blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2014 Çarşamba

İş Arayanlara Küçük Tavsiyeler



United People'da çalışmaya başlamadan önce epey bir süre işsiz kaldım. Sürekli olarak ne yapacağıma karar veremedim. En sonunda bu bloga yazmaya başladım bu ay 5. senesini doldurdu. Bu blog benim işimi bulmamda bana epey yardımcı oldu hakkını yiyemem.

İşsizliğin nasıl bişey olduğunu iyi bildiğim için iş arayan arkadaşlara "sosyal medyada nasıl iş aranır?" minvalinde bir iki ipucu vereceğim. Umarım işinize yarar.

*Ajansların Facebook Sayfaları
Kesinlikle takip edin hatta çalışmak istediğiniz ajanslar CV'nizi direkt mesaj olarak sayfadan iletin. Bir sürü ajan buradan iş görüşmesi bağlıyor. Ek olarak iş ilanlarını da kendi sayfalarında paylaşan ajanslarda cabası.

*LinkedIn
LinkedIN hesabınızı güncel tutun. Okuduğunuz okullar, sertifikalar, yetenekler(gerçekci olun bilgisayarın açma düğmesine bastığınızda bilgisayar mühendisi olmuyorsunuz), mail adresleri, bloglar hatta sosyal medya hesapları mümkünse Slideshare'da yaptığınız sunumlar ve bence en önemlisi çalıştığınız markaların listesi hesabınızda yer alsın(sıfırdan başlayanlar markalardan önce kişisel projeleri var ise onları çözümleleri ve sunumlaştırmaları iyi olur). LinkedIn'de diğer kullanıcılar ile etkileşime girip iletişime devam edin görünür olun. Hatta paranız varsa Premiıum hesap alın. (en azından 1 aylık olarak)

*Hashtagler ve Twitter Arama Özelliği
İş arama konusu oldukça ciddi bir mesai gerektiryor. Facebook'ta çok iyi bir arama sistemi yer almıyor fakat Twitter oldukça başarılı bir şekilde kelime bazlı aramalara olanak sağlıyor. Örnek olarak "sosyal medya uzmanı" olarak bir arama oluşturun. Tweetdeck gibi bir araç kullanıyorsanı bu tip aramaları çoğaltabilirsiniz. En popüler bazı hashtagler şöyle: #işilanı #jobs ve #pozisyon olarak sıralanabilir.

*Kişisel Blogunuz
Geçmişte özellikel TBWA beni iş alsın adlı blogla dikkat çeken bir girişim olmuştu hatırlarsınız. Bu hiç de hatalı bir yöntem değil emin olun blog yazmam hem sizin için hem de işveren için iyi bir referans noktası olacaktır. Ek olarak blog yazmanın temel SEO bilgilerinin geliştirmek gibi bir yan etkisi de var.

*Sektörel Yayınların Sosyal Medya Hesapları
Birçok sektörel yayın kariyer ile ilgili köşeler bulunduruyor ve gayet güncel bir şekilde reklam yayınlamaya devam ediyorlar. Buralardan da gayet uykun ilanlar ile karşılacaksınız.

Benim iş arama sürecinde size destek olabileceğini düşündüğüm, aklıma gelen şeyler bunlar. Son olarak unutmayın sosyal medyada yaptığınız herşey sizin CV'niz olarak önünüze çıkacaktır. Birçok ajans sizin sosyal medyada yaptıklarınıza karışmaz ama siz ne yapın ne edin dikkat edin.

Saygılar

8 Nisan 2011 Cuma

Chuckandsarahwedding.com : Basit ama keyifli bir fikir

Chuck dizisi benim favori dizi listelerimin üst sıralarında yer alır her zaman. Severim izlerken eğlenirim. Dizi içinde olan göndermelerin hastasıyımdır. Chuck'ın bütün hikayesinin Tron posterin arkasına yazmasının da hastasıyımdır. Yani anlayacağınız sevdiğim bir dizi. Sürekli sallantıda olup her seferinde fanların bastırmasıyla bir sezon daha uzar ömrü. Sanırım bu konuda tek dizidir şu an. Neyse konu bu değil zaten.



Konumuz bizim yöneticilerimiz her hangi bir projeye bile blog açarken zorlanıyorken bu dizinin yöneticileri dizinin içinde olan bir olay için bile bir blog hazırlayıp takipçiler ile etkileşime girmenin yeni yollarını arıyorlar. Oldukça basit bir yöntem. (sanırım bu konuda yerli yapımlarda en cesur isim Küçük Sırlar lakin o da Gossip Girl ile olan benzerliğinden dolayı biraz göz ardı ediliyor). chuckandsarahwedding.com blogumuzun adı.

Blogun konusu Chuck ile Sarah'ın düğün hazırlıkları.  İçerik bu aralar pek ilgi alanlarıma dahil olmayan bir konuyu içerse de dizinin izleyicilerini çekecek bir iki ufak espriyi barındırmıyor da değil. Örneğin bir süre önce dizinin ilginç karakterlerinden Jeff ile Lester'in(gerçekten garip karaterlerdir) blogu ele geçirmesi gibi enteresanlıklar eklemişler. Blogun yazarı Chuck karakterinin aşırı korumacı ablası Elie. Diziyi takip edenler için hoş bir eğlencelik olacaktır. Anlaşılan her karakteri yavaş yavaş bloğa konuk olarak alacaklar. Dedim ya adamlar etkileşim fırsatını kaçırmıyorlar hemen bloğa Guest Book kısmını eklemişler. Her post hakkında yorum yaparken bir de ekstra insanların iyi dileklerini bildirmelerini sağlamışlar. Registry kısmından da enteresan bir şeyler çıkacak elbette.

Saygılar.

1 Nisan 2011 Cuma

Gazete Blogları ve Etik

Bugün ortalıkta basın etiği ile ilgili bir seminerden yazılar dolanıyordu. O yazıların sonunda bir de bloglar için bir etik liste ekleştirivermişler. Tabii ki liste gazete blogları için yazılmış bir listeydi. Burada hakeza benim gazete bloglarına mesafeli durduğumu ve özgürce fikirlerin paylaşılabileceği bir ortam olarak görmediğimi okumuşsunuzdur. Sağ olsunlar bu düşüncelerimi yayınladıkları etik listesiyle perçinlemiş oldular. Konu hakkında geniş bilgi için şu linke bir bakınız.

Verdiğim yazının en altında gazetede blog yazanlara dair etik ilkeler bölümüne bir göz atın. Genel bilinen kuralların yanında iki kural var ki işte özgürlük konularına takılıp kalıyor ve gazetelerde neden blog yazılamayacağını ortaya koyuyor.

*Blog yazarı, kurumunun ilkelerine uygun davranmalı ve gazetede veya televizyon ve radyoda kabul görmeyecek kişisel fikirlerini açıklamaktan kaçınmalıdır.

  Yani diyor ki senin fikrin önemli değildir gazete sahibi ne diyorsa o önemlidir. Aykırı bir şey söyleyemezsin. Söyleyeceğin şeyler radyoda veya televizyonda dillendiremeyecek kadar aykırı ise yazma. Rtükten geçemeyecek şeyleri yazma sansüre boyun eğ. Çünkü sen gazetede blog yazıyorsun akıllı ol. Fikirlerin önemli değil işte sana blog yeri verdik belki bir gün köşe yazarı olursun sus gazetenin tetikçisi ol bir gün şirinleri, olmazsa yazı işlerini görebilirsin. (Kurmaca gibi geldi değil mi? Biraz gazete bloglarını gezerseniz uzun süre gazete ile aynı frekansta yazanların nasıl artık ana sayfada yazmaya başladığını görebilirsiniz)

*Kimi özel durumlarda blog sahibinin kimliğini gizlemesi ve mahlas kullanması kabul edilebilir. 

 Kimi özel durumlarda blog sahibi kimliğini gizleyebilirmiş. Ne gibi özel durumlar? Hem yukarıda aykırı olma diyorsun hem de kimi durumlarda kimliğini gizleyebilirsin diyorlar. Anonim olmak bir haktır ve "kimi özel durum" diye bir şey olamaz, kişi anonim olmak istiyorsa olur, kimse bu isteğine karışamaz. Anonimlik millette küfür etmek için oluşmuş bir kültür değildir var olan düzende kendini güvende hissetmediği için anonimlik olmuştur. Anonimlik düşünsel bir tercihtir. İnsanların anonimliğine karışmak özgürlüğüne karışmaktır.

"Kimi özel durumlar" ve "kabul görmeyecek düşünceler" kısımlarının tanımlarını yapmadıkları sürece hiç bir gazete blogçusu özgür hareket edemeyecektir(Bu tanımlar yapılamaz zaten kimse kusura bakmasın). Keyfi yaptırımlar ile karşı karşıya kalır. Birilerinin kafası estikçe bu etik kurallara dayandırarak blog yazıları siler. Silmiştir de pek gözümüze ilişmemiştir kol kırılır yen içinde kalır misali.

