6 Ağustos 2010 Cuma
Bunları paylaşasım var # 34
Flowtown adlı blogun hazırladığı The 2010 Social Networking Map paylaşıp günü kapatıp kısa keseceğim. Bu sıcaklar mahvetti beni üstümde bir yorgunluk bir sinirlilik hali var, çok fazla uzun yazılar yazmaya konsantre olamıyorum.
Bu arada yukarıda olan haritayı hazırlarken xkcd'nin şu görselinden ilham aldıklarını belirtmişler. İki haritayıda iyi incelemekte yarar var. xkcd haritayı yaptığı yıl 2007'den bu yana neler değişmiş online hayatımız nasıl şekillenmiş.
Saygılar.
1 blog 1 sene, 365 gün 321 yazı
Blog yazma işinde 1 senemi doldurmuş oluyorum 6 Ağustos itibari ile. 1 sene içinde bir çok şey öğrendim. Bu blog sayesinde bir kaç kişi ile tanışmış oldum. Öğrenmiş olduklarımı yazdım, burada herkesle paylaşmaya çalıştım. Bu blogu yazarken öğrendiğim şeyleri, bu işi kendilerine meslek olarak edinmiş bazı insanların bile bilmediğini fark ettim.
Bir çok kez yazmayı bırakmaya karar verdim ama ertesi gün güzel bir şey aklıma geldi yazmadan duramadım. Düzenli olarak blog yazma alışkanlığı kazanmanın kolay olmadığını öğrendim. Blog yazmada 3 ayın 1 blogger senesine denk geldiğini fark ettim.(Blog yazımında köpek yılı dengesi) Dil bilgisi ve imlaya dikkat etmeye çalıştım.(hala bir çok hata yapıp geri dönüp düzeltiyorum) Kimseye hedef göstererek saldırmadım. Kızdığım kurumlar için yazdığımda bile adlarını eklemedim yazıma. Burasının kızgınlığımı atacak bir alan görmedim.(onun için Twitter'ı kullanıyorum :))
1 senede 50 kadar takipçiye ulaşabildim. Başlarda okunsun istiyordum şimdi ise pek umursamıyorum. Blog işinde çevrenin gerekli olduğunu öğrendim. Çevren olmaz ise yazdıklarının bir çoğunun boşlukta kaybolduğunu öğrendim. Her yazmayı bırakacak duruma geldiğimde birileri yazılarımı paylaştı tekrar yazmaya devam ettim. Her ay en az 4 kere bu blogu yazmayı bıraktım.(hem umursamıyorum hem okunsun istiyorum işte bloggerın dillemması). Günde sadece 1 kişinin bile okuduğu oldu. İlk ay sonunda ortalama 3 ziyaretçim vardı. Halen az aslındabir çok kişi bu sayıları görüp çoktan bırakırdı ama iskambilden yapılmış bir kuleyi bile yıkmak yürek isterken bunu bırakmak pek kolay değil hani.
Yazmaya başlarken her gün 1 yazı yazacaktım onu yapmaya çalıştım. (365 gün 321 yazı). Bu yazıların bir çoğu (en azından %80) kendi araştırıp yazdığım yazılar. Kalan kısım ise "Bunları paylaşasım var" başlığı altında paylaştıklarım ve aylık paylaştığım en iyi Facebook oyunları listesi . Mümkün olduğunca özgün olmaya kimseye benzememeye çalıştım. Başlarda Mashable'e benzer şekilde giderken Social Media Today'a benzemeye başlamıştım 6 ay sonunda. Şimdi ise kendime bir tarz oturtmaya başladım 1 sene sonunda.
En çok okunan yazı En iyi facebook oyunları Aralık 2009 başlıklı yazım olmuş.(Google bu yazıyı çok seviyor) Aslında bu tarz başka kaynaktan aldığım yazılardan olmayan ve en çok okunan yazım "Caz Yeşili : Kavgaya Gürültüye Boğulmayan İş" başlıklı yazım oldu. Tutmamasına en çok üzüldüğüm yazım ise "Ahmet Çakar sosyal medyacılara bir şey öğretebilir mi? " oldu. (Hakkımda sayfasının bu kadar çok neden okunduğunu çözemedim hala bu durum için bir anket yapmayı düşünüyorum)
Yazılarımı okuyan, paylaşan, yorum yapan, herkese teşekkür ederim. İnternetten uzak olmadıkça burada yazmaya devam edeceğim.
