16 Kasım 2010 Salı

Etik vs. Etik

Bu aralar sosyal medya araçlarında konuşulan konulardan birisi de etik. Blogger etiği, sosyal medya etiği vs. vs. Herkes kafasında bu bahsettiğim sistemlere etik oluşturuyor. Bu kurallar silsilesine göre hareket etmeyenleri, "kendi kafasında oluşturduğu" etik kurallara uymaya davet ediyor. Tabii bu kafasında olan kuralları kimsenin bildiği yok. Kendi yaşam tarzını blog veya sosyal medyaya uydurmuş ve bir kurallar bütünü oluşturmuş kafasında. Hatta şöyle genişleteyim "oluşturmuşuz".

Etik nedir? diye bir soru sorup, cevap peşinde koşmayacağım. Kimseye uzman olmadığım bir konuda etik dersi vermeye haddim olamaz. Sadece benim yapmamaya özen gösterdiğim şeyleri not edeceğim. Başka bir derdim yok. Blog yazarken özellikle dikkat ettiğim şeyler şunlardır.

*Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.

*Bir eleştiri yapacaksan yapılan eleştirinin gözden kaçmış bir ufak hata ile yapılıp yapılmadığına dikkat et.

*Asla isim vermeden birileri hakkında konuşma. Eğer bir hata ve yanlış anlaşılma varsa bu düzeltmeleri için kişilere cevap hakkını açık tut.

*Yaptığın hatayı gösterene teşekkür et. Başka gözler yolda sana çok yardımcı olacaktır.

*Trolleri besleme. İlla trollenecek bir konu yazıyorsan soğuk kanlı ol.(Evet bazı konuların trollenmesi kaçınılmazdır)

*Birisi seni eleştiriyorsa sakince dinle ve eleştirinin gerçekten doğru olup olmadığını kontrol et. Hiç bir bilgi gereksiz değildir.

*Yeterliliklerini ve eksikliklerini açıkça sürekli belirt. Uzmanlık gerektiren konularda yazarken uzman olmadığını ve tamamiyle kişisel görüşlerin olduğunu anlat.

Neyse bu yukarıda yazdıklarım özellikle dikkat ettiğim konular. Belki daha fazla konuya dikkat ediyorum belki daha az. En azından bilinmesini istedim. İyi bayramlar.

Saygılar.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Otomotivcilerin sosyal hareketleri (Güncelleme : 31.01.11)

Yurtdışında yapılan güzel sosyal medya işleri arasında daima otomotivcilerin dahil olduğu işler olur. Hatta benim en sevdiğim işlerden birisi bir Fiesta Movement işidir. Nasıl bir iş olduğunu anlamak işin Google kullanınız. Çok detaylı yıl içine yayılmış bir iş olduğu için burada anlatılacak kadar yüzeysel geçilmez.

Neyse gelelim biz de hangi otomotiv şirketleri Facebook'da aktif yer alıyorlar. Kimisi bir uygulama ile kimisi fan sayfası ile yoluna devam etmekte. Sıralama yapıp genel bir yorum yapıp yazıyı bitireceğim. Kesinlikle en iyisi budur şudur demeyeceğim. Bir çoğu ajanslarla çalışıyor. Profesyoneller çok fazla bir şey diyemem. Bu arada biz neden Facebakers'a bakmayalım da sana bakalım derseniz şunu söyleyebilirim. Facebakers ne yazık ki ülkemizde olan fan sayfalarını düzgün sınıflandırmamış. Çok fazla sayfa olmasa dahi bunun içinden çıkamamış. Auto başlığı sadece 3 adet fan sayfası var. Bu yüzden bu yazıyı yazıyorum.

