20 Mayıs 2013 Pazartesi
Yahoo Tumblr'ı satın aldı!
Yahoo'nun Tumblr'ı satın alması son zamanların en ilginç olaylarından birisi oldu. Konu ile ilgili uzun uzun bir blog yazısı yazmak için vaktim olmadığından Storify kullanarak konu ile ilgli ilginç içeriklerden bir zaman sıralaması yaptım. Dükkanın ilk ortağından, şimdiki patrona, konu ile ilgili otoritelere bir derleme yaptım. Kolaya kaçan bir iş oldu :)
Neyse iyi okumalar ve saygılar.
13 Ocak 2013 Pazar
Sosyal Medyanın 3İ'si
Onlarca belki yüzlerce "Sosyal Medya Nedir?" minvalinde yazı okumuşsunuzdur. Bu yazıları(sunumların) bir çoğu "sosyal medyada olmalısınız yoksa çok bik bik olursunuza" bağlanan yazıladır. Hele üstüne üstlük ajans sunumuna denk geldiyseniz" bizim ajanslar çalışmazsanız çok bik bik olursunuzla" bitiyordur ki işte en güzeli o yazılardır. En sevdiğimsiniz ajansların hazırladığı "Sosyal Medya Nedir?" sunumları sizsiz yapamıyorum.
Neyse derdim binlerce olan "Sosyal Medya Nedir?" sunumlarında genellikle unutulan "Ajans-Marka" ilişkilerinin üç ayağına değinmek. Üç ayak ise şöyledir. "İletişim - İş Birliği - İnsan Gücü" bu başlıklar ya da ayaklar sürekli unutulan bu işin minimum sorunla ilerlemesinin en temel gereksinimidir. Kısaca başlıklar hakkında konuşalım (adeta ders anlatır gibi geçiş yapıyoruz)
İletişim
Temelde yaptığımız iş iletişim kurmak. Ajans ve marka birbiriyle aynı dili konuşamıyorsa, ajans markayı marka ajansın yeteneklerini tanıyamıyorsa, ne yazık ki bu iş her hafta sosyal medya yönetiminden "ajansla marka arasından nasıl krizi çözebiliriz" işine dönüşür. Tamda bu iş yüzünden de ne yazık ki marka tarafından hiçbir düzgün "brief" gelmeyecek ya da marka tarafında hiçbir yaratıcı proje çıkmayacak çünkü birbirimizi dinlemeyeceğiz marka parayı verip düdüğü çalacak ajansta parayı alıp gerek yeter şartları yerine getirecek ve patinaja devam edeceğiz. Marka ve ajans ilk önce birbiriyle konuşacak sonra topluluğa seslenecek.
İş Birliği
İletişim kurabildiysek birbirimizi anladıysak artık ikinci adıma geçip "nasıl beraber çalışabiliriz?" işini çözmemiz gerekir. Sosyal medya işini ajans dışına çıkartıp marka içine almak büyük işti lakin sadece büyük markaların yapabileceği bir harekettir. Nihayetinde artık ajans marka ile marka da ajans ile iyi geçinmek ve iş kalemlerinin kimin sorumluluğunda olması gerektiğini iyi belirlemek zorundadır. Burada sorumluluk paylaşımı ve kriz planları yapılır, iş paylaşımı yapılır, insiyatif alınması gereken zamanlar belirlenir. Artık sosyal medyada yürümek için adımlar atılır.
İnsan Gücü
İlk iki adımdan sonra işi iki tarafta da kimin yöneteceğinin belirlenmesi gerekir. Ajanslar marka topluluğuna göre ekibini iç kaynakları ile oluşturur ya da yeni ekipler kurar. Marka tarafında sosyal medyanın yapısı gerekiği her ajansın insiyatif alamayacağı durumlarda ulaşması ve içerik akışını yönetmesi için bir kilit nokta gerekir. Bu kişiler artık iki taraf için karar verme yetkisi ve insiyatif alma yetkisi olan kişilerdir.
Bu adımlar tamamlandığına göre artık hesapları yönetip "beğendiyseniz like ediniz" gibi süper "Call to Action" içeriklerinizi sayfalarınızda paylaşıp "Engagement oranı" ile sevişebilirsiniz.
Not: Yazma işini aralıklı yaptığım için konsantrasyon sorunları yaşıyorum bundan dolayı yazım hataları olacaktur. Yazım hatalarını bildirirseniz süper olur.
Saygılar.
Neyse derdim binlerce olan "Sosyal Medya Nedir?" sunumlarında genellikle unutulan "Ajans-Marka" ilişkilerinin üç ayağına değinmek. Üç ayak ise şöyledir. "İletişim - İş Birliği - İnsan Gücü" bu başlıklar ya da ayaklar sürekli unutulan bu işin minimum sorunla ilerlemesinin en temel gereksinimidir. Kısaca başlıklar hakkında konuşalım (adeta ders anlatır gibi geçiş yapıyoruz)
İletişim
Temelde yaptığımız iş iletişim kurmak. Ajans ve marka birbiriyle aynı dili konuşamıyorsa, ajans markayı marka ajansın yeteneklerini tanıyamıyorsa, ne yazık ki bu iş her hafta sosyal medya yönetiminden "ajansla marka arasından nasıl krizi çözebiliriz" işine dönüşür. Tamda bu iş yüzünden de ne yazık ki marka tarafından hiçbir düzgün "brief" gelmeyecek ya da marka tarafında hiçbir yaratıcı proje çıkmayacak çünkü birbirimizi dinlemeyeceğiz marka parayı verip düdüğü çalacak ajansta parayı alıp gerek yeter şartları yerine getirecek ve patinaja devam edeceğiz. Marka ve ajans ilk önce birbiriyle konuşacak sonra topluluğa seslenecek.
