Facebook sayfa yönetimi yapan arkadaşların genellikle müşteri tarafından bazı sorularla çevrelendiğini sosyal medya işi yapan herkes bilir. Bu sorulardan birisi etkileşim oranı nedir? sorusudur. Bu sorunun cevabını anlataması yer yer zor olabilir. Bu yüzden biz de gösterelim istedik. Tasarımını Çağlar Atambay'ın (https://twitter.com/biktimhergun) yaptığı bu infografik çalışmasını hazırladık.
Saygılar
5 Kasım 2013 Salı
1 Kasım 2013 Cuma
SEO ilgili birkaç sorunun cevabı
Merhabalar uzun bir aradan sonra bişeyler paylaşmanın heyecanıyla karşınızdayım.Webtures Web girişimleri Seo sektörüyle ilgili yaptığı anket ve araştırmayı infografik haline getirmiş ben de blogta paylaşmış olayım.
Benim temel konum olan sosyal medya ile alakalı olmasa da web işi ile alakalı olduğundan ilgi çekebileceğini düşünüyorum.
Not:Bu bir anket olup benim bakış açımı yansıtmamaktadır.
Saygılar
Benim temel konum olan sosyal medya ile alakalı olmasa da web işi ile alakalı olduğundan ilgi çekebileceğini düşünüyorum.
Not:Bu bir anket olup benim bakış açımı yansıtmamaktadır.
Saygılar
9 Temmuz 2013 Salı
Gezi Parkı'nın Sosyal Direnişçileri #direngeziparki
Çok uzun süreden beri yazmıyorum biraz paslanmış olabilirim. Hele ki böyle bir derin konu hakkında yazmak daha da zorlu olacak gibi görünüyor. İşte yazıya başlıyorum.
Bu yazım geçmişte yazdığım Friendfeed kullanıcı tipleri yazısına benziyor. (O kadar zaman geçmişti ki yazıyı bulamadım, bulursam eklerim). Gezi Parkı'nın sosyal direnişçileri hakkında kullanıcıları tiplere ayırıp aslında çok da doğru olmayan bir sınıflandırma çabasına girişeceğim. Başlıyoruz;
1. Tip "Pasif Agresif": Bilgisayar başında her türlü bilgiyi kaynak dahi araştırmadan sürekli retweet edenler, paylaşanlar ve yayılmasına katkı sağlayanlar. Bu kullanıcıların bir çoğu sokağa çıkmadan sokakataki adamdan daha ateşli ve yeryer saldırgan bir tutum sergileyerek direnişin sosyal medyada yayılmasını sağladılar ve ne yazıkki aşırı saldırgan ve kaynak peşinde koşmadan paylaşım yapmaları dezenformasyonun bir numaralı kaynağı haline gelmesini sağladılar.
2. Tip "Sakin Düzeysiz Laf Sokan Adamlar": Bu kullanıcılar genellikle 1. Tip ile içiçe olup onlar gibi içeriğin yayılmasından çok kişileri hedef alıp direkt bu kişiler ile ilgili iletişime geçen kişilerden kuruldular. Çoğunlukla komik olmayan mesajlar ile kişilere laf sokmaya çalıştılar.
3. Tip "Kesin bilgi mi? insaları": Adamlar temiz bilgi peşinde koşan ve sürekli olarak en doğru sonuçlar ile kullanıcıları yönlendiren ve en doğru içeriği paylaşmayı sağlayan adamlardı. Çoğunlukla bilgisayar başında olduklarından Kesin Bilgi mi? sorusunu soracak zamanları vardı ve bu soru birçok kişinin hangi sokağa kaçacağı konusunda en doğru cevabı sağlamaya çalıştı.
4. Tip "Yerinden bildiriyorum? İnsanları": Bu insanlardan Gümüşsuyu'na inmeyin tweetlerini okuduktan sonra Gümüşsuyu'na inen, Dolmabahçe'de aksiyon varmış deyince giden ve yerinden tweetleyen adamlardı. Gördüğünü yazan fotoğraflaya ve en doğru bilginin direkt kaynağını oluşturan kişilerdi. Fazla olmasa da sinirine kapılıp küfür de yazsalarda her zaman doğru bilgiyi verdiklerinden direnişin en önemli sosyal medya kahramanlarında birisi oldu.
5. Tip "Fotoğrafçılar": Herkesten direnişin en önünde barikatlarda olmasını beklemediğimiz gibi bu arkadaşlardan da beklemedik ama öyle fotoğraflar paylaştılar ki barikatların arkasında olmaktansa burada daha faydalı oldular. Boğazları düğümlediler, direnişi güçlendirdiler daha fazla kişiye ulaşmasını sağladılar.