Facebakers'ın listeledikleri

Nissan Türkiye
Renault Türkiye
Fiat Türkiye
Mercedes Benz Türkiye  (Blogları da var, bloglu sanırım tek marka:)
Volkswagen Türkiye
Alfa Romeo Türkiye 
Peugeot Türkiye 

Listede olmayanlar ama resmi fan sayfaları (Listede olmak, elbette fan sayfalarının resmiyetini belirlemez)

Opel Türkiye 
Chevrolet Türkiye
Mazda Türkiye
Toyota Türkiye 

Uygulamalar aracılığı ile Facebook'ta aktif olanlar

Toyota Türkiye Toyota Gibi Adam 
Ford Avrupa Fiesta Now (Uygulama Türkçe kullanılabiliyor)

Eksik olanlar olursa listeyi sürekli güncel tutmaya çalışacağım. Zaten bu sene bitmeden bu listeye Hyundai, Honda ve Citroen gibi markalarda eklenir diye bir tahminim var. Bu 3 marka çok sevilen ve dijitale yatırım yapmaktan kaçınmayan firmalar. Honda daha bir kaç hafta önce blog yazarları için güzel bir şeyler yaptı, yeni web sitelerini tanıtmak için. Özel anahtarlar gönderdi bloggerlar. Yavaş yavaş ısınıyorlar anlaşılan sosyal medyaya.

Hyundai ise Abd'de zaten çok sıkı sponsorluk üzerinden ilerleyen işler yapıyorlar(Geçen sene 24 dizisine sponsorlardı bu sene benim gördüğüm Leverage var şimdilik :)). Bir de Genesis Coupe'yi getirdiler yavaş yavaş buralarda yer almaya hazırlanacaklardır. Hyundai'i Abd fan sayfası başarılı landing pagelerinde olan video çalışması da hoş olmuş incelemek için şuradan

Citroen ise kardeşi buradaysa muhtemelen onların da sosyal medyaya intikal etmeleri çok uzun zaman almaz. Mazda Türkiye'ye özel sosyal medyaya gelir mi (Gelmişler yukarıda olan listede var) bilmiyorum ama Abd'de yapılan Foursquare işleri biraz zorlayıcı("onu yap, onu yapınca bunu yap, hepsini yapmışsan şunu al, birini eksik yapmışsan bunu al" işleri bana biraz zorlayıcı geliyor) görünse de Foursquare badge takipçilerini yakalayacağını düşünüyorum.

Yurtdışında özellikle otomotivcilerin Facebook üzerinde var olma yolları şöyle. Markanın adını taşıyan ana fan sayfası, modellerin adını taşıyan diğer fan sayfaları ve lansman tarihleri yaklaşmış modeller için yapılmış uygulamalar üzerinde. Bizim ülkemizde ise şimdilik sadece markanın ana fan sayfası üzerine ilerleyen işler var olmakta. Bunun nedeni sanırım, kullanıcı kapasitelerinin sadece marka ana sayfasını tatminkar fan sayılarına çıkartabilmesiyle alakalı. Bütün odağı markaya toplamak ve diğer ayaklara bölmemek bu kapasite mantıklı görünüyor. Eğer modeller için fan sayfaları açılırsa marka ana sayfalarında ufak düşüşler yaşanabilir(Modeli takip ediyorum markaya gerek yok diyerek) ve üstüne üstlük model sayfası istenilen fan sayısına ulaşmaz ise ufak tefek rahatsızlık oluşabilir. Acelesi yok zaten bu denli dağınık bir yapı için :)

Saygılar.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Anlamak istediğimizi anlarız

Twitter'da bir çoğumuzu dışarıda olduğumuzdan farklı kimliklere bürünüyoruz. Buna ben de dahil olabiliyorum çoğu zaman. İstemeden klavyenin gücü adına haddim olmayan şeyler söylüyorum. Bu yazdıklarımızın nereye gideceğini düşünmüyoruz. Nasıl anlaşılacağını tartmıyoruz kafamızda.

Bir tweet yazdığımız zaman bu yazdıklarımızı kimlerin okuyacağını ve nasıl anlayacağına dair ufak bir sınıflandırma yaptım. Kime göre neye göre derseniz o kadar zamandır kullanıyoruz bir şeyler öğrendiğimi farz ediyorum. Bu arada "Twitter'ı böyle kullanın" demiyorum yazılan şeyleri insanların nasıl anlayabileceğine dair bir çıkarsama yapmaya çalışıyorum sadece.

