31 Ağustos 2010 Salı

Topluluk Yönetmek Zor İş (Türkiye-Yunanistan maçı üzerinden)


Türkiye-Yunanistan basketbol maçı vardı bu akşam malum Dünya Basketbol Şampiyonası var. Neyse bizim çocuklar yine kazaya uğramadılar bu engeli de geçtiler. Yunanistan'ı mağlup ettiler(76-65).

Tabii bu arada Fiba Facebook sayfası da boş durmuyordu haberleri geçiyordu ama unuttuğu bir şey vardır. Türk ve Yunan taraftarların ateşi her yere bulaşabiliyordu. Fiba bu duruma müdahale etme konusunda biraz geç kalınca Facebook yorumları ırkçı söylemlere bulandı. Spora karışmaması gereken şeyler bunlar. Fiba her ne kadar durumu çözmüş olsa da bir çok insanın görmemesi gerek yorumlarla göz göze geldik.

Fiba bir şeyi unutmuştu. Artık hayat onların geçmişte olduğu gibi işlemiyordu. İnsanlar maçları seyrederken bir yandan da Facebook'a yorumlarını yazıyorlardı. Tamam herkesin Twitter hareketlerini kontrol edemezsin buna lafım yok ama Facebook kontrolünü sağlaman gerekliydi. Bir çok insanı olmadık yere rahatsız ettin. Bir kaç kendini bilmez Türk veya Yunan ırkçı yüzünden.

Irkçılık konusunda spor kurumlarının ne kadar önlem aldığını herkes biliyor. Bir çok kez bir küfür yüzünden canları yana sporcuları okuduk veya izledik. Şimdi Fiba ne yapacaksın senin kontrol etmen gereken yerde ilkel bir ırkçılık oyunu oynandı. Suçlu kim? Suçlu bu işi yönetme konusunda sınıfta kalan Fiba Facebook Fan sayfası yöneticileri.

O kadar yaptığı güzel uygulamalar sonunda böyle bir şeyle Fiba eleştirmek istemezdim. Neyse topluluk yönetmek zor iş olduğu kadar diyelim mi ne diyelim bilmiyorum.

Yapacakları, sadece bu iş için fanlardan yardım istemekti eğer paranız yoksa. Elbette böyle bir kurumun parası olmaması bir bahane olmayacağına göre dil bilen topluluk yöneticilerini oturtacaksın hesabın başına. Onlar bu sorunları çözecek, işin kızışmasını önleyeceklerdi. Ufak atışmalar olacak ama bir dozu var bu işinde.

Not: Yazılanları kayıt etmiştim ama burada yayınlamaya gönlüm elvermedi. Tahmin edin işte ırkçılık hastalığına tutulmuş insanları yazacağı şeyler işte gerek yok fazlasına. Linke tıklarsanız ve postlara yapılan yorumları okursanız halen var olan kalıntıları görürsünüz.

Saygılar.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Be Kind Rewind (Lütfen Geri Sarın)


 Filmi biliyorsunuzdur bilmeyenler için tekrar kısaca anlatayım. Danny Glover bir video store işletmektedir. (Hani bu film kiralama dükkanlarından işte). İşi büyük kiralama networkları çıktığından beri  zor durumdadır. Bir süreliğine şehir dışına çıkması gerekir ve dükkanı Mos Def'e emanet eder. Mos Def'in yakın arkadaşı Jack Black bir olay sonunda manyetize olarak Jack Black dükkanda olan bütün kasetleri siler ve bunun üzerine ikili filmleri "sweded" adı verdiği şekilde kendi başlarına çekmeye başlar ve ün kazanırlar. Fazlası spoiler olur uzatmayalım. Imdb linkini de vereyim devam edelim. Be Kind Rewind

Filmde bahsedilen büyük film mağazası Blockbuster Video'ya yapılan bir göndermeydi aslında. Tabela rengine kadar aynı olup sadece ismi farklıydı bu mağazanın. Orada iflas bayrağını çekmek zorunda kalan küçük işletme sahibi idi bu sefer ise Blockbuster video iflas başvurusu yapacaklarını açıkladı. Netflix'in gücüne, erişilebilirliğine dayanamadıklarından dem vuruyordu bir çok yazar bu durum için.