6. Tip "Turistler": Her barikatla her duvar yazısıyla fotoğraf çektirenlerin katkısı nedir direnişe diye sorusuna cevap vermek çok kolay olmasa da direnişte her kuşaktan her sınıftan insanları gördüysek bu arkadaşların turistik fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşmasından sonra gördük. Onlar bu durumun aslında ne kadar önemli ve tarihsel olay olduğunu aktaran insanlar oldu.
7. Tip "Taraftarlar": Taraftar forumlarında korkusuzca Gezi'yi anlatanlar Çarşı'nın etrafında İstanbul United olarak birleşenler direnişin sosyal medyada da sokakta da en renkli kişileri. Hepimizin tipik futbol taraftarı hakkında kafamıza çizilen resmi baştan şekillendiren güzel insanlar.
Kişileri kategorize etmek zaman sevmediğim bir uygulama olsa da bu konuda bir kategorizasyon yapmadan duramadım açıkcası. Burada kategorize ederken kimseyi siyasi görüş olarak sınıflandırmamaya çalışmadım daha çok davranışsal bir şekilde gezinin insanlarını kategorize etmeye çalıştım. Elbette çok daha fazla kategori olabilirdi fakat gözüme takılanlar bunlar oldu. Okuyanlara teşekkür ederim.
Not: Yazım hatalarını bildiriniz çoktandır yazmıyorum, bayağı dağılmışımdır.
Saygılar.
1. Tip "Pasif Agresif": Bilgisayar başında her türlü bilgiyi kaynak dahi araştırmadan sürekli retweet edenler, paylaşanlar ve yayılmasına katkı sağlayanlar. Bu kullanıcıların bir çoğu sokağa çıkmadan sokakataki adamdan daha ateşli ve yeryer saldırgan bir tutum sergileyerek direnişin sosyal medyada yayılmasını sağladılar ve ne yazıkki aşırı saldırgan ve kaynak peşinde koşmadan paylaşım yapmaları dezenformasyonun bir numaralı kaynağı haline gelmesini sağladılar.
2. Tip "Sakin Düzeysiz Laf Sokan Adamlar": Bu kullanıcılar genellikle 1. Tip ile içiçe olup onlar gibi içeriğin yayılmasından çok kişileri hedef alıp direkt bu kişiler ile ilgili iletişime geçen kişilerden kuruldular. Çoğunlukla komik olmayan mesajlar ile kişilere laf sokmaya çalıştılar.
3. Tip "Kesin bilgi mi? insaları": Adamlar temiz bilgi peşinde koşan ve sürekli olarak en doğru sonuçlar ile kullanıcıları yönlendiren ve en doğru içeriği paylaşmayı sağlayan adamlardı. Çoğunlukla bilgisayar başında olduklarından Kesin Bilgi mi? sorusunu soracak zamanları vardı ve bu soru birçok kişinin hangi sokağa kaçacağı konusunda en doğru cevabı sağlamaya çalıştı.
4. Tip "Yerinden bildiriyorum? İnsanları": Bu insanlardan Gümüşsuyu'na inmeyin tweetlerini okuduktan sonra Gümüşsuyu'na inen, Dolmabahçe'de aksiyon varmış deyince giden ve yerinden tweetleyen adamlardı. Gördüğünü yazan fotoğraflaya ve en doğru bilginin direkt kaynağını oluşturan kişilerdi. Fazla olmasa da sinirine kapılıp küfür de yazsalarda her zaman doğru bilgiyi verdiklerinden direnişin en önemli sosyal medya kahramanlarında birisi oldu.
5. Tip "Fotoğrafçılar": Herkesten direnişin en önünde barikatlarda olmasını beklemediğimiz gibi bu arkadaşlardan da beklemedik ama öyle fotoğraflar paylaştılar ki barikatların arkasında olmaktansa burada daha faydalı oldular. Boğazları düğümlediler, direnişi güçlendirdiler daha fazla kişiye ulaşmasını sağladılar.
6. Tip "Turistler": Her barikatla her duvar yazısıyla fotoğraf çektirenlerin katkısı nedir direnişe diye sorusuna cevap vermek çok kolay olmasa da direnişte her kuşaktan her sınıftan insanları gördüysek bu arkadaşların turistik fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşmasından sonra gördük. Onlar bu durumun aslında ne kadar önemli ve tarihsel olay olduğunu aktaran insanlar oldu.