İş Birliği
İletişim kurabildiysek birbirimizi anladıysak artık ikinci adıma geçip "nasıl beraber çalışabiliriz?" işini çözmemiz gerekir. Sosyal medya işini ajans dışına çıkartıp marka içine almak büyük işti lakin sadece büyük markaların yapabileceği bir harekettir. Nihayetinde artık ajans marka ile marka da ajans ile iyi geçinmek ve iş kalemlerinin kimin sorumluluğunda olması gerektiğini iyi belirlemek zorundadır. Burada sorumluluk paylaşımı ve kriz planları yapılır, iş paylaşımı yapılır, insiyatif alınması gereken zamanlar belirlenir. Artık sosyal medyada yürümek için adımlar atılır.
İnsan Gücü
İlk iki adımdan sonra işi iki tarafta da kimin yöneteceğinin belirlenmesi gerekir. Ajanslar marka topluluğuna göre ekibini iç kaynakları ile oluşturur ya da yeni ekipler kurar. Marka tarafında sosyal medyanın yapısı gerekiği her ajansın insiyatif alamayacağı durumlarda ulaşması ve içerik akışını yönetmesi için bir kilit nokta gerekir. Bu kişiler artık iki taraf için karar verme yetkisi ve insiyatif alma yetkisi olan kişilerdir.
Bu adımlar tamamlandığına göre artık hesapları yönetip "beğendiyseniz like ediniz" gibi süper "Call to Action" içeriklerinizi sayfalarınızda paylaşıp "Engagement oranı" ile sevişebilirsiniz.
Not: Yazma işini aralıklı yaptığım için konsantrasyon sorunları yaşıyorum bundan dolayı yazım hataları olacaktur. Yazım hatalarını bildirirseniz süper olur.
Saygılar.
9 Aralık 2012 Pazar
Kullanmadan Bilemezsin!
Şöyle adamlar vardır bilmem bilir misiniz? "Ya şu Twitter'ı da kuralına göre kullanmıyorlar arkadaş" ya da "Facebook'un bokunu çıkardılar" adamlarını hani. İşte bugün o adamlara çok güzel kapak yapacak bir haber düştü ajanslara. "Yerel polisler aranları Pinterest'e ekledi" başlıklı haberdi. Detayı için şuradan alalım sizi. (http://thenextweb.com/socialmedia/2012/12/07/local-police-post-mugshots-on-pinterest-leading-to-a-57-boost-in-arrests/
İşte bu haberde çok önemli bir nokta vardı. Evet Pinterest sadece yemek ve kıyafet paylaşılan bir alan değildi işte bu nokta bu haberle gözümüzün önüne çıkıverdi. Yerel polis Pinterest'in diğer bütün ağlardan daha hızlı yayılım sağlayan ve görsel temelli yapısını kendi yararına kullanmıştı ve burada yaptığı hamlenin geri dönüşünü de çok sıkı bir şekilde ortaya çıkarmıştı. Emin olun bir sürü sosyal medya kampanyası bu şekilde bir yatırımın geri dönüşü oranını ortaya koyamamıştır.
Pinterest halen Türkiye'de pazarlamacı ve sosyal medyacıların tekelinde olan bir ağ olsa da emin olun çok basit bir kurgu ile göstermelik ajans saçmaları arasından sıyrılacak çok iyi bir iş olacaktır. "İnnovatif iş yapalım bütün ağları ilk biz kullanalım?" kafasıyla değil de "Nasıl faydalı olur?" diye düşünüp elbette iyi bir iş çıkacaktır.
Her ağın kendi özelliklerini ortaya çıkartacak bu ağları aktif kullanan kişiler markalar için faydalı işler çıkartacaklar. Birisi size "Abi Pinterest'te şöyle bir iş yapalım mı?" diye bir şey sorasa ilk olarak "Sen Pinterest kullanıyor musun?" olsun. Bir ağı kullanmadan dinamiği kavramadan burada yürüyecek bir fikir çıkarmanız çok olası değil ne yazık ki. İlk önce kullan, sonra faydasını kavra, bu faydayı markaya sun! İşte üç temel adım!
Saygılar.
İşte bu haberde çok önemli bir nokta vardı. Evet Pinterest sadece yemek ve kıyafet paylaşılan bir alan değildi işte bu nokta bu haberle gözümüzün önüne çıkıverdi. Yerel polis Pinterest'in diğer bütün ağlardan daha hızlı yayılım sağlayan ve görsel temelli yapısını kendi yararına kullanmıştı ve burada yaptığı hamlenin geri dönüşünü de çok sıkı bir şekilde ortaya çıkarmıştı. Emin olun bir sürü sosyal medya kampanyası bu şekilde bir yatırımın geri dönüşü oranını ortaya koyamamıştır.
Pinterest halen Türkiye'de pazarlamacı ve sosyal medyacıların tekelinde olan bir ağ olsa da emin olun çok basit bir kurgu ile göstermelik ajans saçmaları arasından sıyrılacak çok iyi bir iş olacaktır. "İnnovatif iş yapalım bütün ağları ilk biz kullanalım?" kafasıyla değil de "Nasıl faydalı olur?" diye düşünüp elbette iyi bir iş çıkacaktır.
Her ağın kendi özelliklerini ortaya çıkartacak bu ağları aktif kullanan kişiler markalar için faydalı işler çıkartacaklar. Birisi size "Abi Pinterest'te şöyle bir iş yapalım mı?" diye bir şey sorasa ilk olarak "Sen Pinterest kullanıyor musun?" olsun. Bir ağı kullanmadan dinamiği kavramadan burada yürüyecek bir fikir çıkarmanız çok olası değil ne yazık ki. İlk önce kullan, sonra faydasını kavra, bu faydayı markaya sun! İşte üç temel adım!
Saygılar.
25 Kasım 2012 Pazar
Linkedin; çok sevmem ama faydalıdır!
