan Grimes, Big Mike ve teşekkür ediyorlar. Bir de videonun sonunda şakayla karışık bir iddiada bulunuyorlar " 2 milyon fan olunca Joshua Gomez (Morgan Grimes) her fana 1 dollar verecek". Şaka olsa da eğlenceli bir iddia gerçeklik payı olmasa da eğlenceli.

Fanların ısrarıyla yayında kalan dizi fanlarına daha da çok şey borçlu aslında.

Chuck dizisinin sosyal medya ile alakasını kısaca yazdığım bir yazı(1 sene önce yazdım bu yazıyı) var burada. Değişen bir şeyler var bir göz atıp inceleyiniz. O zamanlar resmi bir fan sayfası bile yoktu şimdi 1 milyonu kutluyorlar :)

Saygılar.

9 Eylül 2010 Perşembe

Bunları paylaşasım var # 39

How StuffWorks sitesi kaba çevirisiyle "Sosyal ağlarda paylaşmazsak iyi olacak 10 şey" diye bir liste hazırlamış.(Top 10 Things You Should Not Share on Social Networks).

Bu liste herkesin bildiği şeylerden oluşsa da bir çırpıda bir çok kişinin sayamayacağı şeylerden oluşuyor. Listede "kredi kartı bilgilerinizi paylaşmayın" gibi temel uyarılarla beraber bir çok kişinin gözden kaçırıp ortalığa döktüğü "kişisel tartışmalar" ve "sosyal planlar" hakkında da uyarı yapıyor.

Örneğin "Çocuklarınızın fotolarını paylaşmayın" dediği bir noktada da var. Bunun nedeni tabii olarak nazar değmesi değil diğer paylaştığınız bilgilerle birleştirip size zarar vermesi muhtemel kişilere bir fayda sağlamamak.(Burada Amerikalı şüpheciliği de var sanki). Tabii ne olur ne olmaz bir nazar boncuğu bulundurun :)

Linki tekrar verip kısa kesiyorum  Top 10 Things You Should Not Share on Social Networks

İyi Bayramlar.

Saygılar.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Festival Sosyal Medyası (Altın Portakal)


Altın Portakal Film Festivali bu sene 4-19 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek. Geçen sene olduğu gibi yine bu sene yine sosyal medyada varlar. Çok mantıklı bir şey olmaları gerekli zaten. Twitter ve Facebook hesaplarını açmışlar. Bir çok kurumun yapamadığı gibi festival resmi sitesine koymuşlar. Bunlar güzel hamleler. Bir iki şey gözüme çarptı onları azıcık eleştireceğim. Eğer hatalı bir şey yazarsam hemen buradan ulaşıp düzeltmemi sağlayınız.

Bu sene için Garanti Caz Festivali yapıldı burada yazdım. Çok başarılı bir sosyal medya iletişim stratejisi kurgulamışlar ve gerçekleştirmişlerdi. Resmi blogger üzerinde ilerleyen iş bana göre çok başarılıydı. Bu festivali de Caz Yeşili ile ilgili yazdığım yazıda olduğu gibi 5 madde üzerinden incelemeye çalışacağım.

1-Facebook etkinlik sayfasını kusursuza yakın düzenle!

Ne yazık ki burada bir ufak şeyi gözden kaçırmışlar. Bu sayfa bir etkinlik için açılmış ve ilk etapta insanların etkinliğinin tarihini öğrenmek için bakacakları yerde yanib Bilgiler sekmesinde festivalin gerçekleşme tarihi yazmıyor. Sayfa moderasyonu iyi gözüküyor ilk etapta fakat keşke "Festival Günlüğü" adında bir blog açıp sayfayı onunla bağlasalardı. Yeni açılan bu sayfa ilerleyen günlerde düzenlenecektir elbette.

2- Twitter'da hashtag kullan! 