Yeni teknolojilere ayak uyduramadılar ve geçmişte canlarını yaktıkları bir çok küçük işletmenin durumuna düştüler. Küçük işletmeler zamana ayak uyduramamıştı bu sefer büyük bir işletme hantal kaldı ve rakipleri tarafından geçilmek ve ezilmek durumunda kaldı.
 
Bu durumda bir çok nasihat çıkartabiliriz ama ilk olarak şunu çıkartmamız lazım galiba. "Eğer interneti geçici bir eğlence olarak görürsen asıl eğlence sen olursun".(Sanki boyumdan büyük bir laf ettim gibi geldi ama :)) Bu yüzden olsa gerek bir çok şirket bir şekilde yeni medyanın içine girmeye çalışıyor var olmaya çalışıyor. Sosyal medya olsun, başka türlü olsun bir şekilde bu işe dahil oluyor insanlar. Tabii bir de maliyetler sorunu var ki bu da önemli bir etken satış kaygısı olmasa da maliyetler yüzünden online mecraya kayacak köklü kuruluşların haberleri de gelmiyor değil bu aralar. Son olarak The Oxford English Dictionary bu konuda adımlara hazırlandıklarını açıkladı. 

Son olarak; sanırım daha yeni başladı "internetin baş sorumlusu" olduğu iflaslar bakalım daha neler göreceğiz. Belki de önümüzde bir elektronik zincirinin iflası ya da private shopping yüzünden zincir bir giyim mağazasını iflası olacak. İlginç gelişmeler bizi bekliyor. Sosyal medya dışında bir yazı oldu ama sosyal medya hakkında yazmaya devam edince böyle şeylere de burnumu sokmak zorunda kalıyorum. Haddimi aşmamaya çalıştım sonuçta e-ticaret bambaşka bir yer.

Saygılar.

Citizen Tube



Katrina Kasırgası'nı hatırlıyorsunuzdur. 2005 ağustosunda Abd'nin canını epey yakmış bir kasırga. Halen bile yaralarını sarmaya çalışıyorlar. 1.800 civar kişinin ölümüne 700 kişinin kaybolmasına yol açan kasırga bir çok yerleşim birimini yok etti.
 
Youtube Katrina Kasırgası'nın anılarını herkesin kendi ağzından anlatabilmesi için Citizen Tube adlı bir kanalını gözümüzün önüne çıkardı bugünlerde tekrardan. Eğer bir konu hakkında kendi çektiğiniz bir videonuz varsa onu CitizenTube Bloga ulaştırırsanız onlar sizi bu kanalda yayına alıyolar ve sizi daha çok kişinin görmesini sağlıyorlar.

Sadece Katrina ile ilgili değil(Pakistan, Meksika Körfezi'nden, vs vs...) bir çok yerden bir çok haberi buradan paylaşabiliyor insanlar, kendi haberine kendi muhabir oluyorlar dertlerini kendi ağzından anlatıyorlar. Bu aralar Katrina Kasırgası'nın tarihine geldiği için bu aralar Katrina üzerine insanlar bir çok bilgiyi paylaşıyor. Bazıları yapılan yeni evleri anlatıyor, bazıları kasırga anında çektiği videoyu yüklüyor, bazıları kasırga anında yaşadıklarını anlatıyor ve dünya ile paylaşıp unutmamalarını sağlıyor bir daha böyle bir şey için hazırlıklı olmaları mesajını vermeye çalışıyor insanlara.

Kanal "Citizen Journalism" kavramını desteklemek için çok uzun süredir yayında. Güncel haberler ve politika üzerine yoğunlaşmış bir içeriği olsa da bu sefer olduğu gibi özel günlerde özel konulara yoğunlaşıyor. İnsanlara özgürce düşüncelerini bir çok kişiye duyurmalarını sağlıyor.