Bizim yazdığımız tweetleri okuyan 4 tip insan vardır bana göre.

1- İyi niyetli (Çoğunlukla arkadaş çevresi)

2- Nötr (Rt sayesinde önüne düşen tweetleri okuyup tepkisiz kalan kişiler)

3- Bizi tanımayan ve yazdıklarımıza şüphe ile yaklaşanlar (Hakkımızda kötü bir şey düşünmese de ilk hatamızda bizi kötü olarak etiketleyecekler)

4- Tamamen kötü niyetli (herhangi birinin her yazdığını kötü anlayan kişiler)

Kendi tweetlerimden örnek vererek konuyu sonlandıracağım(Ünlülerden alıntı yapacaktım bir baktım bir çoğu "kılcıklı" konuşuyor zaten insanların sürekli kötü bir şeyler de anlamasını istiyorlar adeta)

1- İyi niyetli ne yazdıysam onu anlar çünkü yazanı tanır. Anlamaz ise açıklama ister iş çözülür.

2-  Nötr : "Hı Hı olabilir" der geçer çoğu zaman görmezden gelir.

3- Şüpheci : "Dünyada ne bedava?" der üstüne  "bir düşünelim ama burası paylaşma ortamı bir değer katmıyorsa niye paylaşıyor" der. Tarafı olmaz.

4- Kötü Niyetli : "Bırak ya zaten adamlar bedava servis var kullanıyorsun bir de beğenmiyorsun, kapa beğenmiyorsan".

1- Evet ünlü oldu kızlar der geyiğe devam eder.

2-Nötr : Bu yazı nötr olarak anlaşılacak bir yazı olmayabilir tanımayan kişiler her şekilde yaftalar.

3-Şüpheci : "Ama yasaklandılar abi niye öyle diyorsun". "Eee tabii yasaklanma işlerine geldiyse başka" cümlelerini kurar.

4- Kötü Niyetli : Hemen bir yaftayı yapıştırır "Akp yalakası" olursun sonra "yani şimdi Akp'ye laf mı sokuyorsun" der. Kötü niyetli olmak kolaydır.


1- İyi Niyetli Bunun bir espri olduğunu anlamak o kadar zor olmasa gerek hemen espriye ortak olup geyiğe devam edenler vardır.

2- Nötr: "Demek 1500 lira alıyormuş, iyi para der" geçer. Uzatmaz.

3- Şüpheci : "1500 lira alıyor benim paramdan bir de burada üstüne program bile yapamıyor olsun bana verse ben de yaparım arkadaş" "Hem sen niye buna bu kadar takıntılısın?" gibi cümleler kurar niyetine gör devam eder.

4- Kötü niyetli : "Çok biliyorsan sen yap hem kıskançsın hem de beceriksizsin, bir şey bilsen burada tweet yazmak ile uğraşmazsın".

Bu yazdıklarımı iki türlü anlayabilirsiniz.

a) Yazdıklarınıza dikkat edin etrafta kötü niyetli insanlar var

b) Yazdıklarınıza dikkat etseniz bile etrafta kötü niyetli insanlar var pek kasmaya gerek yok. 

Son olarak şöyle söyleyeyim Twitter'ı nasıl isterseniz öyle kullanın. Elbette bu işin online itibar yönetimi konusu var ama bu da sizin bileceğiniz iş.

Saygılar.