7. Tip "Taraftarlar": Taraftar forumlarında korkusuzca Gezi'yi anlatanlar Çarşı'nın etrafında İstanbul United olarak birleşenler direnişin sosyal medyada da sokakta da en renkli kişileri. Hepimizin tipik futbol taraftarı hakkında kafamıza çizilen resmi baştan şekillendiren güzel insanlar.
Kişileri kategorize etmek zaman sevmediğim bir uygulama olsa da bu konuda bir kategorizasyon yapmadan duramadım açıkcası. Burada kategorize ederken kimseyi siyasi görüş olarak sınıflandırmamaya çalışmadım daha çok davranışsal bir şekilde gezinin insanlarını kategorize etmeye çalıştım. Elbette çok daha fazla kategori olabilirdi fakat gözüme takılanlar bunlar oldu. Okuyanlara teşekkür ederim.
Not: Yazım hatalarını bildiriniz çoktandır yazmıyorum, bayağı dağılmışımdır.
Saygılar.
20 Mayıs 2013 Pazartesi
Yahoo Tumblr'ı satın aldı!
Yahoo'nun Tumblr'ı satın alması son zamanların en ilginç olaylarından birisi oldu. Konu ile ilgili uzun uzun bir blog yazısı yazmak için vaktim olmadığından Storify kullanarak konu ile ilgli ilginç içeriklerden bir zaman sıralaması yaptım. Dükkanın ilk ortağından, şimdiki patrona, konu ile ilgili otoritelere bir derleme yaptım. Kolaya kaçan bir iş oldu :)
Neyse iyi okumalar ve saygılar.
13 Ocak 2013 Pazar
Sosyal Medyanın 3İ'si
Onlarca belki yüzlerce "Sosyal Medya Nedir?" minvalinde yazı okumuşsunuzdur. Bu yazıları(sunumların) bir çoğu "sosyal medyada olmalısınız yoksa çok bik bik olursunuza" bağlanan yazıladır. Hele üstüne üstlük ajans sunumuna denk geldiyseniz" bizim ajanslar çalışmazsanız çok bik bik olursunuzla" bitiyordur ki işte en güzeli o yazılardır. En sevdiğimsiniz ajansların hazırladığı "Sosyal Medya Nedir?" sunumları sizsiz yapamıyorum.
Neyse derdim binlerce olan "Sosyal Medya Nedir?" sunumlarında genellikle unutulan "Ajans-Marka" ilişkilerinin üç ayağına değinmek. Üç ayak ise şöyledir. "İletişim - İş Birliği - İnsan Gücü" bu başlıklar ya da ayaklar sürekli unutulan bu işin minimum sorunla ilerlemesinin en temel gereksinimidir. Kısaca başlıklar hakkında konuşalım (adeta ders anlatır gibi geçiş yapıyoruz)
İletişim
Temelde yaptığımız iş iletişim kurmak. Ajans ve marka birbiriyle aynı dili konuşamıyorsa, ajans markayı marka ajansın yeteneklerini tanıyamıyorsa, ne yazık ki bu iş her hafta sosyal medya yönetiminden "ajansla marka arasından nasıl krizi çözebiliriz" işine dönüşür. Tamda bu iş yüzünden de ne yazık ki marka tarafından hiçbir düzgün "brief" gelmeyecek ya da marka tarafında hiçbir yaratıcı proje çıkmayacak çünkü birbirimizi dinlemeyeceğiz marka parayı verip düdüğü çalacak ajansta parayı alıp gerek yeter şartları yerine getirecek ve patinaja devam edeceğiz. Marka ve ajans ilk önce birbiriyle konuşacak sonra topluluğa seslenecek.
İş Birliği
İletişim kurabildiysek birbirimizi anladıysak artık ikinci adıma geçip "nasıl beraber çalışabiliriz?" işini çözmemiz gerekir. Sosyal medya işini ajans dışına çıkartıp marka içine almak büyük işti lakin sadece büyük markaların yapabileceği bir harekettir. Nihayetinde artık ajans marka ile marka da ajans ile iyi geçinmek ve iş kalemlerinin kimin sorumluluğunda olması gerektiğini iyi belirlemek zorundadır. Burada sorumluluk paylaşımı ve kriz planları yapılır, iş paylaşımı yapılır, insiyatif alınması gereken zamanlar belirlenir. Artık sosyal medyada yürümek için adımlar atılır.