Saygılar.
Bir çok kez yazmayı bırakmaya karar verdim ama ertesi gün güzel bir şey aklıma geldi yazmadan duramadım. Düzenli olarak blog yazma alışkanlığı kazanmanın kolay olmadığını öğrendim. Blog yazmada 3 ayın 1 blogger senesine denk geldiğini fark ettim.(Blog yazımında köpek yılı dengesi) Dil bilgisi ve imlaya dikkat etmeye çalıştım.(hala bir çok hata yapıp geri dönüp düzeltiyorum) Kimseye hedef göstererek saldırmadım. Kızdığım kurumlar için yazdığımda bile adlarını eklemedim yazıma. Burasının kızgınlığımı atacak bir alan görmedim.(onun için Twitter'ı kullanıyorum :))
1 senede 50 kadar takipçiye ulaşabildim. Başlarda okunsun istiyordum şimdi ise pek umursamıyorum. Blog işinde çevrenin gerekli olduğunu öğrendim. Çevren olmaz ise yazdıklarının bir çoğunun boşlukta kaybolduğunu öğrendim. Her yazmayı bırakacak duruma geldiğimde birileri yazılarımı paylaştı tekrar yazmaya devam ettim. Her ay en az 4 kere bu blogu yazmayı bıraktım.(hem umursamıyorum hem okunsun istiyorum işte bloggerın dillemması). Günde sadece 1 kişinin bile okuduğu oldu. İlk ay sonunda ortalama 3 ziyaretçim vardı. Halen az aslındabir çok kişi bu sayıları görüp çoktan bırakırdı ama iskambilden yapılmış bir kuleyi bile yıkmak yürek isterken bunu bırakmak pek kolay değil hani.
Yazmaya başlarken her gün 1 yazı yazacaktım onu yapmaya çalıştım. (365 gün 321 yazı). Bu yazıların bir çoğu (en azından %80) kendi araştırıp yazdığım yazılar. Kalan kısım ise "Bunları paylaşasım var" başlığı altında paylaştıklarım ve aylık paylaştığım en iyi Facebook oyunları listesi . Mümkün olduğunca özgün olmaya kimseye benzememeye çalıştım. Başlarda Mashable'e benzer şekilde giderken Social Media Today'a benzemeye başlamıştım 6 ay sonunda. Şimdi ise kendime bir tarz oturtmaya başladım 1 sene sonunda.
En çok okunan yazı En iyi facebook oyunları Aralık 2009 başlıklı yazım olmuş.(Google bu yazıyı çok seviyor) Aslında bu tarz başka kaynaktan aldığım yazılardan olmayan ve en çok okunan yazım "Caz Yeşili : Kavgaya Gürültüye Boğulmayan İş" başlıklı yazım oldu. Tutmamasına en çok üzüldüğüm yazım ise "Ahmet Çakar sosyal medyacılara bir şey öğretebilir mi? " oldu. (Hakkımda sayfasının bu kadar çok neden okunduğunu çözemedim hala bu durum için bir anket yapmayı düşünüyorum)
Yazılarımı okuyan, paylaşan, yorum yapan, herkese teşekkür ederim. İnternetten uzak olmadıkça burada yazmaya devam edeceğim.
Saygılar.
5 Ağustos 2010 Perşembe
Strateji abi yaa! (Kriz Yönetimi)
Bu başlığı nedeni aslında Age of Empire adlı oyunu heyecanlı bir şeklide bize anlatırken oyunsever arkadaşın ufak bir kazayı kıl payı atlattıktan sonra bize dönüp söylediği cümle(Strateji abi yaa!) olduğundan dolayı attım. Epey eski bir zaman daha AoE 1 zamanları.
Bir çok şirket sosyal medyaya giriyor ya da girmeye çalışıyor fakat bir çoğunun elinde bir kriz stratejisi olmadığını görüyoruz. Kriz çıktıktan sonra fark ediyoruz kriz yüzünden yorumlar siliniyor, konular uçuyor, hatta fan sayfaları kapanıyor.
Sosyal medya girerken bir strateji oluşturur bu işin profesyonelleri. Bu stratejiler içinde "kriz yönetimi" en önemli yeri tutar. Böyle hızlı bir akışı olan bir mecrada bir krizin sadece çevrim içi itibarı değil her türlü itibarı harcadığını onlarca kez gördük.