Agresif bir yazı oldu biraz ama kusura bakmayın. Böylesine ucu açık şeyleri kural deyip birileri önümüze koyarsa ben de böyle yazılar yazmak zorunda kalırım.

Saygılar.

16 Mart 2011 Çarşamba

Nerede benim paylaş butonum?

Paylaş butonlarının yerleri belirleme konusunda aslında en doğru kararı arayüz tasarımcılar(User Interface Designer) ve kullanılabilirlik uzmanları verir. Ben sadece paylaş butonları en popüler haber sitelerinde nerelere konulmuş onları göstermeye çalışacağım. Böylelikle en popüler kullanım şekilleri ile bloglarımıza ve diğer içerik sitelerimize yol gösterici olabilirler.
Popüler olan haber sitelerinin Alexa'da üst sıralarda olanlardan belirledim. Sıralayacaklarım daha çok geleneksel medyanın da ağır topları olan şirketlerin web siteleri. BBC, CNN, NYT, The Guardian, WSJ şirketlerinin web sitelerini inceleyeceğim.

BBC 



BBC Online web sitesi paylaş butonlarını içerik başlığının yanında ve yazıların en alt kısımlarında sayfanın altında bulunduruyor.

CNN 
CNN de aynen BBC'nin yaptığı gibi içeriğin başında ve sonunda paylaş butonlarına yer vermiş. Ekstra olarak Facebook Recommend butonunun da görebiliyoruz.



NYT'de paylaş butonumuz sadece yazının başında yer almakta. Yazının alt kısımında paylaşma opsiyonumuzu mailden yana kullanmak zorundayız.

Guardian paylaş başta ve sonda olan paylaş butonlarının yanında Facebook Share, Tweet, Reddit ve Yahoo Buzz butonlarını da yazının başına koymayı eksik etmemiş.








WSJ'de diğer siteler gibi yazının başında ve sonunda paylaş butonlarını eklemiş. Yazının başında ekstra olan Facebook Like buton ve Tweet butonu da yer almakta. Tekrar hatırlayaım Facebook tarihinin en fazla "like" alan haberine sahip olan site WSJ'dir.

Görüldüğü üzere bütün websiteler içeriklerinin sosyal medyada dolaşmasını istemekte ve bunları insanlaraın rahtaça yapabilmesi için paylaş butonlarını bir şekilde ulaşılabilir kılmakta. Genel kullanım yazını başında ve sonunda kullanmak. Bazıları Facebook like ve Tweet butonunu kullanmayı tercih etmiyorlar. Bir kaç yerde okuduğuma göre Facebook Like butonu web sitelerinin açılış hızını düşüyormuş. Nedenlerden biri bu olabilir. Her tarafı buton doldurarak görüntü kirliliği yaratmak istemiyor da olabilirler.

Yine de çıkartacağımız en önemli ders her içerik geliştiricisi en azından paylaş butonlarını bloglarına entegre etmesinin gerekli olduğu. Popüler bir kaç paylaş butonu uygulamasını da ekleyip yazımızı bitirelim. Facebook ve Tweet butonlarını zaten blogger kullanıcıları otomatik ekleyebiliyor ya da Facebook ve Twitter'ın ilgili sayfalarında bulabiliyor. 
  
Share This 

Not: Görseller ile biraz lüzumsuzca şişti yazı sanki ama idare edin artık. Bu seferlik böyle oldu :)
Saygılar.

15 Mart 2011 Salı

Yeni yılda yeni Blogger



Malum SXSW devam ediyorken ve her servis yeni özelliklerini açıklıyorken Blogger da boş durmamış bir çok yeniliği açıklamaya karar vermiş. Zaten geçen sene boyunca tema tasarımcısı, anlık istatistikler ve spam engelleyici gibi önemli değişiklikler yapmışken bu sene kumanda paneli ve kayıt gönderme bölümlerinde büyük yapılandırmalara gidilmiş. Video hem eğlenceli bir video olmuş, hem de bilgilendirici. (Acaba bu videolara da infovideo mu deniyor?) Videoda 50 dil demişler ya hani haliyle merak edip Türkçe'yi arayanlar sağ üst köşede bulabilir.

Adamlar boş durmuyor tabii olarak biz bloglarımıza giremesek de adamlar  bu büyük platformu daha kullanılabilir ve tercih edilebilir bir hale getirmek için uğraşıyorlar. Bu arada yeni bir haber olarak Blogspot sansürü yakın zamanda kalkacakmış. Karar iptal edilmiş. Şimdi dört gözle Digitürk'e açılan davanın sonuçlanmasını bekliyorum. Bir çok kişiyi bloglarına ulaşma konusunda mağdur eden Digitürk'ün ceza alması en büyük dileğim. Eğer bu kafa ceza alırsa belki bundan sonra görevlerini kötüye kullanmaktan kurtulabilirler. Sansür ile haberin kaynağı Cyber-Rights.Org.Tr

Bir kaç gün sonra SXSW bitince büyük bir kapanış yazısı yazacağım kaynakları biriktiriyorum. Bakalım bu senenin parlayan yıldızı hangi servis olacak?

Saygılar.

9 Şubat 2011 Çarşamba

AOL ve İçerik

AOL (diğer adıyla America Online pek kullanılmasa da artık ) yakın zamanda iki büyük blogu satın aldı. İlk duyduğumuz satın alma Techcrunch ile oldu. AOL 35 milyon dolar fiyatla blogu bünyesine dahil etti. Dün de Huff Post'u satın aldığını öğrendik. Ona ise 350 milyon dolar civarı bir para ödemiş. Böyle ses getiren satın almaları daha öncede yapmıştı AOL. Belki en bilineni Netscape için ödediği 4.5 milyar dolardır ve bir çok kişi için felaket bir yatırım olarak görünen Bebo için ödenen 850 milyon dolardır. Neyse bu satın almalar ne demek olabilir? Biz de böyle bir değere ulaşabilecek mi içerik üreticiler? gibi sorunlar üzerinde kafa yoralım.

Bu satın almalardan ne anladım?

Her ne kadar bir türlü içerik üreticiler hakkettiği karşılığı alamasalar da bazı şirketler içerik üreticilere ciddi değer veriyor anlaşılan. Huff Post ve Techcrunch gibi etki alanları yüksek iki blogu satın almak içerik üreticilerin ciddi güçleri olabildiğini anlatabilir herkese. Huff Post'un liberal duruşu AOL'nın internet kullanıcıları karşısında olan duruşunu güçlendirebilir, malum internet özgürlüktür. Techcrunch ise AOL'a yeni girişimleri için yön gösterici olabilir. Techcrunch bir çok yeni girişime herkesten önce dokunduğunu biliyoruz bu özelliği AOL'un değerlendirmesini öngörmemiz lazım. TechCrunch sayesinde bir çok yeni yatırım için yol göstericiye sahip oldu. About.me gibi bir anda yükselen girişimleri yakalamak için iyi bir yaklaşım oldu bu satın alma. (About.me kurucularından birisinin AOL2un eski çalışanı olması durumu da var onu başka zamana :)

Diğer bir yandan AOL sürekli olarak içerik üreticilerinin peşinde olduğunu hatırlatalım. Geçen senelerde satın aldığı yerel bazda içerik ve haber girişi sağlayan Patch.com bu durum için iyi bir örnek yine. Aralık ayında satın aldıkları yine B2B içerik pazarlama şirketi Pictela.com'u da unutmamak gerekir. (Pictela baştan sona incelenmesi gereken bir şirket onu da unutmayalım verdikleri servis çok enteresan) AOL bu satın almalar ile web 2.0 için üretilen bütün önemli içeriğin kendi üzerinden dağılmasını istiyor gibi. Facebook interneti yutmaya çalışırken  AOL ise bütün içeriği yönlendirmek istiyor. Sanırım önümüzdeki seneler "sosyal ağlar içerik üreticilerine karşı" senaryosunu  izlemek ile geçecek. Diğer bir yandan yazı için araştırma yaparken şu çalışmaya denk geldim benim bu paragrafta yazdıklarımın uzun uzun anlatımı burada var olmakta. The Aol Way Bu sunumu iyi inceleyiniz.

Biz de böyle bir değere ulaşabilecek mi içerik üreticiler? 

Elbette bu sayılar ile bizim ülkemizde olan sayıları karşılaştırmak doğru olmaz. İşe şuralardan bakmak gerekli

*En sonunda içerik üreticiler değerleniyor

*İçerik üreticiler yaptıkları karşısında bir şeyler kazanma ihtimaline kavuşuyor
.
*İçerik üreticiler artık yaptıklarını keyif yanında para kazanmak içinde yapacak.