Linkedin sosyal ağının ne işe yaradığını yazmayacağım haliyle yani en azında benim blogumua bir şekilde denk gelen kişilerin "Linkedin 101" veya "Linkedin nedir?" gibi yazıları okumuş olduğu varsayıyorum. (Yazar burada "Sosyal Medya Nedir?" sunumları ile karşılaştığı için rahatsız olma durumuna atıfta bulunuyor)
Neyse boş konuşmayalım. Linkedin'i markalar bir şekilde kullanmaya çalışıyorlar. Linkedin diğer ağlara göre etkileşim yaratma konusunda epey zorlu bir sosyal ağ olması şahsi tecrübelerimden bildiğim bir nokta. Doğru konuları bulmak, bu konular üzerinden etkileşimi yürütmek epey zorlayıcı olabiliyor. X bir sosyal medya ajansı Linkedin için içerik üretme konusunda zorlanacaktır. Nihayetinde bizimkiler sadece "yaptıysanız like ediniz" kafasında içerik üretebiliyorlar. Fayda sağlayan içerikleri üretmek konusunda epey başarısızlar. Fayda sağlayan pazarlama konusunda bir kafa da yeni yeni türüyor zaten. Linkedin bu tip bir pazarlama akımı ile hali hazırda var olan içerik pazarlaması işini güzelce karıştırıp iyi geri dönüşler alabileceğiniz yegane sosyal ağ olacaktır. Pazarlama işine girmeyelim ben ne pazarlamacıyım ne de reklamcı bunu memlektin her iki iş için yetiştirdiği gurular konuşsun.
Benim asıl yazma amacım Linkedin'de tecrübe ile öğrenebileceğiniz bir iki detaydan bahsetmek. Şöyle;
*Linkedin'de Şirketler için profil sayfası açmak tam bir işkencedir. İlk etapta istedikler daha önce kullanılmamış bir eposta uzantısına sahip bir eposta adresine sahip olmak gerekir. Yani Gmail, Yahoo veya başka popüler hesaplardan şirket sayfası kuramazsınız.
*Linkedin'de şirket sayfası açtınız mı kapatmak için müşteri hizmetleri ile konuşmanız gerekiyor. Yani açtığınız sayfayı öylece kapatamıyorsunuz. "Şirket kapatıldı mı? Birleştirildi mi?" diye soruyorlar. Yani Linkedin'de kalmak için çaba sarf ediyorlar.
*Linkedin gruplarında moderasyon konusu çok detaylı bir şekilde kontrol edilebiliyor. Gruba katılacak kişilerden yazılacak içeriklerin tamamna yayınlama konusunda müdahale edebiliyorsunuz. Kullanıcılara özel yetenekler aktarıp özel yayıncı kullanıcılar atayabiliyorsunuz. En fazla 10 grubun yöneticisi olabiliyorsunuz en fazla 50 gruba dahil olabiliyorsunuz (bu rakamdan tam emin değilim aslında)
*Reklamlar genellikle iyi CTR yakalıyor ama reklamınız iş ilanı aramak üzere konumlu ise kesinlikle ilanları satın almanız gerekli. Yine burada Linkedin'nin pozisyonel hedefleme özelliklerini kullanabiliyorsunuz.
*Kredi kartınızı kullanıp satın aldığınız reklamlarda video kullanabiliyorsunuz. Türkçe metin kullanabiliyorsunuz bir süredir. Ek olarak Linkedin küçük işletmeler için doğru bir mecra olmayabilir tıklama maliyetleri çok yüksek seviyelerde seyredebiliyor. Facebook'tan neredeyse 10 -12 kat fazla.
*Facebook'ta olan Pazar Yeri (marketplace) Sposored Stories (Arkadaşın geldi sen de gruba gel) kafası reklam modellerinden son kullanıcının kullanacağı şekilde bir düzenleme olmadığından Linkedin gruplarının reklamları için 3. parti bir mecra ile çalışmanız gerekiyor ki buradan gelecek geri dönüşün fiyat performansı tatmin etmeyecektir. Çıkıp elden insanlara Flyer dağıtırsanız daha mantıkılı olabilir.
*Müşteri hizmetlerin Türkçe ulaşabiliyorsunuz bu da yeniliklerden birisi.
*Şirket sayfalarına Facebook'ta olduğu Cover Photo geldi Linkedin sayfaları için. Bu da tasarımsal bir yenlik etkili olacak mı bilmiyorum ama Linkedin'ın aşırı kurumsal .gov.tr gibi yapısını biraz renklendirdiği gerçeği yadsınamaz.
Bu seriye devam edeceğim sanırım tecrübe ettikçe size buradan bişeyler aktaracağım.
Saygılar.
Neyse boş konuşmayalım. Linkedin'i markalar bir şekilde kullanmaya çalışıyorlar. Linkedin diğer ağlara göre etkileşim yaratma konusunda epey zorlu bir sosyal ağ olması şahsi tecrübelerimden bildiğim bir nokta. Doğru konuları bulmak, bu konular üzerinden etkileşimi yürütmek epey zorlayıcı olabiliyor. X bir sosyal medya ajansı Linkedin için içerik üretme konusunda zorlanacaktır. Nihayetinde bizimkiler sadece "yaptıysanız like ediniz" kafasında içerik üretebiliyorlar. Fayda sağlayan içerikleri üretmek konusunda epey başarısızlar. Fayda sağlayan pazarlama konusunda bir kafa da yeni yeni türüyor zaten. Linkedin bu tip bir pazarlama akımı ile hali hazırda var olan içerik pazarlaması işini güzelce karıştırıp iyi geri dönüşler alabileceğiniz yegane sosyal ağ olacaktır. Pazarlama işine girmeyelim ben ne pazarlamacıyım ne de reklamcı bunu memlektin her iki iş için yetiştirdiği gurular konuşsun.