12 Kasım 2010 Cuma

Etkisi hala devam ediyorsa diyecek birşey yok



Old Spice'ı burada bilmem kaçıncı kez yazıyor olmak ne kadar doğru bilmiyorum. Fakat etkisi halen süren bu işin burada yer alması da kaçınılmaz sanırım.("Burada yer alması kaçınılmaz"mış burası altı üstü bir blog sanki Oscar'a aday gösteriyor mübarek:)

Bu sefer örneğimiz bir geleneksel medya oyuncusunu The Sun, Page 3 kısmını 40. yılını kutlamak için hazırladığı reklam. Bu sefer Old Spice Guy yok yerine 3. sayfa kızlarından Rosie Jones var videomuzda. "Page 3 ne güzel bir şeydir her zaman yanınızdadır" teması üzerine kurulu bir reklam. Page 3 konseptine aykırı olarak bir çıplaklı da yok reklamda.(Şaşırtıcı :))

Sosyal medya unsurları, sürekli olarak geleneksel medyayı etkilemeye devam ediyor. Hem de böylesine geleneksel bir konuda "3. sayfa kızı" gibi geleneksel medyanın tam da içinde olan bir kavram ile devam ediyor etkileşime. Bakalım bu etkileşim nereye gidecek? Geleneksel medya unsurları sosyal medyayı görmezden gelmiyorlar ona ait olan kültüre atıfta bulunmaya devam ediyorlar. Gerçekten bahsedildiği gibi "hibrid" bir medya mı doğacak yoksa bu iki balık birbirini etkilemek yerine, bazı kişilerin bekledikleri gibi birbirlerini yiyecekler mi? Heyecan ile bekliyoruz.

Saygılar.

11 Kasım 2010 Perşembe

3 Adımda Sosyal Medya

Hızlı bir sosyal medya stratejisi sizin için bu kıyağımı unutmayın. Şaka bir yana sosyal medya stratejisinin 3 temel adımı şekillendirmek için aşağıda olan sorulara ne kadar etkili cevaplar verebileceğiniz ile alakalıdır. (Kime göre derseniz bana göre elbette işin içinde olanlar yazmayınca bana kalıyorsunuz ne yapalım? :))

1- Sosyal medyada neden var olmalıyım?

  A) "Çünkü güzel" diyoruz. (Kesin burada olmalısınız bana yazacak bir şey çıkar bana.)

  B) "Çünkü herkes burada" diyoruz. (Bu da uyar, bunun içinde güzel şeyler yazarım.)

  C) "Çünkü yeni medya yeni bir iletişim kanalı burada erkenden var olmak gelecek zamanda yararlı olur ve müşterilerimizle diyalogumuzun gelişmesinde faydalı olur." diyoruz.(tamam diğer soruya geçiniz.)

2- Sosyal medyanın neresinde olmalıyım? 

 A) Her yerinde. (Kolay gelsin o zaman.)

 B) Facebook sayfası açalım yeter. (Tamam çok yorulmadan "biz de sosyal medyadayız" diyebilirsiniz.)

 C) Marka kimliğimize en uygun ortamı sağlayabileceğimiz ve iletişim kurabileceğimiz insanların aktif olduğu her ağda olmak istiyoruz. (Zor, olur mu? Bence olur çalışınca herşey olur.)

3-Nasıl ölçmeliyim?

 A) İşte sayfa gösterimlerimiz arttı. Bir sürü fanımız bir sürü takipçimiz oldu.

 B) Bloglarda hakkımızda şu kadar yazı yazıldı. Basın bültenlerimiz her yere ulaştı.

 C) En başta burada olmamızın nedeni olan müşteri ile diyalog kısmını fan sayfamızda paylaştığımız içerikler ile ve Twitter'da rt edilen tweetlerimiz ile gerçeklemeye çalıştık. Aynı zamanda sosyal ağ hesaplarından bize ulaşan x kişinin de x konuda olan soruları cevaplayıp, sorunlarını çözdük. Hakkımızda olumsuz görüşleri derleyip onlar hakkında hazırladığımız raporları en çok şikayet edilen noktalarımızı onarmaya çalıştık.

Bu yukarıda yazdığım maddeler en basite indirgenmiş sosyal medya stratejisi olabilir sizin için. Her markanın beklentisi farklıdır. Beklentiler belirlenerek bu işe başlanmalıdır. Hiç bir marka Facebook fan sayfası açtığı için en sevilen marka olmaz ya da her gün eşantiyonları savurduğunda.   