*Demand Media gibi içerik üretim üzerine konumlanmış şirketler ile karşılaşacağız.

*Yavaş yavaş "content farm" kavramını duymaya başlayacağız.

*Geleneksel medya yayıncılar yeni medyanın yeni içeriğine ulaşmak için   Demand Media gibi şirketleri ile anlaşacak.

*Özgün içerik diye söylenip durduğumuz şey gerçekten değerini bulacak.

* SEO artık tamamen içerik üzerine kurulacak. Artık sadece aradığımızı bulacağız. (İyi niyetli SEO çalışmalarına karşı değilim ama kötü niyetlilerden de bıktığımı söylemeden edemeyeceğim)

Neyse yazı oldukça uzadı. Aslında sadece the Aol Way yazısını ve o yazı içinde olan AOL master planını koysaydım da olabilirdi.  Eğer AOL kimleri satın almış diye merak ederseniz de Wikipedia'nın şu başlığı sizi bilgilendirecek.

Yine unutmadan Cuma Social Media Week kapsamında memleketin en  sıkı içerik üreticileri konuşacak Zaytung, Bobiler, Sezyum, Gökhan Yücel saat 16:35 civarı Bilgi Üniversitesi'nde içerik kavramı üzerine konuşacaklar.
 
Saygılar.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Sadece Beğen!



Bloglar alemin en fazla içerik üreten blog topluluklarından birisi olan Gawker Media topluluğu bir gün önce tasarımını değişirdi. Şu cümle aslında benim her zaman burada yer verdiğim konulardan değil. Bir sitenin ve blogun tasarımın değiştirmesi pek ilgimi çekmez eğer içerik üretiminde bir yavaşlama olmuyorsa. Neden böyle bir şey yazdım?


Nedeni şu: Gawker tasarımını değiştirirken bir de sosyal medyaya bakışını da değiştirdi. "Tweet buton" ve "Add This" gibi paylaşım butonlarını bloglarından kaldırdı. Sadece Facebook "Beğen" butonu ile yola devam etme kararı aldı.

Bu durum üzerine Observer Nick Denton'a neden böyle yaptınız diye bir soru sormuş. Nick Denton'nun cevabı ise "Bizim en büyük sosyal medya trafiğimiz Facebook üzerinden diğerleri de var ama o kadar büyük değiller"  gibi bir şey olmuş.. Observer'ın haberinin altında "Update" başlığında olarak Aslında bir numaralı kaynağın StumbleUpon olduğunu iliştirivermiş.

Olay çok karmaşık bir hal almış anlayacağınız. İçerik üreticileri elbette istedikleri kaynaklar için yayın yapabilir, istedikleri paylaşım butonunu koyabilir fakat sadece Facebook butonu koymak, Twitter ve StumbleUpon butonu koymamak büyük risk. Hele ki daha bir ay kadar önce StumbleUpon'nun trafik grafikleri ortaya çıktığı düşünülürse. Nick Denton cesur hamleleri ile tanınan bir kişi bu yüzden yaptığı bu hamleyi iyi incelmek lazım. Facebook'un hesapları arasında "tüm interneti yutmak" olmasını düşünmek yeni bir şey değil fakat böylesine destekler göreceğini düşünmüyordum açıkçası. Yayıncılar daha çok okunmak, izlenmek için bütün sosyal medya araçlarında aktif olmak ister diye düşünürdüm. Gawker bu durumu farklılaştırdı. Nick Denton'nun bu hamlesi bakalım işleri nereye kadar getirecek? İzlememiz gerek  Sadece Facebook yetecek mi? Yoksa Gawker geri adım atacak mı?

Saygılar.

28 Ocak 2011 Cuma

Bunları paylaşasım var # 56 (Sosyal medya blogları)

Bu serinin adını sevmiyorum ama ne yapalım başladık bir kere. Böyle kalsın. Belki ilerleyen günlerde başka bir şekilde değiştiririm. Neyse bu sefer paylaşacağım şeyler 3 farklı blog listesi. 3 farklı şekilde hazırlanmış fakat aynı blogları içerek 3 farklı blog listesi.

İlki Social Media Examiner blogunun hazırladığı Top 10 Social Media Blogs: The 2011 Winners! listesi. Listenin 1.si Brian Solis'in blogu diğerleri için linke gidiniz. Başka bloglar gibi bütün listeyi buraya yığmaya gerek yok kim yapmışsa okuyun oradan.

Bir diğeri ise Ignite Social Media blogunun Top 20 Social Media Blogs. Trafik ve kullanım süreleri üzerinden listelenen blogların 1.si Mashable.  

Sonuncu listemiz ise Business Insider tarafından hazırlanmış. 10 Social Media Blogs You Should Be Reading Burada bir sıralama mevcut değil.

Bu listeler arasında ortak noktalar var. Listeler sosyal medya hakkında en güncel bilgileri bulabileceğiniz blogları da sıralamış aynı zamanda. Yeni başlayacak için bu bloglar bu işlerin(sosyal medya) nasıl yapıldığını görmek için birebir. Chris Brogan, Brian Solis, Mashable, Danny Brown gibi popüler isimler listelerin ortak noktaları. Burada var olan 50 kadar blogu takip ederek sosyal medyanın nabzını çok rahat şekilde tutabilirsiniz. Hatta Türkiye'de oradan buradan çeviri yapıp altına kaynaklarını eklemeyen bloggerlar işte bu blogların yazılarını çevirip çevirip önünüze koyuyor.
 
Saygılar.

19 Ocak 2011 Çarşamba

İsteyenin bir yüzü ...

Bir çok blog yazarından bir çok kez bir şeyleri ücretsiz tanıtmaları istenmiştir. Benden bile isteniyor ki yüksek trafikli bloglardan neden istenmesin? Bu istekleri yaparken bazı ayrıntılara dikkat etmek gerekli elbette. İş "isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü" kavramından bir uzak ne yazık ki. Ayrıntıların aklıma gelenlerini burada bir liste haline getireyim.

* Blogun içeriğinin dışında bir şey yapmasını istemeyiniz. Örneğin yemek bloguna gidip "bir hiltimiz var onu kullanıp deneyimlerinizi yazın" demeyiniz.

* Blogun tanıtım yazılarını hatır gönül ile yazdığını düşmeyiniz. En azından ben hiç bir yazımı hatır gönül ilişkisi ile yazmıyorum hatta tanıdığım kişilerin işlerini burada yazmamaya çalışıyorum. Bu durum bir anda ters tepebilir. Hem benim hem de iş sahibinin canını sıkabilir. Adam kayırdığımı düşünmeye başlanabilir. İlerleyen zamanlarda çok iyi bir iş yaptıklarında bu durum yüzünden işin hakkını veren yazılar yazamayabilirim.

* Blogların yazarlarını küçümsemeyin. Bir blog günde 3 kişi tarafından bile okunuyorsa değerlidir. Trafiklerini veya yazdıkları sizin görüşlerinize uymuyor diye küçümseyip onlardan uygunsuz bir dille bir şeyler istemeyin. Bir anda istediğiniz şeyi yanlış anlayabilir ve sadece bunun üzerine koskoca olumsuz bir yazı yazabilir. Böyle onlarca blog yazısına denk gelebilirsiniz.

* Blogu okuduğunuz hissettirin. Zamanınız yoksa bile en azında 2-3 yazısını okumak için zaman ayırın. İsteklerinizin karşılığınızı alıp alamayacağınızı anlarsınız böylelikle.

* İmalarda bulunmayınız. Bir insan kişisel düşüncelerini yazmak için blog tutar. Belli bir tarzı vardır iyidir veya kötüdür kimseyi ilgilendirmez okursunuz veya okumazsınız. Örneğin bir istekte bulunurken şöyle bir cümle kurmayınız "Tarafsız bir şekilde görüşlerinizi bildiriniz". Kusura bakmayın bu cümle düpedüz "her zaman yazdığınız gibi değil bu sefer biraz daha tarafsız yazınız" iması yapmaktadır. Yapmayınız ters bir blog yazarına denk gelirsiniz sizi yerin dibine sokar.

* Blog yazarının yazmasını istediğiniz konuya hakimiyetini iyi anlamaya çalışın. Herkes bir konuda uzman olacak değil ya şu konuda görüşünüzü alalım" dediğiniz konu hakkında bilgisi olmayan bir yazardan bir şeyler kazanamazsınız. Tabii amacınız ismimiz bloglarda görünsün biz de bunları patronlara gösterelim ise o başka bir konu.  
 
* Basın bülteni yayınlayıp yayınlamadığına bakınız. Çok zor değil aramaya inanınız.

Dönüp dolaşıp iş "blog yazarını iyi tanıyın" öğüdüne geliyor. Her blog yazarının blogu değerlidir bloglarında sadece kendi istediği şeyler olsun ister. Başkaları tarafında dayatılan konularda yazmak yerine onlara bir şeyleri önermeyi denemeniz her zaman için bu konuda daha başarılı olmanızı sağlayacaktır muhtemelen.