Benim asıl yazma amacım Linkedin'de tecrübe ile öğrenebileceğiniz bir iki detaydan bahsetmek. Şöyle;
*Linkedin'de Şirketler için profil sayfası açmak tam bir işkencedir. İlk etapta istedikler daha önce kullanılmamış bir eposta uzantısına sahip bir eposta adresine sahip olmak gerekir. Yani Gmail, Yahoo veya başka popüler hesaplardan şirket sayfası kuramazsınız.
*Linkedin'de şirket sayfası açtınız mı kapatmak için müşteri hizmetleri ile konuşmanız gerekiyor. Yani açtığınız sayfayı öylece kapatamıyorsunuz. "Şirket kapatıldı mı? Birleştirildi mi?" diye soruyorlar. Yani Linkedin'de kalmak için çaba sarf ediyorlar.
*Linkedin gruplarında moderasyon konusu çok detaylı bir şekilde kontrol edilebiliyor. Gruba katılacak kişilerden yazılacak içeriklerin tamamna yayınlama konusunda müdahale edebiliyorsunuz. Kullanıcılara özel yetenekler aktarıp özel yayıncı kullanıcılar atayabiliyorsunuz. En fazla 10 grubun yöneticisi olabiliyorsunuz en fazla 50 gruba dahil olabiliyorsunuz (bu rakamdan tam emin değilim aslında)
*Reklamlar genellikle iyi CTR yakalıyor ama reklamınız iş ilanı aramak üzere konumlu ise kesinlikle ilanları satın almanız gerekli. Yine burada Linkedin'nin pozisyonel hedefleme özelliklerini kullanabiliyorsunuz.
*Kredi kartınızı kullanıp satın aldığınız reklamlarda video kullanabiliyorsunuz. Türkçe metin kullanabiliyorsunuz bir süredir. Ek olarak Linkedin küçük işletmeler için doğru bir mecra olmayabilir tıklama maliyetleri çok yüksek seviyelerde seyredebiliyor. Facebook'tan neredeyse 10 -12 kat fazla.
*Facebook'ta olan Pazar Yeri (marketplace) Sposored Stories (Arkadaşın geldi sen de gruba gel) kafası reklam modellerinden son kullanıcının kullanacağı şekilde bir düzenleme olmadığından Linkedin gruplarının reklamları için 3. parti bir mecra ile çalışmanız gerekiyor ki buradan gelecek geri dönüşün fiyat performansı tatmin etmeyecektir. Çıkıp elden insanlara Flyer dağıtırsanız daha mantıkılı olabilir.
*Müşteri hizmetlerin Türkçe ulaşabiliyorsunuz bu da yeniliklerden birisi.
*Şirket sayfalarına Facebook'ta olduğu Cover Photo geldi Linkedin sayfaları için. Bu da tasarımsal bir yenlik etkili olacak mı bilmiyorum ama Linkedin'ın aşırı kurumsal .gov.tr gibi yapısını biraz renklendirdiği gerçeği yadsınamaz.
Bu seriye devam edeceğim sanırım tecrübe ettikçe size buradan bişeyler aktaracağım.
Saygılar.
2 Eylül 2012 Pazar
Gerçek Twitter Takipçisi Nasıl Kazanılmaz?
Bu yazıyı yazmak için uzun zamandır bekliyorum. Yeni örnekler için de biraz bekledim. Şansıma önüme birkaç örnek çıktı ki ben de bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Yazının aynen başlıkta olduğu gibi "Gerçek Twitter Takipçisi Nasıl Kazanılmaz?" konusu üzerine. Birçok marka bu konu hakkında dertli. Gerek Twitter'da reklam yapma maliyetlerinin yüksek olması gerekse takipçilerine kendilerini takip etmelerine neden sağlayacak içerikler sunamamasından dolayı takipçi sayısı konusunda sürekli sıkıntı çekiyorlar. Bu konuyu aşmak için markalar ve ajanslar alternatif çözümlere yöneliyorlar. Bu çözümler benim için kişisel olarak "saçmalık" olarak görünse de ajansların verdiği sözleri tutturması açısından bir "çözüm" olarak nitelendirilebilir.
Gelelim bu çözümlere ve yan etkilerine;
Çözüm 1: Herkesi ama herkesi takip et, sonra insanları takipten çıkar!
Çözüm 2: Abi bir uygulama var, 1 milyon takipçi yapıyormuşsun!
Takipçi kazanma konusuda zor bir konu olduğundan birçok marka saçma sapan uygulamalar kullanmayı seçiyor. Yukarıda yer alan Lee Cooper örneğinde olduğu gibi bir uygulamadan gelen takipçilere "artık gelmeyin şımarıyoruz "gibi bir tweet atıyor. Burada suç kimin bilmiyorum amam bu tweetin burada görünmesi sayfanın ciddiyeti açısından epey sorunlu bir konu. Evet takipçi kazanma uygulaması bir çok kişiyi size kazandırıyor ama bu kişiler sizi değil sistem içinde takipçi kazanmak için herhangi birisini takip etmiş oluyor.
Şimdi soracaksınız onu yapma bunu yapma ne yapalım? Benim için bu konu hakkında nacizane önerilerim şöyle;
1- RT yarışmaları: Takipçiye rüşvet vermek gibi görünse de yine bir örnekle anlatayım. Genelde bu tip RT yarışmalarına katılmasam da Electroworld'ün bundan 2 sene önce yaptığı bir yarışmaya katıldım ve bir peluş oyuncak kazandım. Orada hediye dağıtım işini de iyi yönetmişlerdi. Daha önce blogta bahsetmiştim. O ödül gelene kadar bir kez bile Elctroworld'e adım atmamıştım fakat 2 senede oradan bir laptop, bir cep telefonu, bir sürü ufak tefek elektronik zımbırtı daha aldım. Sadece bir peluş oyuncak ve elektronik alışverişi için alternatif bir mağaza seçeneğim daha oldu.