Zaten festivalin adı zaten çok güzel bir hashtag #altınportakal daha iyisi bulunamazdı ve Twitter'da şimdiye kadar sıklıkla kullanmışlar. Hashtaglar aynı düşüncede olan insanları bir araya getirme ve onları bu konu hakkında konuşmaya iten unsurlardandır(Bana göre :)

3- İletişimi koparma! 

Festival daha başlamadıysa da kendileri hakkında konuşulan tweetleri rt etmekten imtina etmedikleri ile hesabın sahipsiz olmadığını fark ediyoruz. Muhtemelen buradan sorulan bir çok soruya cevap vereceklerdir. Yavaş yavaş tvlerde haberler döndükçe burası da hareketlenecek.

4- Blog ilişkileri 101

Bu konu aslında festival başlanıldığında yazılması gerekli ama keşke bir blogger bulsalardı da festivalin içinde olan herşeyi ön hazırlıklarında festival gününe kadar herşeyi yazsaydı. Diğer bloglar ile olacak iletişimi yakın zamanda göreceğiz zaten sinema blogcular festival hakkında konuştukça kurulacak ilişkileri anlamlandırcağız.

5- Güncelle! 

Bu işi iyi yaptıklarını gözlemleyebiliyoruz çeşitli yan ödüller hakkında verilen bilgiler sık sık önümüze düşüyor. Şöyle farklı haberler ile "Sinema dünyasının uzun yıllardır peşinde olduğu ve artık hiçbir kopyasının var olmadığına inandığı ‘Beyond The Rocks #altinportakal da" güncelliği koruyorlar.

Son söz: Festival başlayıp üzerinde olan baskılar arttıkça organizasyonun sosyal medya ayağında olan gelişmeleri yakında takip edeceğim. Bir de niye 47 sayısını oraya iliştirdiniz anlamadım yahu. Örnek olarak bir şeyler yazmak gerekirse Emmy ödüllerinin ismi Primetime Emmy diye. Keşke o sayı orada olmasaydı. Sosyal medya hesaplarını resmi siteden bildirmeleri başarılı ve günü yakalama çabaları takdire şayan.

Saygılar.

7 Eylül 2010 Salı

Yeni Medya Düzeni Konferansı



DYG(Doğan Yayın Grubu) çok güzel bir konferansın temeli atmış bu sene devamı gelecekmiş sanırım. Dün tvde reklamını görünce sitesine(Yeni Medya Düzeni) girip bir bakayım dedim kimler geliyor. Çok sıkı konuşmacılar var konferansta. Benim jenerasyonunun en sevdiği kişilerden Seth Godin,  uzun kuyruk yaklaşımı ile pazarlamacıları ufuklarını genişleten adam aynı zamanda Wired dergisi editörü Chris Anderson (Wired) gibi aynı zamanda çok iyi konuşmacılar olan kişiler var. Diğer katılanlar için yukarıdan sitede olan listeden ulaşabilirsiniz.

Bir not daha : Ahmet Yeşiltepe'de konusunda en yetkin isimlerdendir. Katılabilsem soracağım sorular vardı lakin çok para yahu. (Bak şimdi Chris Anderson veya Seth Godin'e sorun yok mu demesin onlara da elbette var ama bizim ülkemizi onlardan daha iyi bilen, sektörün tam içinde olduğu ve internet üzerinde olan içeriklerin kalite durumu hakkında yetkin olması önemli, bir de gelenekselden yeni medyaya geçen bir kişi olmak nasıl bir olaydır onun da anlatabilir (tam geçmese de bir ayağı da buralarda) he bir de yabancı dilim çok iyi değildir :)) Funny or Die(bahsettiğim olay şurada) videosunu niye kesip biçtiler onu da sorabilirim aslında.

Hazır adamlar ayağınıza gelmişken(Seth Godin video konferans ama olsun:) katılımcıların en popüler ve Türkçe alt yazılı TED konuşmalarını da eklemeden olmaz.