Saygılar.

26 Aralık 2010 Pazar

Toparlıyoruz # 8 : Bloglar

Bu senenin mart ayında Blog etkisi adlı bir yazı yazmıştım. O yazıdan bu yana 9 ay geçmiş. Çok uzun bir süre bu şekilde hızlı gelişen, değişen, yeniden şekillenen bir ortamda. O yazının bir kaç alıntı yapıp bu sene olan blog hareketlerine bir bakış açısı getirmeye çalışacağım.

Blogu yazmaya başladığım zamandan bu yana bir çok kez blogger etkinliği yapıldığının haberini okudum. Özellikle bu yaz bloggerlar etkinliğe doydu. Bir çok marka etkinlik yaptı hatta bazıları bir kere ile kalmadı. Her hafta bir yerlerde bloggerlar olarak toplandı şu ajansa teşekkür ederiz yazılarını okuduk. Çoğu kez markaların isimilerinden önce ajansların isimleri yazıldı. markalar sadece bir yemek ile bir iki promosyon ürünü ile bloggerlara yazı yazdırabilme şansına ulaştı. Biraz ajanslar biraz bloggerlar sayesinde markalar blogları bedava bir reklam mecrası olarak algılamaya başladı.

Bir çok blogger markalar hakkında ciddi ithamlarda bulundu çok azı iyi şeyler yazdı ama herkes markalara bir şeyler anlatma çabası içindeydi. Markalar tarafından görünmek belki blog yazma motivasyonlarından birisiydi kim bilir?

Markalar tarafından ciddiye alınan bloggerların bazı kendilerini diğer bloggerlardan üst olarak görmeye başladı. "Yahu sen kim oluyorsun ben x markasından y kişisiyle oturup konuşmuş kişiyim" triplerini çoğu zaman görmüş olduk.

"Bu blogger etkinlikleri  çok olmaya başladı" serzenişlerine verilen cevaplar ise bir çok kişinin aslında o blogger davetlerinin neden yapıldığını anlayamadığını ortaya koydu. "Sizi çağırmadılar diye eleştiriyorsunuz" .

Bir çok ajans blogger etkinliklerini "sosyal medya kampanyası yaptık çok güzel oldu" diye markalara dayadı. Kanıtlamak için de bak hakkınızda şu kadar blog yazısı yazıldı örnekleri verildi. (Blogger etkinliği sosyal medya kampanyası değildir. Kampanyanın sadece bir ayağıdır arkadaş şu ayrımı bir yapın ilk önce(O elini indir :-). Sen nereden biliyorsun? sorusuna cevabımı Google yardımı ile "en iyi sosyal medya kampanyası" aramasını muhtelif diller yaptığımda çıkan sonuçlardan hiç birinin blogger etkinliği olmadığı öğrendiğimden beri bu ayrımı yapıyorum naçizane)

Yukarıda blog etkisi yazısından bahsetmiştim. İşte o yazıda şöyle bir şey yazmıştım.

  *Hangi siyasetçimiz aman blog yazarları ne der diye bir cümle kurabilir? (Sarah Palin , Jay Leno'ya konuk olduğunda ağzından çıkan hatalı bir sözün blogosferden yankılarından dem vurabiliyor)

*Hangi ünlümüz "Yahu blog yazarları bizi bu gece asacak yine" gibi bir cümle kurabiliyor. (Hollywood starlarına Perez Hilton etkisi)

* Hangi film sadece bloglardan aldığı etki ile iyi gişe yapabiliyor. ( Bilimum hollywood bilim kurgu filminin bloglar ile yaptığı incelenebilir)

* Hangi büyük yönetmen blog yazarından bahsederken ondan korktuğunu söyleyebilir.(Quentin Tarantino'nun Aint it cool 'un sahibi Harry Knowles için söyledikleri) 
Şu yukarıda yazdıklarımın aynen kalmasına üzülüyorum. Neyse bu durumları bir sene geçmeden o yazının üstünden yazmak istemiyorum.

Not: Yukarıda yazdıklarım eleştiri değil sadece olan şeylere bir not düşmek. Seneye burada olursam bakıp gelişmeleri anlamak için. Yani bir referans noktası kendim için.

 Saygılar.

7 Aralık 2010 Salı

Öylesine bir şeyler

Aslında yazmayı sevmediğim konular "Facebook tasarımı değiştirdi, Twitter tasarımını değiştirdi" tipi konular. Çünkü biliyorum ki hem Facebook hem da Twitter var oldukları sürece sıkça bu değişiklikleri yapacak. Bu tip değişiklikleri oldukça yeni bir şeymiş gibi lanse edilecek  Günde 10 tane haber(!) giren bloglar için malzeme olacaklar. Burası en nihayetinde kişisel bir blog ve bu yeni tasarımlar ile bir deneyim gerçekleştirmeden bir şeyler yazmak burayı okuyan 3-5 kişiye haksızlıktır ve onlara yalan söylemektir.

Her kişisel blog yazarı kişisel deneyimleri ile oluşturmadıkları şeyleri bloglarına yazıyorsa ben bunu takipçilerine haksızlık sayarım. Bir çok kişi geleneksel  medyada bulamadıklarını bloglarda arar. Bazen her hangi bir köşe yazarında bulmadığı dokunuşu ya da bir bilgisayara dergisinde yazılmayan bir ürünün incelemesini ya da bir reklam dergisinin sponsorlarını kızdırmasın diye yazamadığı eleştiriyi, fanatik olmayan spor yazılarını.  Tamamı kişiseldir, tamamı kimseye hesap vermesi gerektirmeyen kişisel görüşlerdir. Takipçilerinize haksızlık etmeyin. Bir şekilde kendinizden bir şeyler katın her yazdığınıza.

Elbette reklamın yapacaksın, bazı ürünlerin bazı durumlarda elbette para kazanmak da istiyorsun Fakat öylesine deneyimlemeden basın bülteni yayınlama ya da  yayınlayacağın konu üstüne araştırma yap ürünü test et bir şekilde öyle yayınla. basın bültenini gönderenler her halde salak değillerdir ki senin blogunla zevklerinle  ilgili bir şey gönderirler yayınlaman için.

Neyse yine kendimce şöyle olur böyle olur yazıları yazdım, ahkam kestim. Benim yazdığıma bakmayın nasıl istiyorsanız öyle davranın boş verin. Elbette sizi birileri okuduğu zaman doğru yaptığınızı anlayacaksın. Bazen burada haddimi aştığımı hissediyorum işte o zaman yazıların sonunu bağlayamıyorum aynen şimdi olduğu gibi.

Saygılar.

25 Kasım 2010 Perşembe

Bu yöntem doğru değil sanki!

Çok kısa bir yazı yazacağım. Sadece bana garip gelen bir konuya değinip geçeceğim. Nedenini sorgulamayacağım. Ama sonuçlarını sorgulayabilirim. Konuya gelelim uzatmayalım.

Bir çok marka ajanslar aracılığıyla bloggerlara yönelik etkinlikler düzenliyor. Bloggerlar etkinliklerde edindikleri izlenimleri(etkileyici bir şeyler varsa elbette) bloglarına not ediyorlar. Buraya kadar herşey normal. İki tarafta beklenti için marka ve bloggler. Marka adının internette adının geçmesi için blogger ise eğlenmek, öğrenmek vesaire için orada buluşuyorlar. Bir de bu buluşmayı gerçekleyen ajanslar var orada  (bana göre öyle bir iş yapacaklar ortada ajansın parmağı olduğu görünmeyecek.)