2-Özgün İçerik: Geçen gün "özgün içeriğiniz batsın" diye bir tweet atmıştım. Bizim güzide bloglarımızın birbirilerine laf atması üzerine yazmıştım bunu. Neyse evet markanız kesinlikle başka hiçbir yerde olmayan içeriğini sosyal medyadan paylaşmalı ve takip edenleri özel hissettirmeli. (ulen bu bütün sunumlarda var bir daha yazmayayım dedim ama neyse!) Yani olan bu.
Bir upuzun bir yazının sonuna daha geldik. Buraya kadar gelip okuduysanız teşekkür ederim.
Saygılar.
Yazının aynen başlıkta olduğu gibi "Gerçek Twitter Takipçisi Nasıl Kazanılmaz?" konusu üzerine. Birçok marka bu konu hakkında dertli. Gerek Twitter'da reklam yapma maliyetlerinin yüksek olması gerekse takipçilerine kendilerini takip etmelerine neden sağlayacak içerikler sunamamasından dolayı takipçi sayısı konusunda sürekli sıkıntı çekiyorlar. Bu konuyu aşmak için markalar ve ajanslar alternatif çözümlere yöneliyorlar. Bu çözümler benim için kişisel olarak "saçmalık" olarak görünse de ajansların verdiği sözleri tutturması açısından bir "çözüm" olarak nitelendirilebilir.
Gelelim bu çözümlere ve yan etkilerine;
Çözüm 1: Herkesi ama herkesi takip et, sonra insanları takipten çıkar!
Bu model benim nefret ettiğim hatta ajans yüzünden markayı üzülerek takip etmeyi bırakmama neden olan bir model. Citroen markası gibi benim en sevdiğim otomobil markalarından birisine (Abartmak için söylemiyorum, cidden marka vizyonu, tasarımda risk alarak yeni modeller çıkartması, WRC başarıları Sebastian Loeb gibi çok sağlam markaya bağlılık yaratacak malzemleri var) sırf bu saçma iş yüzünden mesafe koydum (Markalar akıllı olsun çok pis mesafe koyarım). Açıkcası bir marka beni takip etmişse hoşuma gider ve ben de bu markayı takip ederim. Çok basit "marka beni önemsiyor" kafası ile bir etkileşim gerçekleşir (Hey arka sıradaki arkdaş ben de biliyorum bir markanın beni takip etmesi için illa "Follow" butonuna basması gerekmiyor). Markayı ciddiye almaya başlarım, nihayetinde -ben de iyi kötü bir blog yazarıyım- marka hakkında bişeyler söyleme konusunda düşünmeye başlarım ve sonrasında çok basit benim ilgi alanıma giren bir kampanyasını blogumda duyururum ki bunu ücretsiz yaparım. Ne yazık ki artık bu yazıyı okuyup Citroen markasın süper bir sosyal medya işi olsa bile bu konu hakkında yazmam ve yazacak olsam bile kesinlikle olumsuz olur. Bu bir tehdit veya yaptırım değil gerçek çünkü marka benim yazdıklarımı ciddiye almıyor biliyorum (Yukarıda yazdıklarımdan dolayı) Ne yazsam umurlarında olmayacak.
Çözüm 2: Abi bir uygulama var, 1 milyon takipçi yapıyormuşsun!
Takipçi kazanma konusuda zor bir konu olduğundan birçok marka saçma sapan uygulamalar kullanmayı seçiyor. Yukarıda yer alan Lee Cooper örneğinde olduğu gibi bir uygulamadan gelen takipçilere "artık gelmeyin şımarıyoruz "gibi bir tweet atıyor. Burada suç kimin bilmiyorum amam bu tweetin burada görünmesi sayfanın ciddiyeti açısından epey sorunlu bir konu. Evet takipçi kazanma uygulaması bir çok kişiyi size kazandırıyor ama bu kişiler sizi değil sistem içinde takipçi kazanmak için herhangi birisini takip etmiş oluyor.
Şimdi soracaksınız onu yapma bunu yapma ne yapalım? Benim için bu konu hakkında nacizane önerilerim şöyle;
1- RT yarışmaları: Takipçiye rüşvet vermek gibi görünse de yine bir örnekle anlatayım. Genelde bu tip RT yarışmalarına katılmasam da Electroworld'ün bundan 2 sene önce yaptığı bir yarışmaya katıldım ve bir peluş oyuncak kazandım. Orada hediye dağıtım işini de iyi yönetmişlerdi. Daha önce blogta bahsetmiştim. O ödül gelene kadar bir kez bile Elctroworld'e adım atmamıştım fakat 2 senede oradan bir laptop, bir cep telefonu, bir sürü ufak tefek elektronik zımbırtı daha aldım. Sadece bir peluş oyuncak ve elektronik alışverişi için alternatif bir mağaza seçeneğim daha oldu.
2-Özgün İçerik: Geçen gün "özgün içeriğiniz batsın" diye bir tweet atmıştım. Bizim güzide bloglarımızın birbirilerine laf atması üzerine yazmıştım bunu. Neyse evet markanız kesinlikle başka hiçbir yerde olmayan içeriğini sosyal medyadan paylaşmalı ve takip edenleri özel hissettirmeli. (ulen bu bütün sunumlarda var bir daha yazmayayım dedim ama neyse!) Yani olan bu.
Bir upuzun bir yazının sonuna daha geldik. Buraya kadar gelip okuduysanız teşekkür ederim.
Saygılar.
28 Temmuz 2012 Cumartesi
House of 41? 29!