Peki bu kriz yönetiminde neleri göz önüne almalı şirketler. "Krizden çıkış hatta krize girmemek için nasıl bir strateji izlemeli?" diye kafa yordum biraz. Aklımdan geçenleri şöyle yazayım.
* Her şirketin herkesin bilebildiği falsoları olabilir. Şirkette bu falsoları bilir elbette. Bu falsolar için hazırlanmış cevapları da vardır her zaman. En azından olmalı. Bu falsolara verebilecek mantıklı cevapları topluluk yöneticilerinin de öğrenmesini sağlayacaksınız. Zaten bir çok asli görevi dışında topluluk yöneticilerinin bu konuda bir birikme sahip olması sağlamalısınız. Krize girmemek için bu cevapları çok iyi anlatmalısınız.
* Krizlerin en önemli nedenlerinden birisi kaynar kazan toplulukların saldırısına uğramak. İnci veya 4chan gibi. Bu tarz topluluklar tarafından saldırıya uğradığınız zaman yapabilecek en kestirme bir anda bir uyarı mesajı yayınlayıp Facebook duvarı veya hangi sosyal ağda iş yapıyorsanız orada yorumları kapatmak olur. Ne yazık ki ilk etapta yapılacak bu olur diye tahmin ediyorum.
* Bp veya Nestle'nin içinde bulunduğu krizlerde ise yapılacak şeyler fazla değildir. Bp zaten rezilliğin dibine vurdu bu saatten sonra benim diyen sosyal medyacı onu bu durumdan kurtaramaz. Nestle ise Greenpeace elemanları ile oturup konuşmalı gerçek hayatta bir etkinlik düzenleyip onları ikna etmeli ya da yaptığı şeyi kaldırdığını herkese duyurmalı bir şekilde. Çevre ve ırkçılık konusunda olan krizlerden kurtuluş yoktur ne yazık ki mümkün olduğunca acısız olmasını sağlayacaksınız.
* Krizlerin bir nedeni de yapılan kampanyaların iyi anlaşılamaması ve kuralların pek açık olmaması. Kampanya yapılmadan önce bu kampanya bir yarışma üzerinden ilerliyorsa özellikle bütün kuralları ödülleri şartları kesin basit bir dille katılımcılara ulaştırmanız lazım. Hatta gerekirse özel mesaj atıp kuralları tekrar okumalarını sağlamalısınız. Twitter gibi çok fazla döküman paylaşma şansı olmadığınız ortamlarda ise yarışma sonuçlarını ilan ederken gerek video kaydı gerekse bir görseli kullanmalısınız. Ödül verip insanlardan övgü almayı planlarken ufak tefek hatalar cidden başınızı ağrıtır.
* Ödül kazananların açıklaması bile başlı başına bir kriz ortamıdır. Her yarışmada kazanan, kaybeden ve hazımsız kaybedenler vardır(gerçekçi olalım). Eğer kazananların neden kazandıklarını net bir şekilde açıklarsanız sorun çok çabuk aşılır. Jüri, rastgele seçim, oy kullanarak seçim vs. hangi yöntemden dolayı kazandığını söylemek temiz bir işin son noktasını koymak olur.
Benim aklıma gelenler bunlar şimdilik biraz gerçekleşmiş olaylardan biraz da ihtimal dahili olan olaylardan benim çıkış yollarım bunlar olurdu. Uzmanlar bu konuları çok daha iyi analiz edip size sunabilir bur durumların sayısal analizlerini size sunup hataların nerelerde olup olabileceğini anlatabilir. Ajansların veya uzmanların geçmişte yaptıkları size ilham verir böyle durumlarda.
Saygılar.
Bir çok şirket sosyal medyaya giriyor ya da girmeye çalışıyor fakat bir çoğunun elinde bir kriz stratejisi olmadığını görüyoruz. Kriz çıktıktan sonra fark ediyoruz kriz yüzünden yorumlar siliniyor, konular uçuyor, hatta fan sayfaları kapanıyor.
Sosyal medya girerken bir strateji oluşturur bu işin profesyonelleri. Bu stratejiler içinde "kriz yönetimi" en önemli yeri tutar. Böyle hızlı bir akışı olan bir mecrada bir krizin sadece çevrim içi itibarı değil her türlü itibarı harcadığını onlarca kez gördük.