Neyse etkinlik düzenlendiği zaman nedense bir çok blogger yazılarında "şu ajanstan şu kişiye de teşekkür ederim çok güzel bir etkinlikti" demeyi es geçmiyor. Bu durum bana sürekli ters geliyor ortada bir marka etkinliği ve markanın cebinden çıkan para ile gerçekleşen bir etkinlik var fakat çoğu zaman ajansların ismi marka ile aynı veya daha yüksek seviyede seslendiriliyor. Burada elbette bir karşılıklı kazanç olacak ama neden marka kendi etkinliğinde ajansların isimlerinin kendi isminden aynı ve daha çok sesle zikredilmesine ses çıkarmıyor?  Hatta bu yazıyı yazmadan önce okuduğum 10 kadar yazıda bunun böyle olduğunu söyleyebilirim(tamamı farklı bloglar). Bazılarında ajansın ismi markadan bile fazla anılıyordu. (ya link istemeyin, Google kullanın. Beni sosyal lince uğratmayın şimdi orada burada)

Şunu da düşündüm "abi ben çok içindeyim işin belki ondan böyle oluyordur" Ne yazık ki öyle olmadığını anlamamı sağlayan şey yurtdışında yapılan süper işlerin ajanslarını ararken zorlanmam.. Orada yazılan tek şey "thanks to the organizers and all the great people I met there" . Bir yerde bir hata var, işin galiba tahmin ettiğim kadar içinde olmadığım için olsa gerek, anlayamıyorum. Neyse bir bilen varsa söylesin. ("Organizer" kim onu bulamadım yazıda gözümden kaçtı belki, sonra arayınca bir şey çıkartamadım. Yurt dışında blogger etkinlikleri o kadar revaçta olmadığını tekrar fark ettim, bu yazıyı yazmak için yaptığım araştırmada)

Ajansların ismi anılacak ama  kendininmiş gibi etkinlik düzenlediğinde değil gerçekten başarılı bir iş yaptığında veya ödül aldıklarında(ödül, jüri, taraf bilmem ne işi benim işim değil). Ajanslar artık blogger etkinliklerini sadece kendilerinin başarısıymış gibi kullanmasın arkadaş. Blogger etkinliği düzenlerken ajans kendi cebinden para çıkartmış tavrı takınmasın, bloggerlar da bu durumu anlasın "etkinlik ajansın değil, markanındır". Amaç marka ve blogları yakınlaştırmaksa sanırım bu yöntem doğru yöntem değil.

Not: Bu yazının kimseyi rahatsız edeceğini düşünmüyorum. Bir çok kişi bunun farkındadır belki de ajans çalışanlarını tanıdığı için ses çıkartmıyordur, bilmiyorum. ( neyse zaten okunmuyorum fazla rahatım, istediğim gibi sallıyorum ajanslara, markalara, bloggerlara hayat bana güzel :)

Not: Bir yabancı örnek ile piyasayı salladın attın eleştirisine katılmıyorum zaten başka adam akıllı bizim bildiğimiz gibi blogger etkinliği bulamadım yurt dışında.

Saygılar.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Bunları paylaşasım var # 47

Güzel "Case Study" buldukça paylaşmaya çalışıyorum. Daha öce bir butik otelin Facebook aracılığıyla nasıl 3 000 müşteri bulduğunu gösteren bir çalışma paylaşmıştım. Şimdi ise boşluğu görüp ve bu boşluğu değerlendiren bir blogun incelemesini gösteren bir yazıyı paylaşacağım. Her ne kadar yurtdışında verilen "süper blog yazarı olmak için bilmem kaç madde" tipi yazılara kıl olsam da bu yazı verilere dayandırılmış bir yazı olduğu için okunması bir şeyler öğretebilir diye düşünüyorum.

Niche Blogging Case Study – Ramping Up A New Blog From Scratch (Future Buzz)

Country müzik hakkında yazılan bir blogun nasıl içerik oluşturduğunu ve nasıl başarılı olduğunu anlatan bir çalışma. Yazı hakkında kısa bir özet geçip tamamına göz atmanızı öneririm.

Lessons Learned (Öğrenilen dersler) başlığıyla 5 adet konuya dikkat çekiyor. Başlıkları vereceğim açıklamaalrı için bloga bir göz atınız.
 
1. Frequency is Important (Yazma sıklığı önemlidir)

2. Fans LOVE Their Artist (Fanlar sanatçılarını sever)

3. Trending Keywords Offer Opportunity (Anahtar kelimeler fırsatlar sunar)

4. People Still Love Lists (İnsanlar listeleri hala seviyor)

5. Country Fans Use Facebook More Than Twitter (Country müzik severler Facebook'u daha fazla kullanıyor)


 Blog Strategy  başlığında ise 3 noktaya dikkat çekiliyor.

1. Research (Araştırma)

2. Posting Concepts (Yazım konsepti)

3. Voice and Commitment (Ses ve Vaat) (Bunu İngilizce'den nasıl çevireceğimi bilemedim böyle anlamı kayboldu maddeyi gözden geçirerek denilen anlaşılır sanırım :)

Neyse yazının linki tekrar verelim. Niche Blogging Case Study – Ramping Up A New Blog From Scratch

Saygılar.

16 Kasım 2010 Salı

Etik vs. Etik

Bu aralar sosyal medya araçlarında konuşulan konulardan birisi de etik. Blogger etiği, sosyal medya etiği vs. vs. Herkes kafasında bu bahsettiğim sistemlere etik oluşturuyor. Bu kurallar silsilesine göre hareket etmeyenleri, "kendi kafasında oluşturduğu" etik kurallara uymaya davet ediyor. Tabii bu kafasında olan kuralları kimsenin bildiği yok. Kendi yaşam tarzını blog veya sosyal medyaya uydurmuş ve bir kurallar bütünü oluşturmuş kafasında. Hatta şöyle genişleteyim "oluşturmuşuz".

Etik nedir? diye bir soru sorup, cevap peşinde koşmayacağım. Kimseye uzman olmadığım bir konuda etik dersi vermeye haddim olamaz. Sadece benim yapmamaya özen gösterdiğim şeyleri not edeceğim. Başka bir derdim yok. Blog yazarken özellikle dikkat ettiğim şeyler şunlardır.

*Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.

*Bir eleştiri yapacaksan yapılan eleştirinin gözden kaçmış bir ufak hata ile yapılıp yapılmadığına dikkat et.

*Asla isim vermeden birileri hakkında konuşma. Eğer bir hata ve yanlış anlaşılma varsa bu düzeltmeleri için kişilere cevap hakkını açık tut.

*Yaptığın hatayı gösterene teşekkür et. Başka gözler yolda sana çok yardımcı olacaktır.

*Trolleri besleme. İlla trollenecek bir konu yazıyorsan soğuk kanlı ol.(Evet bazı konuların trollenmesi kaçınılmazdır)

*Birisi seni eleştiriyorsa sakince dinle ve eleştirinin gerçekten doğru olup olmadığını kontrol et. Hiç bir bilgi gereksiz değildir.

*Yeterliliklerini ve eksikliklerini açıkça sürekli belirt. Uzmanlık gerektiren konularda yazarken uzman olmadığını ve tamamiyle kişisel görüşlerin olduğunu anlat.

Neyse bu yukarıda yazdıklarım özellikle dikkat ettiğim konular. Belki daha fazla konuya dikkat ediyorum belki daha az. En azından bilinmesini istedim. İyi bayramlar.

Saygılar.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Ben yaptım, siz yapmasanız daha güzel olur

Bu blogu yazmaya başladığım zamanlarda bazı şeylerin aslında ne kadar yararlı olduğunu bilmiyordum. İşte bu yararlı olan fakat benim kimi zaman cahillikten kimi zaman üşenmekten yapmadığım değişiklikleri burada sıralayayım. Kimseye akıl vermek gibi bir niyetim yok yine, sadece bunlar benim yaptığım hatalar ve blogumda eksik gördüğüm noktalar. Bunları yapınca elbette iyi blogcu("bloggerın" kim olduğu tartışılan ortamda "iyi blogger" kavramını anlatmaya çalışma saçma olur zaten ben iyi blogger kime denir onu bilmem) olmayacaksınız esas olan içeriktir, he bir de biraz okumayı kolaylaştıran yazı tipi ve renklerdir :)

*Akılda kalan bir blog adı bulamadım. Tamam benim blogun adı da akılda kalıyor ama çok uzun. Bir çok kez başka bloglarla karıştırılıyor olabilir bunu normaldir. Siz ne yapın edin mümkün olduğunca kısa bir ad bulun. Ben bu saatten sonra değiştiremem. Bir kaç takipçim de zaten alıştı arama motorlarına blogun ismini yazıp gelmeye başladılar.

*Mümkün olduğunca orijinal bir tasarım bulun. Ben başlarda hazır temaları kullanıyordum fakat kullandığım temaları başka blogta görünce değiştiriyordum. Neyse Blogger kendi blogunu kendin zımbırtısını getirdi de en azından kendime uygun bir şeyler ayarladım. Halen orijinal değil ama bu tasarımı kullanan başka bir bloga uzun süredir denk gelmedim.

*Bir logom olmadı.. Tasarımcı değilsiniz normaldir ben de değilim ama blogunuzu anlatan bir şeyler uydurun ya da blogunuzla özdeşleşen bir logo/ünlü bulun. Eğer gerçekten iyi bir blog yazarı olursanız kimse bu niye hazır tasarım demez ,diyemez diyen kıskançtır, kötüdür :)

*İçerik halen kraldır bunu unutmayın.(Ben sık sık unutuyorum bunu ne yazık ki:) İçeriğiniz ne olursa olsun elbet bir kişi sizi bulup okur ama o kişinin devamlı sizi okuması için bir şeyler yapmanız gerekli. Artık başlamışsınız bulun bir şeyler.