Epey bir ara verdikten sonra sanırım sosyal medyanın uzun süredir gördüğü en büyük kriz anı hakkında bir şeyler karalamak gerektiğini düşünerek bu sıcak İstanbul akşamında bilgisayar başına geçtim. (Bizim buralar o kadar da sıcak değil de işte milletin bedduasını almamak için bu şekilde başlangıç yaptım)
Olayın kısaca özeti şöyle; Ajansın yönetiği sayfalar bir şekilde el değiştirir ve sayfalarda kimsenin sayfasında görmek istemeyeceği içerikler paylaşılır. Sayfa yönetimi el değiştirdikten sonra ajans bir süre bu içeriklere müdahale edemez ve durum çözülmesinde Facebook'tan yardım alınır ve sayfalar tekrar eski durumuna döner. Olay hakkında yazarken diğer herkesin yaptığı gibi ajansa çatmak ya da ajansı korumak gibi bir yazı yazacak değilim. Açıkcası bu sorunun sonunda neler olabileceğini yazacağım ve bu konu hakkında bir iki çözüm önereceğim. Başlıyoruz ...
Sorumlu Kim?
Burada birileri suçlu arayacak va kimse tam olarak bir suçlu bulamayacak. Aslında suçlu açık ve net bir şekilde "100 binlerce TL reklam bütçesi" harcanan sayfaları birkaç ergenin bile ele geçirmesini engelleyecek bir sistem kuramayan Facebook ne yazık ki! Bu durum uzun süredir bir türlü düzenlenemeyen yönetici görevleri özelliği ve halen en tepede olan yöneticilerin birbirini bir şekilde sayfadan atabileceği sistem ile yönetilen milyonluk sayfalar.
"Yöneticilik" sorunu nasıl çözülür?
1- Kırmızı Telefon
Bundan sonra "Kırmızı Telefon" olarak adlandırcağım bir yöntem bu sorun için iyi bir çözüm olacaktır."Kırmızı telefon" benzer bir durum olduğunda ajansın yönettiği sayfalarda olan bütün yöneticileri çıkartıp sadece ajansın marka uzantılı e-posta hesabı ile üye olduğu hesabı yönetici olarak bırakmasını sağlayan özel bir kod mekanizması. Bu kod girildiği anda var olan bütün yöneticiler sayfalardan atılır ve sadece marka uzantılı e-posta hesabı yönetici olarak kalır. Kalan güvenlik özellikleri zaten düzenlenecektir.Orası işin detay kısmı.
2- Süper Admin
Bu özellik hazır sayfa özellikleri düzenlenirken bir yönetici özelliği olarak eklenebilir. Bir sayfada sadece bir kişi Süper Admin olarak atanabilir ve bu kişiyi kimse sayfadan çıkartamaz. Böylelikle sayfanın geri alınması için Facebook ile iletişime geçilmez veya bu tip bir süreç ile uzun süre uğraşılmaz.
Eldekiler ile ne yapılır?
Şu an sadece yapılacak iki iş var. Sayfalarda daha az yönetici ve uygulamaların kontrol edilmesi. Gözden kaçan ufak bir "Facebook izni" bu olayın yönettiğimiz sayfaların başına gelmesini sağlar.
Ne olacak?
Bu olay şu an Türkiye'de sosyal medyada en fazla iş yapan firmaları ve en büyük firmalarını etkilediğinden dolayı artık bana göre işler eskisi gibi olmayacak herkes sosyal medya hikayesine kuşkulu gözler ile bakacak hatta sosyal medya bütçeleri kesilecek. Bütçeler kesilirken ufak markalar adımlarını atarken daha da temkinli olacak. Sosyal medya ajanasları daha az kazanacak hatta bazıları iflas bayrağı çekip havlu atacak. Dijital ajanslar hizmet vrdikleri müşterilerin hali hazırda sosyal medya hizmeti de vermeye başalyacak ve birçok iş tek ajans altında toplanacak. Sosyal medya uzmanı ünvanına sahip çok daha fazla ortaya çıkacak ve bunlar hayatlarında "sosyal medyada iletişim stratejisi" tamlamasını kurmamış kişiler olacak. Ellerinde Twitter hesaplarında olan 100 bin kişi veya 100 bin hayranına komikli video paylaştığı Facebook sayfaları olacak. Ne yazık ki bu iş böyle yürümeye devam edecek. Gerçekten bu işi severek yapan kişiler yavaş yavaş marka tarafına geçip ya da kendi markalarını kurup yürümeye devam edecekler. Birkaç yüz kişi etrafında dönen sektör 50 kişi etrafında dönmeye başlayacak.
Yazının başlığı işte bu yüzden "House of 41? 29!". Marvel evrenindeki en büyük kırılmaların gerçekleştiği House of M serisine atıfta bulunan bir yazı olması istedim. House of M olayından sonra kimse bu konuyu hatırlamak istemezken birileri bunun altını kazmak istiyordu.(Birilerinin kim olduğunu söylemeyip meraklısının keyfini kaçırmayalım) İşte tamda bizde bu olayın altını kazacak mıyız? Yoksa her yerde anlatacak mıyız? Karar vermemiz gerekiyor. Bu olay örnek bir olay ve herkesin konuşup ders çıkartması gerekiyor. Daha çok profesyonel konuşmalı ve yorumlarını çözüm önerilerini getirmeli. Ajansı itin bir tarafına sokup çıkartmakla uğraşmaktansa bazı konularda çözüm aramalı bu konu hakkında çözüm üretmeli.
Not: Yine hayvan gibi iddialı başlık atmışım. Umarım insanlarda Dipnot etkisi yaratmaz.
Neyse bu yazı burada biter.