Not: Bu sorular ve cevaplar direkt benim aklımın ürünüdür. Kim oluyon olum derseniz yine yine yine cevaplayayım ben kimse değilim. Bu adımlar olur da bir gün "gel bizim sosyal medya işlerine bir el at" diyen birisinin işini yaparken işe başlamadan "kendime" soracağım sorulardır.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Ben yaptım, siz yapmasanız daha güzel olur

Bu blogu yazmaya başladığım zamanlarda bazı şeylerin aslında ne kadar yararlı olduğunu bilmiyordum. İşte bu yararlı olan fakat benim kimi zaman cahillikten kimi zaman üşenmekten yapmadığım değişiklikleri burada sıralayayım. Kimseye akıl vermek gibi bir niyetim yok yine, sadece bunlar benim yaptığım hatalar ve blogumda eksik gördüğüm noktalar. Bunları yapınca elbette iyi blogcu("bloggerın" kim olduğu tartışılan ortamda "iyi blogger" kavramını anlatmaya çalışma saçma olur zaten ben iyi blogger kime denir onu bilmem) olmayacaksınız esas olan içeriktir, he bir de biraz okumayı kolaylaştıran yazı tipi ve renklerdir :)

*Akılda kalan bir blog adı bulamadım. Tamam benim blogun adı da akılda kalıyor ama çok uzun. Bir çok kez başka bloglarla karıştırılıyor olabilir bunu normaldir. Siz ne yapın edin mümkün olduğunca kısa bir ad bulun. Ben bu saatten sonra değiştiremem. Bir kaç takipçim de zaten alıştı arama motorlarına blogun ismini yazıp gelmeye başladılar.

*Mümkün olduğunca orijinal bir tasarım bulun. Ben başlarda hazır temaları kullanıyordum fakat kullandığım temaları başka blogta görünce değiştiriyordum. Neyse Blogger kendi blogunu kendin zımbırtısını getirdi de en azından kendime uygun bir şeyler ayarladım. Halen orijinal değil ama bu tasarımı kullanan başka bir bloga uzun süredir denk gelmedim.

*Bir logom olmadı.. Tasarımcı değilsiniz normaldir ben de değilim ama blogunuzu anlatan bir şeyler uydurun ya da blogunuzla özdeşleşen bir logo/ünlü bulun. Eğer gerçekten iyi bir blog yazarı olursanız kimse bu niye hazır tasarım demez ,diyemez diyen kıskançtır, kötüdür :)

*İçerik halen kraldır bunu unutmayın.(Ben sık sık unutuyorum bunu ne yazık ki:) İçeriğiniz ne olursa olsun elbet bir kişi sizi bulup okur ama o kişinin devamlı sizi okuması için bir şeyler yapmanız gerekli. Artık başlamışsınız bulun bir şeyler.

*Bir takviminiz olsun bir türlü bir takvim oluşturamadığım için sık sık tutukluk yaşadım.. Blogculuk memuriyet değildir o kadar kasılmaya ne gerek var ama bir yazım takviminiz varsa sıkıştığınız, tutuk olduğunuz günlerde bu takvim işinize yarayacaktır.

*Markalar hakkında yazıyorsanız sadece iyi şeyler değil kötü şeyleri de özgürce yazın(ya da tam tersi). Başlarda bir çok yazımda kendimi yalaka gibi hissettim. Bir çok topa girmedim, halen girmiyorum. Ben markalara yakın olmaya çalışmadım çoğu zaman ama benim konumda(sosyal medya) yazıyorsanız illa markalara yakın durmak zorunda kalıyorsunuz ne yazık ki seçeneğiniz yok. Blog bir yergi aracı değildir, çok yergi güvensizliği getirir bana göre.

* Facebook fan sayfası açmadım. Siz açın bence her şekilde bloglara iyi bir hit getirisi olur.