*Bir takviminiz olsun bir türlü bir takvim oluşturamadığım için sık sık tutukluk yaşadım.. Blogculuk memuriyet değildir o kadar kasılmaya ne gerek var ama bir yazım takviminiz varsa sıkıştığınız, tutuk olduğunuz günlerde bu takvim işinize yarayacaktır.

*Markalar hakkında yazıyorsanız sadece iyi şeyler değil kötü şeyleri de özgürce yazın(ya da tam tersi). Başlarda bir çok yazımda kendimi yalaka gibi hissettim. Bir çok topa girmedim, halen girmiyorum. Ben markalara yakın olmaya çalışmadım çoğu zaman ama benim konumda(sosyal medya) yazıyorsanız illa markalara yakın durmak zorunda kalıyorsunuz ne yazık ki seçeneğiniz yok. Blog bir yergi aracı değildir, çok yergi güvensizliği getirir bana göre.

* Facebook fan sayfası açmadım. Siz açın bence her şekilde bloglara iyi bir hit getirisi olur.

*Bloga özel Twitter hesabı açmadım. Blogu markalaştırma yerine kendime çalıştım biraz.(Tam tamam blogun da bir markalaşma durumu yok :)) Twitter hesabı olması daha iyi olurdu. İnsanlar blogu yazanın kişisel görüşlerini görmek zorunda değildir. Elbette bu blog kişisel ama benim "ulen bir iskender kebap yedim acayipti" tarzı yazılarımı takip etmek istemezler :) Her blogun bir duruşu vardır en azından olmalıdır.(Kişisel blog yazıyorum ben neysem blogum odur diyenlere bir şey diyemem:)

Bunları yapmadım diye belki istediğim görüntülenme sayısına ulaşamadım ama halen yapmıyorum üşeniyorum ondandır. Bu yazdıklarım iyi blog olma garantisi değildir zaten böyle bir garanti yok. Bir de iyi blog nedir sorusunun da cevabı öyle kolay verilebilecek bir şey değil. Bu blog da aslında iyi bir blog değildir ona göre çok biliyorsan sen yap demeyiniz burada bilmediğimi veya anlamadığımı onlarca kez söyledim. Yüksek hitli bloglar bu yazdığım şeyleri yapmış çoğunlukla. Neyse lüzumsuz konuşuyorum ama hadi bakalım :)

Saygılar.

29 Ekim 2010 Cuma

Autoshow gittim, gezdim, gördüm.

Sağ olsunlar Renault ekibi bana da bir davetiye göndermiş Autoshow için. Sabah 11'de açılışa yetiştim. Toplu taşımanın nimetleriyle. Her ne kadar metro hattı biraz uzak olsa da yine idare eder bir mesafedeydi(Evet Autoshow'a toplu taşıma ile gittim :)).

Fuarda ne olup olmadığını zaten biliyorsunuz bir çok marka elektrikli araçlarını tanıtımını ön plana çıkarmış. Temiz enerji üstüne herkes odaklanmış. Zaten elektrikli araçlar uzun süredir konuşulduğu için bu fuarda olmaları çok normal. Techcrunch bile sürekli Nissan Leaf ve Chevy Volt karşılaştırmaları yapıyor. Açılış konuşmasında ve  Renault Latitude ve Fleuence %100 Elektrikli versiyonun lansmanında da sürekli elektrikli araçlar için ilk olarak devlet desteği gerektiğini söylediler. Yani elektrikli araçlar için bir süre daha bekleyeceğiz.

Sabah açılış konuşmasını dinledikten sonra Autoshow'u fazla kalabalık olmadan gezdim, her yerini. Yeni araçlar konusunu zaten oto blogları veya tvden öğreneceksiniz. Ben markaların internet medyasına yaklaşımını gözlemlemeye çalıştım. Onları biraz anlatsam fena olmaz. Asıl içinde olduğum konu bu şimdi, bilmediğim konu hakkında ahkam kesmeye gerek yok.

Davetiyeyi Renault gönderdiği için fuarı gezdikten sonra standın etrafında takılmaya başladım(markadan bizi yöneticilerle tanıştırma fırsatı bekledim, çağırmışsan bloggerları bir iki laf etmelerini sağlayacaksın adamlarla, yani alın bileti gezin bana doğru gelmiyor. Kim çağırdıysa bizi onlarda en azından bir tanışma etkinliği beklerim. Zaten oldu yazının devamını okuyunuz) Dijital işler ile ilgili yetkililer ile tanışma fırsatı buldum. Ellerinden geldiğince sosyal medyaya değer verdiklerini göstermeye çalıştılar. Hatta "ya bu adam bloggerdır ne gerek var" deyip geçmediler  Renault Pazarlama direktörü Olivier ile bile tanıştırıldık. Olivier bilinen yönetici imajının dışında biri gibi geldi bana(bilinen yönetici işte anlayın yahu). Hatta onunla İngilizce konuşmaya çalışan kişilere "Türkçe biliyorsanız Türkçe devam edelim" diye uyarıda bulunmayı ihmal etmedi. Bizimle en az 15 dakika konuştu, hiç gereği yokken. Fikirlerimizi öğrenmek istedi ilerleyen günlerde tekrar görüşmek istediğini belirtti. Hatta ilerleyen günlerde dijital ekip Oilvier'den bir blogger olmasını isteyebilir bana göre dijitalle ve sosyal medyaya değer verdiğini hissettirdi.

Donanımhaber  2 kişilik küçük bir ekiple gelmişti fuara. Yine standların etrafında dolanırken onlar ile tanışma fırsatım oldu. Renault ve Nissan yetkilileri ile röportaj gerçekleştirdi. Bir internet forumunun yetkililerle röportaj şansı yakalayabilmesi, markaların artık internet medyasına(hatta forum desek daha iyi) yaklaşımlarının farklılaşmaya başladığının bir göstergesi olsa gerek. Artık interneti sadece kampanya yapmak için değil de sosyal medya araçlarını kullanarak diyalog kurmaya çalışmaları ve bunların bir değerinin olduğunun farkına varmaları açısından iyi bir örnek sanırım.

Otomobille çok fazla ilgili olmasam da markaların sosyal medyaya yaklaşımları açısından benim için verimli geçti. Bu arada Toyota standı da gayet görkemli idi. Honda da Asimo'yu getirmişti bunları söylemeden olmaz elbette. Foto yok ne yazık ki benim telefonun kamerasına güvenmediğim için. (sonrasında haksızlık ettiğimi anladım çektiğim bir iki amaçsız foto(mankenleri çekmedim kötü düşünmeyin şimdi) gayet iyi çekilmişti keşke adam gibi fotolar çekseydim.) Cnr yönetimi park sorununa ve açılıp kapanmayan kapılara bir çözüm bulması lazım yahu. (Dönerken arkadaşlarla dönüş yaptığım için park sorunu yaşadık Metro'da park sorunu olmaz elbette :). Alfa Romeo'dan kişiler yardımı ile sorunu çözmemiz ilginç oldu)

Not: Çıbıklar üstüne yürüyüp gösteri yapan kişiler arasında kaldım birden. Bir gazeteye çıkacağım diye düşünürken gösterinin gün içinde bir kaç yapıldığını öğrenince rezillikten kurtulduğumu düşünüyorum. En azından içimi ferah tutmaya çalışıyorum :)

Saygılar.

24 Ekim 2010 Pazar

En iyiler ve Facebook fan sayfaları

Benim blogumun öyle hayran olacak bir tarafı olmadığını düşündüğümden, bir Facebook fan sayfası açmaya gerek duymadım. Bu demek değildir ki bloglar fan sayfası açmasın isteyen istediğini yapabilir elbette. Ürettiğin içeriğin Facebook kullanıcılarına hitap düşünüyorsan eğer iletişimi ve entegrasyonu daha kolay sağlamak için bir fan sayfası açabilirsiniz.

Neyse dağılmasın konumuz. Bir kaç öyle Time.com'un Best Blogs listesini burada paylaşmıştım. Şimdi o listede olan bloglar, içeriklerini Facebook fan sayfalarına entegre etmek ya da yönetmek için hangi araçları kullanıyorlar onları listeleyeyim. "Manuel - El ile" ikileminde kaldım yazarken onu da belirtmek isterim.

ESSENTIAL BLOGS

The Daily Wh.at , Fan Sayfası : Rss Graffiti

TechCrunch,  Fan Sayfası : El ile girilmekte. Bunun nedeni ise gün içinde çok fazla içerik bir site olması ve duvarlarda bunun gibi çok fazla içerik hareketini Facebook yönetiminin hoş karşılamaması(fan sayfası kapatılabilir)

Gawker , Fan Sayfası : Rss Graffiti

Politico's Ben Smith , Fan Sayfası : Politico bir bloglar topluluğu olduğu için el ile girilmesi gerekli yine facebook kuralları gereği ya da uygulamalara güvenmiyorlar galiba :)

Boing Boing : Fan Sayfası : Rss bağlantısını Notlar kısmına eklemişler içerikler fan sayfalarına bu şekilde ulaşıyor.