Saygılar
Olayın kısaca özeti şöyle; Ajansın yönetiği sayfalar bir şekilde el değiştirir ve sayfalarda kimsenin sayfasında görmek istemeyeceği içerikler paylaşılır. Sayfa yönetimi el değiştirdikten sonra ajans bir süre bu içeriklere müdahale edemez ve durum çözülmesinde Facebook'tan yardım alınır ve sayfalar tekrar eski durumuna döner. Olay hakkında yazarken diğer herkesin yaptığı gibi ajansa çatmak ya da ajansı korumak gibi bir yazı yazacak değilim. Açıkcası bu sorunun sonunda neler olabileceğini yazacağım ve bu konu hakkında bir iki çözüm önereceğim. Başlıyoruz ...
Sorumlu Kim?
Burada birileri suçlu arayacak va kimse tam olarak bir suçlu bulamayacak. Aslında suçlu açık ve net bir şekilde "100 binlerce TL reklam bütçesi" harcanan sayfaları birkaç ergenin bile ele geçirmesini engelleyecek bir sistem kuramayan Facebook ne yazık ki! Bu durum uzun süredir bir türlü düzenlenemeyen yönetici görevleri özelliği ve halen en tepede olan yöneticilerin birbirini bir şekilde sayfadan atabileceği sistem ile yönetilen milyonluk sayfalar.
"Yöneticilik" sorunu nasıl çözülür?
1- Kırmızı Telefon
Bundan sonra "Kırmızı Telefon" olarak adlandırcağım bir yöntem bu sorun için iyi bir çözüm olacaktır."Kırmızı telefon" benzer bir durum olduğunda ajansın yönettiği sayfalarda olan bütün yöneticileri çıkartıp sadece ajansın marka uzantılı e-posta hesabı ile üye olduğu hesabı yönetici olarak bırakmasını sağlayan özel bir kod mekanizması. Bu kod girildiği anda var olan bütün yöneticiler sayfalardan atılır ve sadece marka uzantılı e-posta hesabı yönetici olarak kalır. Kalan güvenlik özellikleri zaten düzenlenecektir.Orası işin detay kısmı.
2- Süper Admin
Bu özellik hazır sayfa özellikleri düzenlenirken bir yönetici özelliği olarak eklenebilir. Bir sayfada sadece bir kişi Süper Admin olarak atanabilir ve bu kişiyi kimse sayfadan çıkartamaz. Böylelikle sayfanın geri alınması için Facebook ile iletişime geçilmez veya bu tip bir süreç ile uzun süre uğraşılmaz.
Eldekiler ile ne yapılır?
Şu an sadece yapılacak iki iş var. Sayfalarda daha az yönetici ve uygulamaların kontrol edilmesi. Gözden kaçan ufak bir "Facebook izni" bu olayın yönettiğimiz sayfaların başına gelmesini sağlar.
Ne olacak?
Bu olay şu an Türkiye'de sosyal medyada en fazla iş yapan firmaları ve en büyük firmalarını etkilediğinden dolayı artık bana göre işler eskisi gibi olmayacak herkes sosyal medya hikayesine kuşkulu gözler ile bakacak hatta sosyal medya bütçeleri kesilecek. Bütçeler kesilirken ufak markalar adımlarını atarken daha da temkinli olacak. Sosyal medya ajanasları daha az kazanacak hatta bazıları iflas bayrağı çekip havlu atacak. Dijital ajanslar hizmet vrdikleri müşterilerin hali hazırda sosyal medya hizmeti de vermeye başalyacak ve birçok iş tek ajans altında toplanacak. Sosyal medya uzmanı ünvanına sahip çok daha fazla ortaya çıkacak ve bunlar hayatlarında "sosyal medyada iletişim stratejisi" tamlamasını kurmamış kişiler olacak. Ellerinde Twitter hesaplarında olan 100 bin kişi veya 100 bin hayranına komikli video paylaştığı Facebook sayfaları olacak. Ne yazık ki bu iş böyle yürümeye devam edecek. Gerçekten bu işi severek yapan kişiler yavaş yavaş marka tarafına geçip ya da kendi markalarını kurup yürümeye devam edecekler. Birkaç yüz kişi etrafında dönen sektör 50 kişi etrafında dönmeye başlayacak.
Yazının başlığı işte bu yüzden "House of 41? 29!". Marvel evrenindeki en büyük kırılmaların gerçekleştiği House of M serisine atıfta bulunan bir yazı olması istedim. House of M olayından sonra kimse bu konuyu hatırlamak istemezken birileri bunun altını kazmak istiyordu.(Birilerinin kim olduğunu söylemeyip meraklısının keyfini kaçırmayalım) İşte tamda bizde bu olayın altını kazacak mıyız? Yoksa her yerde anlatacak mıyız? Karar vermemiz gerekiyor. Bu olay örnek bir olay ve herkesin konuşup ders çıkartması gerekiyor. Daha çok profesyonel konuşmalı ve yorumlarını çözüm önerilerini getirmeli. Ajansı itin bir tarafına sokup çıkartmakla uğraşmaktansa bazı konularda çözüm aramalı bu konu hakkında çözüm üretmeli.
Not: Yine hayvan gibi iddialı başlık atmışım. Umarım insanlarda Dipnot etkisi yaratmaz.
Neyse bu yazı burada biter.
Saygılar
13 Mayıs 2012 Pazar
Anneler Günü, Ajanslar ve Sinekler
Uzun bir aradan sonra tekrar bloga birşeyler kararlamak gerektiğinin farkına vardım. Anneler gününe denk gelmesi ise şans değil tabii olarak. Markaların sosyal medyalı anneler günü videoları piyasaya düşmesi birazda yazmak için bu konuda bana yardımcı oldu.
İlk video Arçelik'in hazırladığı (aslında Arçelik değil tabii olarak ajansının hazırladığı demek gerekli) "Sosyal Medyada Anne Devrimi" başlıklı 2 dakika 24 saniye uzunluğunda olan video. Videonun 1 dakikası izlenebilir kalanı ise profesyonel merakı olan kişilere hitap ediyor gibi.(Yani işin içinde olmasam 1 dakika 24 saniyelik kısmı izleyemezdim ne yazık ki) Bu video iyi niyetli fakat ve ufak bir sinek olması beni biraz rahatsız etti açıkcası.