WIRED editörü Chris Anderson'dan teknolojinin Uzun Kuyruğu üzerine 



Seth Godin, Dilimlenmiş Ekmek 



Görsel DragonFly Blog'tan

Saygılar.

5 Eylül 2010 Pazar

Twitter Listeleri ve Algı


Sosyal medyada herkes kişi veya kurum fark etmez, herkes markasını biraz daha parlatmak için bir şeylere yaslanır. Kendimden örnek vereyim; ben marka algımı yönetmek için siyaset, futbol ve din konularına girmemeye çalışıyorum genellikle. Her an birinin kara listesine girebilirim ve aslında hiç alakam olmadığı halde hatalı bir etiketle ile karşılaşabilirim.

Kendimizi her ne kadar kısa bio kısmından anlatmaya çalışsak dahi bizi tanımlayan, aslında insanların bizi nasıl gördüğüdür. Ne yazık ki bu durumu herkese tek tek sorma şansımız yok ama bir çok kişiye sormadan, kullandıkları Twitter listeleri sayesinde bizi nasıl algıladıklarını belli ediyor.

Twitter listeleri hepimizi tanımlayan listelerdir. Birisi markanızı veya sizi hangi listeye eklediğini kontrol ediyor musunuz? Bilmiyorum ama ben her gün hangi listelere dahil olduğumu kontrol ederim, insanlar beni nasıl algılıyor diye.

Sosyal medya baştan aşağı algı yönetmektir(Sıkça başka şekillerde kullanılsa dahi). Misal markanız "kan emiciler" diye bir listeye girmişse ne yaparsınız? Fark etmemişseniz hiç bir şey ya da markanız için "onsuz olmaz" adlı bir listedeyseniz bir şey yapamayabilirsiniz (Aslında bir teşekkür etseniz hani fena olmaz) muhtemelen bir çok marka bu şeyi gözden kaçırıyor. Bir çok kişinin de gözden kaçırmış olduğu gibi.

İnsanlar Twitter listelerine birilerini ekledi diye takip etmek zorunda değil. Bir çok kişi bu listeleri favori olayları için kullanıyor. Ben F1 pilotlarını takip etmiyorum fakat kolayca ulaşabilmek için bir listeye dahil ettim ya da Dragon's Den Uk programında olan ejderleri de takip etmesem de onların kişisel yaşamlarında bir şeyler merak ettiğim zaman bu listelerden ulaşıyorum. Yani sadece takipçilerinize değil sizi adlandıranlara da bir şeyler yapsanız fena olmaz.

Ufak bir deney yapacağım aslında çok sevdiğim 3-4 markayı "hatemark" adlı Twitter listeme ekleyeceğim ve 2-3 gün bekleyeceğim bu durumu merak edip bana ulaşan birileri olacak mı? Bakalım bu markalar sadece hesap açmakla mı yetiniyor yoksa sosyal medya ilişkilerini ciddiye mi alıyorlar? Sorun çözmeye hevesliler mi? Sadece bana "niçin böyle adlandırdınız?" sorusunu sorsunlar yeter.

Not: Eğer bir geri dönüş olursa buradan bir teşekkür yazısı yazacağım. Aman kimse bana sormasın sen kim oluyorsun koca koca markaları test ediyorsun? Hiç kimse değilim :)

Saygılar.

4 Eylül 2010 Cumartesi

CW bu işi biliyor !

Klişe bir başlıkla yine karşınızdayım.(Böyle konuşunca da akşam kendi kendine millete oyro dağıtmaya çalışan sunucu gibi hissettim kendimi.)

Neyse saçma bir girizgahtan sonra konumu anlatayım kısaca zaten bir kaç görselle destekleyip kısa keseceğimi umuyorum. Hava durumunun birden değişmesi ben de biraz uyuşukluk yaptı. Konu : CW adlı(Cbs ve Warner Brothers)  Kuzey Amerika kanalının hedef kitlesini iyi tanıyıp bu durum üzerine belirlediği sosyal medya hesaplarını nasıl yönettiğine üstten bir bakış atmaya çalışacağım.