İnsan Gücü
İlk iki adımdan sonra işi iki tarafta da kimin yöneteceğinin belirlenmesi gerekir. Ajanslar marka topluluğuna göre ekibini iç kaynakları ile oluşturur ya da yeni ekipler kurar. Marka tarafında sosyal medyanın yapısı gerekiği her ajansın insiyatif alamayacağı durumlarda ulaşması ve içerik akışını yönetmesi için bir kilit nokta gerekir. Bu kişiler artık iki taraf için karar verme yetkisi ve insiyatif alma yetkisi olan kişilerdir.
Bu adımlar tamamlandığına göre artık hesapları yönetip "beğendiyseniz like ediniz" gibi süper "Call to Action" içeriklerinizi sayfalarınızda paylaşıp "Engagement oranı" ile sevişebilirsiniz.
Not: Yazma işini aralıklı yaptığım için konsantrasyon sorunları yaşıyorum bundan dolayı yazım hataları olacaktur. Yazım hatalarını bildirirseniz süper olur.
Saygılar.
Neyse derdim binlerce olan "Sosyal Medya Nedir?" sunumlarında genellikle unutulan "Ajans-Marka" ilişkilerinin üç ayağına değinmek. Üç ayak ise şöyledir. "İletişim - İş Birliği - İnsan Gücü" bu başlıklar ya da ayaklar sürekli unutulan bu işin minimum sorunla ilerlemesinin en temel gereksinimidir. Kısaca başlıklar hakkında konuşalım (adeta ders anlatır gibi geçiş yapıyoruz)
İletişim
Temelde yaptığımız iş iletişim kurmak. Ajans ve marka birbiriyle aynı dili konuşamıyorsa, ajans markayı marka ajansın yeteneklerini tanıyamıyorsa, ne yazık ki bu iş her hafta sosyal medya yönetiminden "ajansla marka arasından nasıl krizi çözebiliriz" işine dönüşür. Tamda bu iş yüzünden de ne yazık ki marka tarafından hiçbir düzgün "brief" gelmeyecek ya da marka tarafında hiçbir yaratıcı proje çıkmayacak çünkü birbirimizi dinlemeyeceğiz marka parayı verip düdüğü çalacak ajansta parayı alıp gerek yeter şartları yerine getirecek ve patinaja devam edeceğiz. Marka ve ajans ilk önce birbiriyle konuşacak sonra topluluğa seslenecek.
İş Birliği
İletişim kurabildiysek birbirimizi anladıysak artık ikinci adıma geçip "nasıl beraber çalışabiliriz?" işini çözmemiz gerekir. Sosyal medya işini ajans dışına çıkartıp marka içine almak büyük işti lakin sadece büyük markaların yapabileceği bir harekettir. Nihayetinde artık ajans marka ile marka da ajans ile iyi geçinmek ve iş kalemlerinin kimin sorumluluğunda olması gerektiğini iyi belirlemek zorundadır. Burada sorumluluk paylaşımı ve kriz planları yapılır, iş paylaşımı yapılır, insiyatif alınması gereken zamanlar belirlenir. Artık sosyal medyada yürümek için adımlar atılır.
İnsan Gücü
İlk iki adımdan sonra işi iki tarafta da kimin yöneteceğinin belirlenmesi gerekir. Ajanslar marka topluluğuna göre ekibini iç kaynakları ile oluşturur ya da yeni ekipler kurar. Marka tarafında sosyal medyanın yapısı gerekiği her ajansın insiyatif alamayacağı durumlarda ulaşması ve içerik akışını yönetmesi için bir kilit nokta gerekir. Bu kişiler artık iki taraf için karar verme yetkisi ve insiyatif alma yetkisi olan kişilerdir.
Bu adımlar tamamlandığına göre artık hesapları yönetip "beğendiyseniz like ediniz" gibi süper "Call to Action" içeriklerinizi sayfalarınızda paylaşıp "Engagement oranı" ile sevişebilirsiniz.
Not: Yazma işini aralıklı yaptığım için konsantrasyon sorunları yaşıyorum bundan dolayı yazım hataları olacaktur. Yazım hatalarını bildirirseniz süper olur.
Saygılar.
9 Aralık 2012 Pazar
Kullanmadan Bilemezsin!