Başka bir ağustos ayında bizi ise bir başka doğa olayı, bir deprem vurmuştu 1999'da. Bu sene haberlerde 3 dakikalık bir konu oldu ve yine yeniden unutulmaya bırakıldı bir köşede. Keşke Youtube gibi bir sosyal ağ biz de kapalı olmasaydı da biz de böyle bir ağdan insanlara söz hakkı sunabilseydik. Keşke insanlara bu olanları unutmamalarını sağlasaydık. Halen geç değil yerel video ağları 12 kasım depremi için böyle bir şey yapsalar insanların anılarını videolaştırmalarını sağlasa, insanları aslında seslerini duyurabilecekleri başka bir mecra olduğuna uyandırabilse. Belki maliyetlidir, belki o anıları anlatacak kişiler çok fazla olmayacak ama denemeden bilinemez. Bizim gibi sansürle uğraşan toplumlara Web 2.0 nimetini kullanmamız gerektiğini unutturmayalım.

Saygılar.
 

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Fiba 2010 Sponsorları ve Sosyal Medya


Dünya basketbol şampiyonası bugün başladı. Dün akşam açılış töreni vardı. Ben de şampiyonaya özel sosyal medya üzerinden de ilerleyen kampanyaları ve şampiyonaya özel açılan Facebook sayfalarını listeleyeyim dedim.

Garanti 12 Dev Adam Facebook Fan Sayfası :  12 Dev Adam sponsorlarından olan Garanti Bankası'nın şampiyonaya özel açtığı web sitesinin fan sayfası.

My Fiba Jersey :  Fiba'nın şampiyonaya özel yaptığı Facebook uygulaması. Aynı uygulama sayfasında Fiba sayfasına da ulaşabilirsiniz. Fiba aynı zamanda Twitter hesabı FibaWorld'den de kampanya yapmış (Friendfeed'ten Serhat Uğur'a teşekkürler)

Beko 2010 : Televizyonda reklamları da dönen Beko'nun oyunlarla renklendirdiği Facebook fan sayfası. Kaan Kural ile muhabbet etme şansı yakalayabilirsiniz bu sayfa ile unutmayın.

Metro : Ömer Onan, Kaan Kural ve Murat Kosova'nın da dahil olduğu şampiyonaya özel yaptıkları "Metro Büyük Boy ile yakala" adlı oyun ile Metro'nun Facebook Fan Sayfası.

Ülker: ÜlkerFiba2010 adlı "Basketbol yorumunu paylaş, en çok RT (Retweet) edilen 3 mesajdan biri senin olsun, Ülker'den resmi FIBA tişörtü kazan" şeklinde ilerleyen sosyal medya kampanyası.

Nokia Ovi Bball App : Nokia'nın şampiyonaya özel uygulaması. Twitter'da ise #ovifiba hashtagını da kullanarak konu ile ilgili sorduğumuz sorularımızı cevaplayabiliyorlarmış.

Benim bulabildiğim sadece bu 5 kurumun yaptığı işler. Bu kurumlar bir bakıma bu yaptıkları ile sosyal medya ile iletişimine verdikleri değeri göstermiş oluyorlar. Bu tip büyük spor olayları her zaman sponsorlara iyi etki etmiştir. Bunu benim söylemem gerekmez tabii. Sosyal medya açısından olaya bakarsak;  Güney Afrika'da Mahindra Satyam'ın yakaladığı sosyal medya ivmelenmesini bu sponsorluklarla uğraşan markalarda yakalayabilir. (Bu benim iyi niyetim de olabilir elbette ve futbol ile basketbolun hedef kitlesi vs vs. diye kıvırmak istemiyorum da aslında :))

Saygılar.

27 Ağustos 2010 Cuma

Vodafone vs. Hamilton

Viralblog.com'da gördüm bugün bu işi. Vodafone Hollanda'nın yeni geniş bant internet servisini tanıtmak amaçlı başlatılan bir kampanya bir Facebook kampanyası  Facebook vs. Hamilton  .

Bu kampanya şöyle işleyecek kısaca anlatayım yukarıda yazıyor ama bir iki küçük bilgi vermekte yarar var. Vodafone 28.800 Facebook üyesinin fotolarını istiyor ve bu fotoları 288 mb edeceğini hesaplıyor ve ortaya bir iddia atıyor. Hamilton 2.7 kmlik bir parkuru bitirene kadar bu 288 mblik veriyi download edebiliriz ve bu verileri oluşturmak için bize katılan 28.800 kişiden 10 kişiye de ödül veririz.

* 5.338 kmlik İstanbul Park en iyi tur zamanı 1.24.77 ile Juan Pablo Montoya'ya ait.