Peki bu kriz yönetiminde neleri göz önüne almalı şirketler. "Krizden çıkış hatta krize girmemek için nasıl bir strateji izlemeli?" diye kafa yordum biraz. Aklımdan geçenleri şöyle yazayım.
* Her şirketin herkesin bilebildiği falsoları olabilir. Şirkette bu falsoları bilir elbette. Bu falsolar için hazırlanmış cevapları da vardır her zaman. En azından olmalı. Bu falsolara verebilecek mantıklı cevapları topluluk yöneticilerinin de öğrenmesini sağlayacaksınız. Zaten bir çok asli görevi dışında topluluk yöneticilerinin bu konuda bir birikme sahip olması sağlamalısınız. Krize girmemek için bu cevapları çok iyi anlatmalısınız.
* Krizlerin en önemli nedenlerinden birisi kaynar kazan toplulukların saldırısına uğramak. İnci veya 4chan gibi. Bu tarz topluluklar tarafından saldırıya uğradığınız zaman yapabilecek en kestirme bir anda bir uyarı mesajı yayınlayıp Facebook duvarı veya hangi sosyal ağda iş yapıyorsanız orada yorumları kapatmak olur. Ne yazık ki ilk etapta yapılacak bu olur diye tahmin ediyorum.
* Bp veya Nestle'nin içinde bulunduğu krizlerde ise yapılacak şeyler fazla değildir. Bp zaten rezilliğin dibine vurdu bu saatten sonra benim diyen sosyal medyacı onu bu durumdan kurtaramaz. Nestle ise Greenpeace elemanları ile oturup konuşmalı gerçek hayatta bir etkinlik düzenleyip onları ikna etmeli ya da yaptığı şeyi kaldırdığını herkese duyurmalı bir şekilde. Çevre ve ırkçılık konusunda olan krizlerden kurtuluş yoktur ne yazık ki mümkün olduğunca acısız olmasını sağlayacaksınız.
* Krizlerin bir nedeni de yapılan kampanyaların iyi anlaşılamaması ve kuralların pek açık olmaması. Kampanya yapılmadan önce bu kampanya bir yarışma üzerinden ilerliyorsa özellikle bütün kuralları ödülleri şartları kesin basit bir dille katılımcılara ulaştırmanız lazım. Hatta gerekirse özel mesaj atıp kuralları tekrar okumalarını sağlamalısınız. Twitter gibi çok fazla döküman paylaşma şansı olmadığınız ortamlarda ise yarışma sonuçlarını ilan ederken gerek video kaydı gerekse bir görseli kullanmalısınız. Ödül verip insanlardan övgü almayı planlarken ufak tefek hatalar cidden başınızı ağrıtır.
* Ödül kazananların açıklaması bile başlı başına bir kriz ortamıdır. Her yarışmada kazanan, kaybeden ve hazımsız kaybedenler vardır(gerçekçi olalım). Eğer kazananların neden kazandıklarını net bir şekilde açıklarsanız sorun çok çabuk aşılır. Jüri, rastgele seçim, oy kullanarak seçim vs. hangi yöntemden dolayı kazandığını söylemek temiz bir işin son noktasını koymak olur.
Benim aklıma gelenler bunlar şimdilik biraz gerçekleşmiş olaylardan biraz da ihtimal dahili olan olaylardan benim çıkış yollarım bunlar olurdu. Uzmanlar bu konuları çok daha iyi analiz edip size sunabilir bur durumların sayısal analizlerini size sunup hataların nerelerde olup olabileceğini anlatabilir. Ajansların veya uzmanların geçmişte yaptıkları size ilham verir böyle durumlarda.
Saygılar.
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Fflick ve Sportmeets (Şerefsizim aklıma gelmişti)
Fflick Twitter hesabınızı analiz edip hangi yazdığınız tweetlerde hangi filmlerden bahsettiğinizi ortaya çıkartan bir site. Aynı zamanda takip ettiğiniz kişilerinde hangi filmlerden bahsettiğini gösterdiğini unutmadan söyleyelim.