BEST BLOGS

Zenhabits , Fan Sayfası yok

Postsecret , Fan sayfası  : El ile ekleniyor.

Climate Progress , Fan Sayfası yok.

HiLobrow  , Fan sayfası yok

Hipster Runoff , Facebook hariç bütün ağlarda varlar. Blogun duruşu ile alakalı bir şey olsa gerek. Takip ettiğim bir blog olmadığı için net bir cevabım yok bu duruma.

Kottke.org , Fan Sayfası Blogun kendi sayfası olup olmadığından emin değilim. Rss Notlar kombinasyonuna dikkat çekerim.

Cake Wrecks  , Fan sayfası  : El ile ekleniyor.

The Oatmeal , Fan Sayfası : El ile bağlantılar ekleniyor.

Shit My Kids Ruined ,Fan Sayfası : El ile bağlantılar aracılığıyla.

Deadline Hollywood , Fan Sayfası : Rss Grafitti

Everything Everywhere, Fan sayfası  : Rss Grafitti

The Sartorialist, Fan sayfaları var ama blogtan link verilmediği için yok varsayıyorum.

Information Is Beautiful, Fan Sayfası :  El ile bağlantılar kullanılarak.

The Daily Kitten , Fan Sayfası : Fan sayfasında bir karışıklık var sanki bir bakarsınız. El ile bağlantılar kullanılarak giriliyor.

Shorpy , Facebook şahıs sayfası var. Kişisel blog.

Apartment Therapy, Fan Sayfası : El ile bağlantılar aracılığıyla.

Double X, Time tarafından verilen linkte olan blogun bir fan sayfası yok.

Strobist , Foto üzerine bir blog olduğu için Flickr hesapları var. Fan sayfası bulunmamaktadır.

Roger Ebert's Journal , Fan Sayfası yoktur. Daha doğrusu bir gazete bünyesinde olduğu için blogun kendine özel bir fan sayfası yoktur.

The Awl, Fan Sayfası : El ile bağlantılar kullanılarak.

GeekDad,  Fan sayfası : El ile bağlantılar kullanılarak.

Engadget, Fan sayfası : Rss Grafitti

The Washington Note, Fan Sayfası yoktur.

The Consumerist , Fan Sayfası : Rss Grafitti

Pitchfork , Fan Sayfası : El ile bağlantılar kullanılarak.

Time Best blog listesinde olan bütün blogları listeledim böylelikle. Bu listeyi yaparken fan sayfasının açma gereğini de sorguladım aynı zamanda. Bir çok blogun fan sayfası olmadığını düşünürsek eğer benim de fan sayfası açmamış olmam çok da hatalı olarak nitelendirilemez gibi geldi bana.

Rss Grafitti ve El ile girmenin ağırlıklı olduğu gördük. Basitçe eğer fan sayfası açarsak eğer iki seçeneğimiz var demektir. Rss Grafitti ve El ile bağlantılar kullanılarak. Bir de konularına göre Facebook üzerinde bir fan sayfası olması gerekli olmayan fotografçılık bloguna da rastladık.

Fan sayfaları yararlıdır, iletişim için diğer bir yoldur fakat bir çok büyük blog için ekstra zaman ve insan gücü gerektirir. 100 bin kişilik bir fan sayfası olan blogun ona göre bir trafiği ve ciddi bir moderasyonu olması gerekli.
 Çok uzun ve göz korkutucu bir yazı oldu buraya kadar okumak gibi bir şey yaparsanız teşekkür ederim şimdiden. Yani ben bile bazen okumuyorum bu tarz yazıları.

Saygılar.

12 Ekim 2010 Salı

Patron şirket için bir blog yapalım!



 Tabii bu "blog açalım" diyalogu böyle gelişmemiştir. Şirketler son zamanlarda blog açmaya başladılar güzel ülkemde. Bana göre her şirketin bir blogu olmalı. En azından şeffaflık için için iyi bir araç olabilir bloglar. Bir çok müşterisi ile çevrim içi diyaloga girmeye çekinen şirket bu işleri blog üzerinden başlatsa benim mantığıma göre daha verimli olur. Neyse bu asıl konu değil değinmek istediğim bir kurumsal blog için içerik oluşturmak nasıl olmalı? sorusuna cevap aramak. Burada amaç akıl vermek değil her zaman olduğu gibi bir şeyler öğrenmek. Bu öğrendiğim şeyleri sizin denetiminize sunmak. Eleştiriniz  bunu bekliyorum.

Bir bloga başlarken (herhangi bir blog türü için geçerli) içeriği oluşturmak için kafanızda bir takvim oluşur. Kişisel blog sahipleri daha iyi bilir bazı günler yazmak istemezsiniz o günlerde kullanılacak hazır bir içeriğiniz her zaman olur bir video bir şarkı veya bir hikaye ya da benim yaptığım gibi diğer büyük bloglardan alıntı yapmak gibi.

Ama şirket bloglarında "bugün sıkıldım yazmayım" olmamalı bana göre. Bu yüzden şirket bloglarının ciddi bir içerik takvimine veya şemasına artık ne derseniz ona ihtiyacı var.(bazen doğru kelimeyi seçmek çok zor oluyor:)) Burada yazım dilinden çok üretilen içeriğin tipi üzerine konuşmaya çalışacağım. Yazım dilinde olan samimiyet ayarı sosyal medya stratejisi başlar iken belirlenmeli. Burada dil ve blog için alan adlarına kadar herşey belirlenmiş ve içerik takvimi oluşturmaya başlandığı zaman hakkında yazıyorum.

Bir şirket blogu hele bir de şirket global bir şirket ise ayda 1 içerik girerek bu işi yürütmemeli. Kısaca blogun hakkını vermeli. Her gün yazmak çok zor olmamalı fakat haftada 4 ila 5 yazı yeterli olabilir. İçerik takvimi oluşturulurken 15 veya 30 günlük oluşturulmalı. Eğer sadece blog yazan bir kişiyi kullanacaksanız 15 gün bile uzun bir süre olabilir fakat şirket yöneticileri veya diğer uzmanlardan yazı gelecekse yazacak kişiler en az 1 hafta önceden haber verilmeli(Sonuçta blogla uğraşacak zamanı olmaz herkesin). Bu yüzden 15 veya 30 günlük bir plan yapmak ideal bir zamanlamadır. 15 veya 30 günde 10 yazı yazılacağını varsayıyorum ve içerik takvimini oluşturmaya başlıyorum.

1. Gün : Üst düzey yöneticiden bulunduğu sektör için tavsiyeler içeren bir yazı: Teknoloji sektöründe ise geleceğe dair tavsiyeler şu an olan teknolojiler şirketin planları hakkında ufak tüyolar.

2. Gün: Bulunduğunuz sektöre dair teknik elemanlarınızdan kullandığınız teknolojilere dair bir yazı dizi başlangıcı: Üretim teknolojileri programlama turizm inşaat herhangi bir konu hakkında teknik yazılar. Nasıl başlanır neler önemlidir?

3. Gün : Global bir şirketseniz eğer sponsorluk olayı girmişsinizdir sponsor olduğunuz kurumlardan haberlere yer veriniz.

4. Gün: Desteklediğiniz sosyal sorumluluk projelerini de anlatmalısınız. Kan bağışı sigara karşıtlığı gibi konulara sürekli değinmelisiniz. Eğer sadece sizin kurduğunuz bir proje ise onu burada sürekli anlatmanız yanlış anlaşılabilir onu başka bir blog ile anlatıp orada devam etmeniz daha iyi olur.(Hatta herkesin yardım etmesi gereken bu tarz olaylara yer vermek sizi bir anda şovmen olarak nitelendirilmenize sebep olabilir dikkatli olunuz. Burada önemli olan blogtan sorumlu kişileri anlatım dili. Şov yapar gibi anlatmamak lazım . Sağ elinizin verdiğini sol eliniz görmesin der eskiler)

5. Gün : Şirket içi sosyal aktivitelere yer verin. Şirket içi iletişimi için önemli bir adım olacak. Takım olamaya giderek bir adım daha atmış olacaksınız.

6. Gün : Kurumsal müşterilerinize yer verin. Onlardan sizin hakkında ne düşündüklerini yazmalarını veya sizin yaptığınız işlerin ne gibi yararlar sağladığını anlatmalarını sağlayınız. (Don Draper der ; Bana geldiğim yerde kendimi anlatmamın kabalık olduğu öğretilmişti. Sezon 4 Bölüm 1 Ad Age muhabirinin sorusuna verdiği cevap)

7. Gün : Sokağa çıkın müşterilerinizi konuşturun.

8. Gün : Eski çalışanlarınızdan birisiyle bir videoblog. Oturun ve bunca sene burada neden çalıştığını sorun en kötü ihtimal 5 dakikalık bir videonuz olacak. Daha uzunu sosyal medya insanı için çok uzun. (Tabii benim burada yazdığım gibi yazmayın)

9. Gün : Yine teknik bir konu hakkında teknik bir makale yazmalarını isteyiniz. Bunu ilk hafta olduğunu varsaydığım için yine bir konu bu sefer pazarlamaya giriş hakkında bir makale yazabilirler.