Katılanların profil fotoları kullanılarak oluşturulan F1 aracından bir görüntü. Her ülkeden katılımcı olabilir ama ödüller sadece Hollanda'ya gidecek.

Azınlık Raporu efekti ile X-Men Cerebro efekti arası bir şey gibi olmuş değil mi? Ben katıldığımda iddianın sonuçlanmasına 16 gün vardı ve 1.531 kişi katılmıştı yarışmaya.

Bizimkiler gibi göreceli verileri yarıştırmak yerine "biz şu kadar mb veriyi şu kadar dakikada download ediyoruz" demenin eğlenceli ve sosyal yanı bu iş. Sağladıkları hizmetin tam olarak ne kadar hızlı olduğunu da size sunuyor ya da merak ettirme özelliği ile kampanyayı takip etmenizi sağlıyor.  Eğlenceli güzel iş linklerden girip inceleyiniz.

Saygılar.

Geçen sene bu zamanlar ...



Geçen sen bu zamanlar bu blogu sadece kendi öğrendiğim şeyleri not etmek ve sosyal medya trendini "muhtemel" gireceğim işlerde doğru kullanmak için bir destek noktası olması için açmıştım. İşler pek beklediğim gibi gitmedi blog yazmaya devam ettim lakin iş konusu sarpa sardı. Bazı gittiğim iş görüşmeleri benim iş arama serüvenimi(aynı anda özgüvenimi yerle bir etti) sekteye uğrattı uzun süre hiç bir yere CV dahi göndermedim.

Bu işler olurken 1 sene 20 gün geçti ve iş arama serüvenime yeniden başlama kararı aldım. Bu kararı almaya iten şey etrafta sosyal medyaya yönelik  elemanlar için verilen ilanlar olması. Bir kaçına başvuracağım sanırım neyse.

Nereden nereye geldi iş yahu. Hatırlıyorum Social Media Jobs diye bir yazı yazmıştım. Orada örnek verdiğim işler şunlardı Social Media Director,  Social Media Marketing and Strategy, Social Engagement and Messaging Strategist . Aynen şimdi bu işler için yapılan tanımlarla iş ilanları verilmiş.

Türkiye'de verilen ilanlar Social Media Director(Successful candidate will have: 1) LinkedIn, MySpace, and/or Facebook account; 2) Twitter account with consistent, frequent updates; 3) Personal blog gibi istekleri var Abd'deki ilanın buradakilerde de yakın istekler var elbette.) tanımına uyuyor daha çok. Bir kaç tane topluluk yöneticisi ilanı var ve bence coder ilanları dışında en zor işlerden biri olduğunu bir kaç kez yazmıştım buralarda.

Bu ilanları benim gibi sosyal medya kavramını didikleyen insanlar için ve öğrendiklerini ya da diğer alanlarda aldıkları eğitimlerini  uygulayabilmeleri için bir şans. Bakalım bu şans kime gülecek? Şansımız ayağımıza gelmez biraz biz de uğraşmalıyız biliyorum. 1 senelik blog maceramı bu tarz bir şey ile süslendirmek çok farklı bir deneyim olur benim için. Tabii ilk olarak adam akıllı bir kaç başvuru maili hazırlamam lazım.

Kimse kimseye gel sen bu işi biliyorsun diyerek kolundan tutmaz. (Torpili varsa olur demeyin oğlum ben de biliyorum :) . Bana şans dileyin. Neyse hangi ilanlara başvuracağımı yazıp dilencilik yapmadım, hoş olmazdı ne benim ne de başvuracağım markanın itibar yönetimi için. En azından benim için markaya ne sanki :)

Karikatür Hubspot Blog'tan 

Saygılar.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Newsweek ve Sosyal Medya


Newsweek dergisini bilirsiniz Türkiye edisyonu da güzeldir. Şehirler arası yollarda eğer gündüz seyahat edersem her daim yanımda bana eşlik eden dergidir kendisi. Adamların dergiciliğini eleştirmeyeceğim tabii olarak benim işim değil. fakat sosyal medya ilişkilerini irdelemek biraz yaptıkları işten feyz almak biraz da öğrenmek için uluslar arası edisyonunun durumunu gözden geçireceğim. Çünkü yerel versiyonun sosyal medya hesapları sitelerinden verilmediği için ne yaptıklarından bir haberim yok. (Yahu oraya 3 tane ikon(tabii hesaplarınız vars) koyacaksınız elinize yapışmaz ve konu ile Newsweek Türkiye'den bir yazı(Her şeyi internet belirleyecek) ironik olmuş sanki:))

Newsweek ne yapmış sosyal medyada tek tek bakalım.