Site hangi filmlerden kaç kere bahsedildiğini göstererek aynı zamanda bir sinema trend sitesi olarak görülebilir. Hangi arkadaşlarınızın kaç kere filmlerden bahsettiğin görebilirsiniz. Filmler için özel hazırlanmış sayfalarda var olduğunu söyleyelim. Bu sayfalarda filmlerin ne kadar beğenildiği ve film hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz. Bu site film yapımcıları için bedavadan sosyal medya takibi yapabilmelerini sağlıyor. Film sayfasında yazılan tweetleri Interesting Latest Positive Negative şeklinde sınıflandırıyor olması hep izleyiciye hem de yapımcı firmaya avantaj sağlıyor. Tabii halen Türkçe algılaması olmadığı için pozitif ve negatif tepkileri ayrıt edemiyor sistem. Yine film sayfasında film ile ilgili en gözde olan tweetleri listeliyor olduğunu da unutmayalım. Benim fflick adresim burada
Sportmeets ise bir organizasyon yönetme sitesi fakat bu organizasyonların daha çok spor ile ilgili olanları olduğunu unutmadan söyleyelim. Facebook etkinlik sayfasının yetersiz olduğunu ve bu sayfanın spor etkinlikleri için uygun olmadığını düşünen kişiler için uygun bir araç gibi görünüyor.
Siteye ilk giriş yaptıktan sonra size çevrenizde olan popüler sporları öneriyor. (Twitter ile giriş yaptıktan sonra bir daha ekstra mail adresi kullanmanızı gerekiyor). Spor etkinlikleri oluşturmak için ilk önce bir grup oluşturmanız gerekiyor. Etkinlik oluşturur iken 4 seçeneğiniz var. Spor tiplerine göre değişen seçenekler bunlar. Match or Game, Practice, One on One, Social seçenekleri var. Etkinlik düzenleme sayfası Facebook etkinlik sayfasından dana detaylı olduğunu söylemek gerekir.Facebook etkinlik sayfasında olamayan etkinliklerin kaç kişi olacağı seçeneği burada var ya da buluşulacak yer gibi seçenekleri
Son olarak "şerefsizim benim aklıma gelmişti" olarak paylaştığım bu servislerin ortak noktalarına dikkat çekmek isterim. Artık insanlar bir site oluştururken bu sitelere Facebook ya da Twitter hesapları ile girilmesini sağlıyorlar. Bu sitelerde insanlara üyelik için ekstra vakit tükettirmiyorlar. Bu eklentiler sitelere daha kolay üye olmalarını sağlıyor insanları. Artık sosyal medya araçlarında olan hesaplarımız bizim digital kimliğimize dönüşüyor.
Saygılar.
2 Ağustos 2010 Pazartesi
En çok oyuncusu olan 25 Facebook oyunu (2 Ağustos 2010)
Yeni bir ay yeni bir liste lider aynı halen Facebook'un en çok oynana oyunu Farmville. Geçen aydan bu ay çok büyük değişiklikler var. Özellikle Zynga oyunlarında olan 10 milyon üzerinde olan artışlar. Texas Hold'em Poker, Cafe World, Mafia Wars ve Frontierville 10 milyon ve üzeri oyuncu artış sağladılar bu ay boyunca.
Farmville oyunu ise 3.7 milyon oyuncu kaybederek 60 milyon oyuncu sınırının altına inmiş oldu. Mafia Wars tekrar kendine ilk 5 içinde yer buldu. Bu ay dikkat çekici olan önemli şey ise ilk 10 oyunun ilk 7'sinin Zynga oyunu olması. 3 diğer oyun ise Mindjolt'tan Mindjolt Games, Playfish'in Pet Society ve Rock You'nun Zoo World oyunu.
Zynga'nın yeni bombası Frontierville istikrarlı büyümesini sürdürdü ve 24 milyon oyuncuya ulaşmış oldu. Bu ayın kazananı 13 milyon artışla Cafe World gibi görünürken, kaybedeni ise Rock You'dan Birthday Card oldu 7 milyon kayıpla.
Bu ayın yeni oyunu listenin en alt sırasında bulunan ve Booyah adlı firmanın NightClub City oyunu. 5 milyon oyuncu kazanış olarak görünüyor.
Bu aylık bu kadar analiz yeter daha detaylı analiz için listenin sahibi olan Inside Social Games'e gidebilirsiniz. Geçen ayın listesi için buraya, bu ayın en çok oynanan Myspace oyunları için buraya tıklayabilirsiniz.
Saygılar.
Bunları paylaşasım var # 33
35mm from Torsten Strer on Vimeo.
Youtube için buradan.