*Bloga özel Twitter hesabı açmadım. Blogu markalaştırma yerine kendime çalıştım biraz.(Tam tamam blogun da bir markalaşma durumu yok :)) Twitter hesabı olması daha iyi olurdu. İnsanlar blogu yazanın kişisel görüşlerini görmek zorunda değildir. Elbette bu blog kişisel ama benim "ulen bir iskender kebap yedim acayipti" tarzı yazılarımı takip etmek istemezler :) Her blogun bir duruşu vardır en azından olmalıdır.(Kişisel blog yazıyorum ben neysem blogum odur diyenlere bir şey diyemem:)

Bunları yapmadım diye belki istediğim görüntülenme sayısına ulaşamadım ama halen yapmıyorum üşeniyorum ondandır. Bu yazdıklarım iyi blog olma garantisi değildir zaten böyle bir garanti yok. Bir de iyi blog nedir sorusunun da cevabı öyle kolay verilebilecek bir şey değil. Bu blog da aslında iyi bir blog değildir ona göre çok biliyorsan sen yap demeyiniz burada bilmediğimi veya anlamadığımı onlarca kez söyledim. Yüksek hitli bloglar bu yazdığım şeyleri yapmış çoğunlukla. Neyse lüzumsuz konuşuyorum ama hadi bakalım :)

Saygılar.

8 Kasım 2010 Pazartesi

İşte satış falan yaparız

 Sosyal medyadan beklentiler başlıklı bir yazı yazmıştım bir kaç gün önce. O yazının içinde şöyle bir cümle kurmuştum " "Neden sosyal medyada olmalıyım?" sorusunun cevabını "herkes burada ben de burada olmalıyım" diye değil de daha dolu şekilde vermelisiniz."  O soruya uygun bir diyalog yazdım. Tabii bu diyalogu uydurdum ve yazılanlar gerçek veya yaşanmış bir diyalogdan alınmadı. Ama aklınıza eklenecek bir şey gelirse ekleyebiliriz elbette. (Komik olsun diye yazmadım ama yazarken eğlendim. Komik değil bu arada fazla beklentiye girmeyin :))

* Herkes buraymış biz de burada olmak istiyoruz.

- Ne yapmak için burada olmak istiyorsunuz?

*İşte satış falan yaparız.

-Başka ne istiyorsunuz?

*Başka bir şey he evet bir de reklam yaparız yeni ürünlerimizi gösteririz.

-Yeni ürünleri kime göstereceksiniz?

* Takipçilerimize.

-Nasıl?

*İşte basın bülteni falan dağıtırız orada biz buradayız siz neredesiniz? gibi şeyler söyleriz.

-Basın bülteni insanların sizi takip etmeleri için bir neden mi?

*İşte Hani Facebook hesabı açacağız ya orada bir şeyler dağıtırız.

- Sanki biraz yola geliyorsunuz başka?

*Eee Facebook'tan hediye dağıtıyoruz ya ?

-Tamam insanların sizi markanız için değil de hediyeler için mi takip etmesini istiyorsunuz?

*Ama fan sayfamıza üye olmayanlara hediye yok !

-Yani 10 bin kişilik bir fan sayfası işinizi görür.

* Evet zaten Türkiye'de bu şeyi kaç kişi kullanıyor?

- "20 milyon" diyelim. (Peki nasıl sizi pek takmayan) 10 bin kişiye nasıl satış yapacaksınız?

* İşte bizi görecekler falan filan ...

-Bence hiç uğraşmayın bir billboard reklamı verin işlek bir caddeye zamanınıza yazık.  

...

Bu biraz abartılmış bir diyalog elbette.  Böyle olacak diye bir şey yok. İki tarafta(Ajans-Marka, Marka - Departman) bilinçli ise bir sorun olmaz bu diyalog yaşanmaz. Biraz gözlem ile acele kurgulanmış sosyal medya işlerini böyle yapılmaya çalıştığını düşünüyorum ve tahmin ediyorum. Alınma kızmaca yok idare edin artık
 
Saygılar.

Facebook Sayfası