Facebook 

Özellikle Newsweek yazarlarının web için özel yazdıkları yazılara dikkat çekilen hesapta ayrıca özel videolar ve fotolar yer alıyor ama beklediği kadar hareketli değil yani beğeni ve yorumlar çok fazla görünmüyor. Keskin konulara değindi de bile çok fazla yorum almadığına dikkati çekiyor. Bu durum elbette Newsweek ile yüzde yüz alakalı olamsa da okuyucuları çekmek için biraz daha hareketlendirilip yazarlarla Syfy'ı yaptığı gibi online sohbet imkanı yaratabilirler.

Temel şeylere dikkat emişler orası güzel olmuş moderasyon iyi yandaş sitelere linkler verilmiş. Twitter hesabımız var bunu da unutmayın denmiş (Facebook hesabında 128 bin takipçi, Twitter'da ise 1.2 milyon takipçisi var). Trafiğinin %6 sı Facebook'tan geliyor bu takipçi sayısına göre gayet iyi bir oran.

 Jobbed adlı bir hesabı daha var büyük bir banner ile önerdiği Newsweek bu ise; Amerika'nın krizden sonra nasıl yeniden iş alanları sağlayabileceği üzerine kafa yoran bir blogun hesabı. İlgi çekici geldiği için bu hesabı öne çıkardım fakat diğer hesapları da gözden geçiriniz elbette.

Twitter

Asıl dikkat çekilmesini düşündüğüm hesabı bu Newsweek'in. Twitter'da son zamanlarda en çok dikkat ettiğim şeylerden biri olan liste kullanımı iyi yapılmış ve 8 adet liste oluşturmuş. Newsweek burada editörlerini sınıflandırıp konulara bölmüş ve bize sadece ilgi alanımızda olan konuları takip etme özgürlüğü sağlamış. Takipçi sayısı dikkat çekici Facebook takipçilerinin 10 katı kadar. Newsweek Twitter'ı erken yakalamanın sonucunu iyi almış gibi görünüyor. Ben Twitter hesabımı açarken bana önerilen bir kaç geleneksel medya oyunucusundan birisiydi şimdi 1.2 milyon takipçi. Bu takipçisi sayısına göre trafiğinin %1 Twitter'dan geliyor. Facebook'ta olan 128 bin takipçinin etkisinin daha büyük olduğunu görüyoruz. (Kaynak Alexa)

Tumblr 

Birçok dergiden farklı olarak Tumblr kullanılmış dergi blogu olara. Bu blog derginin ana duruşundan sapmayarak Tumblr'ın kullanıcı kitlesini yakalamaya çalışmış. Uzun makaleler yerine basit kolay anlaşır konular çekmeye çalışmışlar. Örnek olarak blogtan şu yazıyı gösterebiliriz.(The Best Dumb S—t Americans Believe). Paylaşılanlar microbloging kavramını iyi algılandığını gösteriyor açıkçası beğendim.(Ne diyeyim olmuş işte burada hesapları bile yok adamları ne diyeyim)

Son söz; geleneksel medya oyuncuları bu tarz hareketleri yapmazlarsa eğer canlarının yanacağına yavaş yavaş farkına varıyorlar anlaşılan ki böylesine büyük isimli kuruluşlar büyük mesai ve kaynak harcayarak bu işlerle uğraşıyorlar. Bizimkiler de yakında olacaktır bu ortamlarda pek acelesi yok demek istiyorum ama tren kaçmış dahi olabilir. Bu arada her popüler derginin olduğu gibi elbette iPad uygulaması var adamların.

Yine söyleyeyim bunlar uzman görüşü değil sadece "olsa güzel olur" diyen bir takipçinin görüşleridir.

Saygılar.

Facebook Sayfası