35 mm: 2 dakikada 35 filmin minimalist öğelerle bezenmiş bir animasyonla sunulduğu bir video. Felix Meyer, Pascal Monaco, Torsten Strer ve Sarah Biermann adlı sanatcıların işbirliği ile oluşturulmuş bir çalışma. Takipçisi olduğum Laughing Squid Blogunda denk gelince ben de burada yer vermek istedim.
Bu videoyu izledikten sonra hangi filmler olduğu merak edenler içinde bir araştırma yaptım. Slashfilm blogunda yorumcuların oluşturduğu bir liste gördüm orada olan listeyi buraya ekliyorum. Yorumun sahibi Dean Moriarty adlı birisi.
Singin' in the rain
Titanic
Jaws
FMJ (Full Metal Jacket)
Psycho
Lady in Red
Gold Rush / The Red Shoes
The Wizard of Oz
Taxi Driver (ya da Night on Earth,)
One Flew Over The Coockoos Nest
Chancey The Gardner
Top Hat
Sorcerers Apprentice
Snow White
Gone With The Wind
Blues Brothers
Terminator
Star Wars
Pulp Fiction
The Omen
The Excoricst
Toy Story
Fight Club
Clockwork Orange
Lost Highway
Lawnmower Man
Chaplin
Rear Window
Heartbreak Hotel
Tin Drum
Nosferatu
Battleship Potemkin
Apollo 11
Easy Rider
Ben merak ettim hangi filmler olduğu siz de merak etmişseniz listeden tekrar tekrar kontrol ederek izleyebilirsiniz.
Saygılar.
The Guardian ve Sosyal Medya
Şimdi diyeceksiniz "sende hep yabancıları övüyorsun" ben ise size "ne yani bizimkilerin gazetelerine blog niyetine oradan buradan alıp koyduğu yazıları ya da şiirleri ya da spor blogu niyetine çıplaklık satan gazete blogları mı yazayım?" diyeceğim :). Neyse uzatmaya gerek yok bir elin parmakları kadar okuyucum var onları da rahatsız etmeyelim.(şiir yayınlamak sorun değil insanlar ne yazarsa yazsın ama yabancılara bakınca ne bileyim neyse :))
Ezelden beri gazeteleri blog alanı sağlayıcısı olmasına karşıyım. Bunun hem gazeteye içerik sağlayıp onun reklamlarını yayınlamak hem de özgürce yazılıp yazılamaması konusunda ha bir de mevcut olan gazete blogunun içeriğinin pek tatmin olmaması nedeniyle rahatsızdım bu konuda.
Yurt dışında olan örnekleri görünce bu yazdığım konulardan birisinin "kaliteli içerik" konusunun müthiş iyi anlaşıldığı anladım. Guardian gazetesinin bloglarını incelemenizi öneririm. Girip içinde kaybolabilirsiniz. Bir sürü konu, müthiş derlemeler, kültür konularında özgün yazılar ne ararsanız var. Gazete içinde gazete adeta.
Guardian gazetesinin sosyal medya ilişkisini inceleyelim.
*Burada Dünya Kupası zamanı Guardian Twitter Replay paylaşmıştım Sırf o haberi okuyorak bile bir gazetenin sosyal medya etkileşimine nasıl baktığını görürsünüz. Bütün gazetelerin aradığı fakat bulamadığı bir veri kaynağından nasıl beslendiğini görmek için müthiş bir örnek.
*Bir çok gazetede olduğu gibi blog sahibi bu gazetede. Bizde olandan farkı özgün içeriği gerçekten değer verip işi bilenleri desteklemesi ve blog yazmak için profesyonellerle çalışması. Örneğin Dave Hill's London Blog adlı blogun yazarı olan Dave Hill 25 senedir gazetecilikle uğraşan birisi.
*Doğru düzgün kategorize edilmiş bloglar. Bir çok konuda bir çok blog yazısı mevcut ve bunları bulmakta hiç zorlanmıyorsunuz. Özgün yazılmış yazılar arasında bir anda kendiniz kaptırıp 1 saatinizi kaybedebiliyorsunuz.
*Bloglarla Twitter'ın entegrasyonu ise mükemmel denilecek seviyede. Blog yazıları için açılmış olan bir Twitter hesabı var ve her yeni yazıyı oradan da yayınlıyorlar. Bizim alışık olmadığımız Twitter listelerini nasıl kullandıklarını görmek için linke tıklamanız yeterli.