10. Gün : Sıkça sorulan sorulara cevap yayınlayın. Elbette şirketinizin web sitesinde böyle bir bölüm var fakat bu sefer sosyal ağlardan gelen soruları cevaplayınız.  

*** Her yeni çıkacak ürününüz hakkında da bir yazı da yazabilirsiniz ya da ayda 2 yazı ile gelecek ürünlerin müjdeleyebilirsiniz bu size kalmış. Bu blog sizin ve amaç işinizi daha iyi anlatmak ise neden olmasın? Yazılacak her konu yine de size kalmış.

Son olarak her sektöre göre bu içerik düzenleme işi farklılaşabilir ve geliştirilebilir. Bana kalsa her gün için ayrı içerik geliştirmemiz gereklidir derim. Şirket göre bu her gün günde 2, 3 veya 4'e dahi çıkabilir. Burada bir blogger ile anlaşmanız size avantaj kazandırır. Her yazıyı düzenlemede ve kategorize etme işlerinde size epey yardımcı olabilir. Zaten bu takvimi de bir bloggerın hazırlaması lazım değil mi? Doğru bloggerı seçerse şirket süper yararlı bir blog ortaya çıkar ya da bloggerı kendi içinden çıkartabilir Marriot'un yaptığı gibi Ceo'ya blog yazdırırsınız. Belki Dell veya Intel gibi zaten sosyal medya içli dışlı olan bir markasınızdır.

Çok uzun yazdım yahu ben bile ikinciye okurken üşendim kusura bakmayınız.

Saygılar.

7 Ekim 2010 Perşembe

Kurumsallaşsak mı kurumsallaşmasak mı?

Bazı konular hakkında yazmaktan sürekli kaçınırım. Örneğin siyaset ve din. Bunlar normaldir ve blogun konusu değildir. Bir de blogun konusu olup özellikle fazla yazmadığım konular var. Bunlar ise sosyal medya araçlarında olan teknik gelişmeler.

Bugün Facebook grupları büyük bir değişiklik geçirdi. Ciddi farklılıklar getirecek Facebook gruplarını yazmam büyük ihtimal, gerekli görünebilir fakat bu konuyu yazmayacağım. Nedeni şu Facebook ve bir çok popüler ağ sürekli değişim geçiriyor. Her Facebook, Twitter veya Youtube değişikliğini buraya taşımam çok mantıklı gelmiyor. Gerekli her değişikliği, büyük bloglar enine boyuna ele alacak zaten, onları sevmiyorsanız eğer bu ağların hepsinin kendi blogları var oradan okursunuz. Sonuçta burası her ne kadar sosyal medya üzerine konumlamış olsa da kişisel blog son tahlilde.

Ben Facebook veya Twitter resmi bloglarında yazandan fazla bir şey yazamam zaten kişisel bir şeyler yazmadıktan ve bir deneyimimi paylaşmadığım sürece. Sahte geliyor "ooo Facebook değişiklik yapmış" diye bir blog yazısı. Bir yazım daha daha olsun diye tekrar tekrar yazmak.

Tamam, bir kullan gerçek bir fayda sağla veya zarar gör ondan sonra yaz, sağdan soldan okuduğun ve biraz da kendi kurcaladığın (gerekli bulup kullandığın değil) bir şeyi yazma bir zahmet.  Kimse Mashable veya Techcrunch değil ilk ben yazacağım diye her yeniliği yazmak ile uğraşma gözünü seveyim. Rastgele geçen bir gününü yaz olsun bitsin daha iyi benim için.

Blog yazarı deneyimlerini yazmıyorsa ben bunu da yazayım olsun diye yazı yazıyorsa onu okumam için bir neden yok ne yazık ki. Sadece başarılar dilerim. Read Write Web gibi bloglar bile kişisel deneyimler üzerinden yazılarını konumluyorsa bu kurumsal yazma çabası nedir? Hatta Techcrunch gibi gayet kurumsal duruşu olan bir blog bile İsmail Yk Facebook şarkısında bu kurumsal duruşunu epey esnetiyorsa sanırım kurumsallaşacağız diye kasmamıza gerek yok.

Facebook Blog  

Twitter Blog 

Youtube Blog 

Google Blog 

Not: Konu ile ilgili görsel bulmak epey zor oldu lakin bulamadım da :)


Saygılar.

5 Ekim 2010 Salı

Olmaz ise olmaz 20 konu


Bu yazı bir şey katmayabilir size, sadece tespit içerecek. Bu yüzden okumaya devam konusunda bu noktayı referans almanızı öneririm.(Evet "referans" kelimesini kullanmak için bu cümleyi kurdum:) (Tırt yazı başlığı için de özür dilerim sonradan dönüp özür yazmam gerektiğini fark ettim)

Sosyal medya popüler olduğundan beri (saçma bir cümle evet biliyorum karışmayın yoksa toplayamayacağım) bu konu hakkında çeşitli yazılar yazar bloggerlar. Genelde yazıların başlıkları aynı olur. İşte bu başlıklar ile size 3 ay yetecek blog konusu.

1- Sosyal Medya Nedir?(Dananın kuyruğunu koptuğu yer)

2- Facebook Nasıl Kullanılır?(Zuckerberg'e soralım)

3-Twitter Nedir?(Evan Williams'a soralım) (Ceo değişti ama yapan adam Evan o sorun bence:)

4-Facebook Fan Sayfası Nasıl Açılır?

5-Twitter'da Takip Etmeniz Gereken Ünlüler.(Verified Ünlüler )

6-Facebook Landing Page Ne işe Yarar?(Landig Page işte öyle hani yanar dönerli Türk Bayrakları filan koyuyorlar ya işte o şeyler:)

7-Twitter Listeleri Ne işe Yarar?(Ben daha faydasını görmedim. Listeye eklediğim hiç bir kız bana teklif etmedi)

8-Facebook ve Twitter İstatistikleri (Twitter Blog ve Facebook Basın Odası, Facebakers)

9-Trending Topics Nedir? (Twitter blog yukarda üşenmez isen Evan'a sor (Okan Bayülgen'e Okan diyen üniversite gençliği)

10-Ezel-Fatmagül vesaire Türk Dizilerini Dünya Konuşuyor(Yersen)

11-Facebook'da Var Olan En İyi Marka Fan Sayfaları (Listele geç nedenini sorgulama Ignite Social Media blogu takip et bu da sana kıyağım olsun))

12-Google Analytics Ne İşe Yarar? (Bir işe yararmaz)

13-Blogunuz İçin En İyi 10 Bedava Tema (Tasarımcı mısın? Sosyal medya blogu mu yazıyorusun?)

14-Haftanın İnfografiği (Link vermene gerek yok kopyala yapıştır nasıl olsa bir şey olmaz)

15-Popüler Bloglara Çakalım.(Nasıl olsa birisi okuyup hak verecek akıllıca bir eleştiri bile olmasına gerek yok)

16-İyi Blogger Olmak İçin 15 Altın Kural (Yurtdışından çevirip koy kesin tutar(Okunur bu tarz yazılar ama 15 kuralı en fazla 5 bize uyar)

17-Facebook Oyunlarında Hile Kodu (Bildiğin tık manyağı olursun:)

18- Youtube Nasıl Girilir?(Merak etme daha 1 milyon Türk bu yazıyı yazmadı, sen yaz bir şey olmaz)

19- Friendfeed Kullanıcılarına Çak( Nasıl olsa pis elit kendinden başka kimseyi aralarına almayan insanlar)

20- Google'da "Sosyal Medya" yazıp o konuların hepsinde bir şeyler yaz(Görsel konu ile alakalıdır). Etrafta yazılmışı var onları derle kendininmiş gibi yaz.

Bu 20 konu kimseyi eleştirmek için yazılmamıştır elbette. Eğer kendinize özgü birşeyler söyleyecekseniz şu yukarıda olan başlıklarla çok bilinir bir blogunuz dahi olabilir. Oldu da ulen herkes yazıyor ben de yazayım havasına girerseniz burada yazdıklarım tamamıyla eleştiriye döner. Yazıyı aslında "Yarası Olan Gocunsun" mantığıyla yazmaya çalıştım.

He ben çok okunan bir blog muyum? Kimseye akıl verme durumum var mı? İkisi içinde cevabım "hayır" yine de buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.

Saygılar.

Facebook Sayfası