CW kanalı daha çok gençlere yönelik yayınlar yapan bir kanal. Tv şovları arasında Gossip Girl, Supernatural, Smallville gibi diziler var. Zaten dizileri görünce hedef kitlesi kendini belli etmiştir sanırım. Kısa kısa sosyal ağlarda olan hesaplarını gözden geçirip farklı olan noktaları paylaşmaya çalışacağım.



Facebook : Facebook sayfası temiz ve şovlara giden, bizim milyon kişinin takip ettiği fan sayfalarının aksine yanar dönerli giflerle dolu olmayan link listesi var. Kendi sayfasını diğer linklere öneri sayfası olarak kullanıyor görüldüğü gibi. En dikkat çeken özellik daha yayınlanmamış olsa bile bu sezonu yeni dizilerinin(Nikita ve Hellcats fan sayfaları açılıp listeye eklenmiş). Şundan çıkartılacak ders sosyal medya fırsatçılara bırakılmayacak kadar önemli bir iletişim noktasıdır.

*The Cw Kanalının Facebook'ta takipçi sayılarından da anlayabileceğimiz gibi amiral gemisi Gossip Girl dizisi.

*Bu aralar bütün Facebook fan sayfalarında yeni dizilerinden Nikita'nın tanıtımları var. Daha dizi yayına çıkmadan 50 binden fazla takipçi yakalamış.

*Vampire Diaries (Nina Dobrev nasıl güzle bir insan evladıdır yahu) ise Ford Fiesta ödüllü yarışmayı Facebook üzerinden destekliyor.. Bu promosyon sayfası dikkatli bir şekilde izlediğim Wildfire şirketi tarafında oluşturulmuş Promotions uygulaması ile yürütülüyor.

 *Smallville sayfasında ise facebook takipçilerine özel bir promosyon kodu bulunmakta.



 Twitter:   Kanal bir çok spekülasyondan kurtulmak için diziler ile alakalı herkesin Twitter hesabını özel bir sayfa ile duyurmuş. Twitter kanalını daha çok oyuncularının hesaplarını ve dizilerini tanıtmak için kullanıyor. Bu aralar Nikita'yı pompalama işi buradan da sürmekte. Profesyonel bir takımla çalışıltığı belli olan kanal sadece kendi kanal haberlerini değil oyuncularının girdiği farklı listeleri de buradan yayınlıyor.(The 12 hottest women on fall tv)

 Son söz : Kanal gençlere yönelik olduğu ve bu konuyu kavrayıp(neden böyle dedim bilmiyorum bu işlerin kaynağı orası kavramamaları saçma olur zaten) daha sıklıkla gençlerin kullanıcısı(halen öyle yahu biraz araşatırın herşeyi bloggerdan beklemeyin:) olduğu sosyal ağları kullanmasıyla hedef kitlesi ile ikili ilişkiyi koparmıyor. Bizim memlekette sıklıkla karşılaşılan popüler şeylerden yararlanıp sonra kendi işlerine alet etme uygulamasını engellemek için Facebook hesaplarını erkenden alıp açmak çok yararlı bir iş en azından kendi itibarları ve yayınladığı dizilerin itibarları konusunda önemli bir uygulama. The Cw Kanalının resmi sitesinde bir adet blogları olduğunu da unutmadan söyleyeyim.

Saygılar.

2 Eylül 2010 Perşembe

Bunları paylaşasım var # 38

Sosyal medyada iş yapmak isteyen şirketlerinin buraya girmeden önceki en önemli sorusu şudur " Sosyal medyaya yaptığım yatırımdan nasıl geri dönüş alacağım? ya da İngilizce bilenen kısaltmasıyla ROI nasıl belirlenecek?