*Aslında sadece bir tane Twitter hesabı yok gazetenin kaç tane diye merak edenlere söyleyeyim 69 adet resmi hesabı var gazetenin. Bizimkiler bir taneyi açmaya erinirken adamlar 69 hesabı kontrol ediyorlar. Gazetenin hangi konularını izleyeceklerse o konularının izlemek ve görmek istemedikleri haberleri takip etmemek için kullanıcıyı düşünen oldukça iyi bir sistem.
* Facebook sayfası sürekli buralarda yazdığım diziler için açılmış Facebook sayfalarından kalır yanları yok hatta bir çok yönden daha başarılı. Girip görün gazetecilerin tu kaka dediği şeyi adamlar nasıl kullanıyor biraz da buradan bakın.
Son olarak şu söylemek lazım; bir işi iyi yapmak için uğraşacaksanız eğer ilk önce etrafınıza bakın iyi yapanlardan feyz almaya çalışın yani en azından ben öyle yapmaya çalışıyorum.
Saygılar.
Ezelden beri gazeteleri blog alanı sağlayıcısı olmasına karşıyım. Bunun hem gazeteye içerik sağlayıp onun reklamlarını yayınlamak hem de özgürce yazılıp yazılamaması konusunda ha bir de mevcut olan gazete blogunun içeriğinin pek tatmin olmaması nedeniyle rahatsızdım bu konuda.
Yurt dışında olan örnekleri görünce bu yazdığım konulardan birisinin "kaliteli içerik" konusunun müthiş iyi anlaşıldığı anladım. Guardian gazetesinin bloglarını incelemenizi öneririm. Girip içinde kaybolabilirsiniz. Bir sürü konu, müthiş derlemeler, kültür konularında özgün yazılar ne ararsanız var. Gazete içinde gazete adeta.
Guardian gazetesinin sosyal medya ilişkisini inceleyelim.
*Burada Dünya Kupası zamanı Guardian Twitter Replay paylaşmıştım Sırf o haberi okuyorak bile bir gazetenin sosyal medya etkileşimine nasıl baktığını görürsünüz. Bütün gazetelerin aradığı fakat bulamadığı bir veri kaynağından nasıl beslendiğini görmek için müthiş bir örnek.
*Bir çok gazetede olduğu gibi blog sahibi bu gazetede. Bizde olandan farkı özgün içeriği gerçekten değer verip işi bilenleri desteklemesi ve blog yazmak için profesyonellerle çalışması. Örneğin Dave Hill's London Blog adlı blogun yazarı olan Dave Hill 25 senedir gazetecilikle uğraşan birisi.
*Doğru düzgün kategorize edilmiş bloglar. Bir çok konuda bir çok blog yazısı mevcut ve bunları bulmakta hiç zorlanmıyorsunuz. Özgün yazılmış yazılar arasında bir anda kendiniz kaptırıp 1 saatinizi kaybedebiliyorsunuz.
*Bloglarla Twitter'ın entegrasyonu ise mükemmel denilecek seviyede. Blog yazıları için açılmış olan bir Twitter hesabı var ve her yeni yazıyı oradan da yayınlıyorlar. Bizim alışık olmadığımız Twitter listelerini nasıl kullandıklarını görmek için linke tıklamanız yeterli.
*Aslında sadece bir tane Twitter hesabı yok gazetenin kaç tane diye merak edenlere söyleyeyim 69 adet resmi hesabı var gazetenin. Bizimkiler bir taneyi açmaya erinirken adamlar 69 hesabı kontrol ediyorlar. Gazetenin hangi konularını izleyeceklerse o konularının izlemek ve görmek istemedikleri haberleri takip etmemek için kullanıcıyı düşünen oldukça iyi bir sistem.
* Facebook sayfası sürekli buralarda yazdığım diziler için açılmış Facebook sayfalarından kalır yanları yok hatta bir çok yönden daha başarılı. Girip görün gazetecilerin tu kaka dediği şeyi adamlar nasıl kullanıyor biraz da buradan bakın.
Son olarak şu söylemek lazım; bir işi iyi yapmak için uğraşacaksanız eğer ilk önce etrafınıza bakın iyi yapanlardan feyz almaya çalışın yani en azından ben öyle yapmaya çalışıyorum.
Saygılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