"Sosyal Medyada Anne Devrimi"diye video çekip "Poke"un kaldırıldığını söyleyen bir video hazırlıyorsan çorbadaki sineğe yapılan muameleyi görmeyi beklemelisin. Facebook'ta ne yazık ki "Dürtme aksiyonu" halen duruyor. Keşke bu videoyu istihdam ettikleri "Sosyal Medyacı" arkadaşa gösterseydiler. (Bazı ajansların sosyal medya ekiplerinin sadece stajyerlerden oluştuğu düşünüyorum).
Bir diğer "Anneler Günü" temalı video ise "Yavrum Seni Like Ettim" başlıklı Profilo videosu oldu. Videonun açılışında "Teknolojiyi Profilo'larla takip eden annelerimiz, yavrularını Facebook'tan takip ediyor" gibisinden bir metin yazılmış. Güzel gaz verilmiş eyvallah.
Bu videoyu biraz geç izledim açıkcası ve benim aklıma "Acaba Profilo'nun bir Facebook sayfası var mı acaba?" sorusu gelmeden Olcayto Cengiz'in şu tweetini(https://twitter.com/#!/OlcaytoCengiz/status/200172178002542592) okudum. Öğrendim ki adamlar "Like Ettim" diye şarkı yapıp Facebook sayfası açmamışlar. Markanın "sosyal medyada var olmama" tercihini farklı neden/sonuç ilişkileri ile anlayabilirim fakat "Like Ettim" diye şarkı yapıp Facebook sayfası açmamak için "Çorbadaki Sinek" muamelesi az bile kalabilir. Bu iş denizde çakıl taşı sektirmek gibi birşey. 2-3 kez seker mutlu olursun ve taş sonunda suya düşer. Keşke bir Facebook sayfası açıp video düzenlemeye verdikleri bütçeden 2-3 Bin TL ayırıp bir Facebook sayfası açsaydılar. En azından seken taşları bir kovaya doldurabilirdiler.(Bunu kesinlikle ajansın önermesi ve hayata geçirmesi gerekiyordu)
Neyse uzatmayalım. Sonuçta sektör profesyoneli olduğum için(artık) biraz daha sakin yazmak gerekiyor.
Sonraki yazımı Babalar Günü'ne saklıyorum bakalım orada hangi sinekleri yakalayacağız.
Not: Iñárritu gibi başlık atmışım arkadaş. Beklenti oluşmasa bari insanlarda.
Not 2: Yazım hatalarını bildirirseniz güzel olur.
Saygılar
İlk video Arçelik'in hazırladığı (aslında Arçelik değil tabii olarak ajansının hazırladığı demek gerekli) "Sosyal Medyada Anne Devrimi" başlıklı 2 dakika 24 saniye uzunluğunda olan video. Videonun 1 dakikası izlenebilir kalanı ise profesyonel merakı olan kişilere hitap ediyor gibi.(Yani işin içinde olmasam 1 dakika 24 saniyelik kısmı izleyemezdim ne yazık ki) Bu video iyi niyetli fakat ve ufak bir sinek olması beni biraz rahatsız etti açıkcası.
"Sosyal Medyada Anne Devrimi"diye video çekip "Poke"un kaldırıldığını söyleyen bir video hazırlıyorsan çorbadaki sineğe yapılan muameleyi görmeyi beklemelisin. Facebook'ta ne yazık ki "Dürtme aksiyonu" halen duruyor. Keşke bu videoyu istihdam ettikleri "Sosyal Medyacı" arkadaşa gösterseydiler. (Bazı ajansların sosyal medya ekiplerinin sadece stajyerlerden oluştuğu düşünüyorum).
Bir diğer "Anneler Günü" temalı video ise "Yavrum Seni Like Ettim" başlıklı Profilo videosu oldu. Videonun açılışında "Teknolojiyi Profilo'larla takip eden annelerimiz, yavrularını Facebook'tan takip ediyor" gibisinden bir metin yazılmış. Güzel gaz verilmiş eyvallah.
Bu videoyu biraz geç izledim açıkcası ve benim aklıma "Acaba Profilo'nun bir Facebook sayfası var mı acaba?" sorusu gelmeden Olcayto Cengiz'in şu tweetini(https://twitter.com/#!/OlcaytoCengiz/status/200172178002542592) okudum. Öğrendim ki adamlar "Like Ettim" diye şarkı yapıp Facebook sayfası açmamışlar. Markanın "sosyal medyada var olmama" tercihini farklı neden/sonuç ilişkileri ile anlayabilirim fakat "Like Ettim" diye şarkı yapıp Facebook sayfası açmamak için "Çorbadaki Sinek" muamelesi az bile kalabilir. Bu iş denizde çakıl taşı sektirmek gibi birşey. 2-3 kez seker mutlu olursun ve taş sonunda suya düşer. Keşke bir Facebook sayfası açıp video düzenlemeye verdikleri bütçeden 2-3 Bin TL ayırıp bir Facebook sayfası açsaydılar. En azından seken taşları bir kovaya doldurabilirdiler.(Bunu kesinlikle ajansın önermesi ve hayata geçirmesi gerekiyordu)
Neyse uzatmayalım. Sonuçta sektör profesyoneli olduğum için(artık) biraz daha sakin yazmak gerekiyor.
Sonraki yazımı Babalar Günü'ne saklıyorum bakalım orada hangi sinekleri yakalayacağız.
Not: Iñárritu gibi başlık atmışım arkadaş. Beklenti oluşmasa bari insanlarda.
Not 2: Yazım hatalarını bildirirseniz güzel olur.
Saygılar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