Steve Strauss Open Forum'da bu gün yayınlanan yazısında bu yukarıda sorduğum soruya cevap vermiş. Sosyal medyada Roi ölçümünün 7 yolu(7 Ways to Measure Your Social Media ROI) yazısını yazmış.

Bu yolların kısaca başlıklarını verip yazının tamamını okumanızı salık veririm.

1- Money (Para)
2- Traffic (Trafik)
3- More fans and followers (Daha çok fan ve takipçi)
4- More real relationships (Daha gerçek ilişkiler)
5- Increased brand awareness (Marka bilinirliğinin artırılması)
6- Budget savings (Bütçe tasarrufu)
7- Better customer relations (Daha iyi müşteri ilişkileri)

Maddelerin açıklaması yazıda 7 Ways to Measure Your Social Media ROI  (Open Forum)

Saygılar

1 Eylül 2010 Çarşamba

Sadece Conan



Conan O'Brien'ın yeni şovunun adı belli oldu. Twitter'da da  yayınladığı gibi adında "tonight" ve "show" kelimeleri yok, sadece "Conan" olarak belirlendi. Başlama tarihi de belli oldu tabii Türkiye'de yayınlanıp yayınlanmayacağı belli değil. 8 kasımda başlayacak program.

Olanların sıkı takipçisi olarak ne olup buralara geldiğini sürekli blogda yer verdim. Bahsettiğim yazılar şunlar.

Coco is with TBS  (13.Nisan.2010)
Conan anlaştı program bitiyor  (22 Ocak 2010)
Conando'yu fanlar saatinde tutabilecek mi?  (13 ocak 2010)

Spontane gelişmiş olsa da belki de bu senenin en ses getiren sosyal medya merkezli hareketlerinden biri oldu Team Coco. Programdan yüklü bir miktarda tazminat almasıyla sonuçlan olaylarda her şeyde sona gelindi. TBS ile anlaşıldı.

TBS bu işten karlı çıktı gibi görünüyor. Bu işi yöneten kişiler ve Conan O'Brien'da sürekli fanlarıyla iletişimde kalarak ya da yaptığı hareketlerle(Twitter'in merkezini ziyareti) bu işte kendini yalnız bırakmayanlara karşı sürekli iyi davrandığını ve yaptıkları şeylere minnettar gösterdi. Twitter hesabını açması bile bir teşekkür olarak algılandı.

Muhtemelen açılış bölüm çok iyi reyting alacak(Rekor kıramaz(Hani bizim klişemiz var ya reyting rekorları kırdı) diye tahmin ediyorum çünkü TBS kablo tv şebekesinde çalışan bir kanal ve belli bir kitleye ulaşıyor sadece)

TBS karlı çıktığını söyledik, tabii yatarak ve sadece TBS'in çabası ile olmadı bu işler. Çok basit bir örnek vererek anlatayım. TeamCoco bloguna girdiğinizde köşede oluşturulan sayacı göreceksiniz. Bu sayaç bloglara eklenebilecek bir sayaç. Bu sayaç genelde daha büyük organizasyonlar için oluşturulan sayaçlar gibi (Fiba'nın yapmadığı gibi misal). eminim bir çok Coco fanı o sayacı bloglarına ekleyecek ve Coco'yu beklemeye koyulacak. Bu tarz widgetler bloggerları unutmadığınızı ve onları önemsediğinizi göstermesi açısından etkili bir işaret olarak algılanabilir.

Burada tekrar tekrar sosyal medyada nasıl etkili olduklarını anlatmayacağım. Eski yazılarımda bir çok kez dile getirdim fakat Team Coco ekibinin Facebook, Youtube gibi ağları nasıl kullandığı gözlemlemek bize bir şey kaybettirmez.

Not: Lütfen beni "Neden bizim millette dizilerde Twitter kullanıyor onları yazmıyorsun" diye eleştirmeyin. Konun özünden sapmayın. Twitter'ı kullanmak var kullanmak var.

Saygılar.

Facebook Sayfası