Şöyle adamlar vardır bilmem bilir misiniz? "Ya şu Twitter'ı da kuralına göre kullanmıyorlar arkadaş" ya da "Facebook'un bokunu çıkardılar" adamlarını hani. İşte bugün o adamlara çok güzel kapak yapacak bir haber düştü ajanslara. "Yerel polisler aranları Pinterest'e ekledi" başlıklı haberdi. Detayı için şuradan alalım sizi. (http://thenextweb.com/socialmedia/2012/12/07/local-police-post-mugshots-on-pinterest-leading-to-a-57-boost-in-arrests/
İşte bu haberde çok önemli bir nokta vardı. Evet Pinterest sadece yemek ve kıyafet paylaşılan bir alan değildi işte bu nokta bu haberle gözümüzün önüne çıkıverdi. Yerel polis Pinterest'in diğer bütün ağlardan daha hızlı yayılım sağlayan ve görsel temelli yapısını kendi yararına kullanmıştı ve burada yaptığı hamlenin geri dönüşünü de çok sıkı bir şekilde ortaya çıkarmıştı. Emin olun bir sürü sosyal medya kampanyası bu şekilde bir yatırımın geri dönüşü oranını ortaya koyamamıştır.
Pinterest halen Türkiye'de pazarlamacı ve sosyal medyacıların tekelinde olan bir ağ olsa da emin olun çok basit bir kurgu ile göstermelik ajans saçmaları arasından sıyrılacak çok iyi bir iş olacaktır. "İnnovatif iş yapalım bütün ağları ilk biz kullanalım?" kafasıyla değil de "Nasıl faydalı olur?" diye düşünüp elbette iyi bir iş çıkacaktır.
Her ağın kendi özelliklerini ortaya çıkartacak bu ağları aktif kullanan kişiler markalar için faydalı işler çıkartacaklar. Birisi size "Abi Pinterest'te şöyle bir iş yapalım mı?" diye bir şey sorasa ilk olarak "Sen Pinterest kullanıyor musun?" olsun. Bir ağı kullanmadan dinamiği kavramadan burada yürüyecek bir fikir çıkarmanız çok olası değil ne yazık ki. İlk önce kullan, sonra faydasını kavra, bu faydayı markaya sun! İşte üç temel adım!
Saygılar.
İşte bu haberde çok önemli bir nokta vardı. Evet Pinterest sadece yemek ve kıyafet paylaşılan bir alan değildi işte bu nokta bu haberle gözümüzün önüne çıkıverdi. Yerel polis Pinterest'in diğer bütün ağlardan daha hızlı yayılım sağlayan ve görsel temelli yapısını kendi yararına kullanmıştı ve burada yaptığı hamlenin geri dönüşünü de çok sıkı bir şekilde ortaya çıkarmıştı. Emin olun bir sürü sosyal medya kampanyası bu şekilde bir yatırımın geri dönüşü oranını ortaya koyamamıştır.
Pinterest halen Türkiye'de pazarlamacı ve sosyal medyacıların tekelinde olan bir ağ olsa da emin olun çok basit bir kurgu ile göstermelik ajans saçmaları arasından sıyrılacak çok iyi bir iş olacaktır. "İnnovatif iş yapalım bütün ağları ilk biz kullanalım?" kafasıyla değil de "Nasıl faydalı olur?" diye düşünüp elbette iyi bir iş çıkacaktır.
Her ağın kendi özelliklerini ortaya çıkartacak bu ağları aktif kullanan kişiler markalar için faydalı işler çıkartacaklar. Birisi size "Abi Pinterest'te şöyle bir iş yapalım mı?" diye bir şey sorasa ilk olarak "Sen Pinterest kullanıyor musun?" olsun. Bir ağı kullanmadan dinamiği kavramadan burada yürüyecek bir fikir çıkarmanız çok olası değil ne yazık ki. İlk önce kullan, sonra faydasını kavra, bu faydayı markaya sun! İşte üç temel adım!
Saygılar.
25 Kasım 2012 Pazar
Linkedin; çok sevmem ama faydalıdır!
Linkedin sosyal ağının ne işe yaradığını yazmayacağım haliyle yani en azında benim blogumua bir şekilde denk gelen kişilerin "Linkedin 101" veya "Linkedin nedir?" gibi yazıları okumuş olduğu varsayıyorum. (Yazar burada "Sosyal Medya Nedir?" sunumları ile karşılaştığı için rahatsız olma durumuna atıfta bulunuyor)
Neyse boş konuşmayalım. Linkedin'i markalar bir şekilde kullanmaya çalışıyorlar. Linkedin diğer ağlara göre etkileşim yaratma konusunda epey zorlu bir sosyal ağ olması şahsi tecrübelerimden bildiğim bir nokta. Doğru konuları bulmak, bu konular üzerinden etkileşimi yürütmek epey zorlayıcı olabiliyor. X bir sosyal medya ajansı Linkedin için içerik üretme konusunda zorlanacaktır. Nihayetinde bizimkiler sadece "yaptıysanız like ediniz" kafasında içerik üretebiliyorlar. Fayda sağlayan içerikleri üretmek konusunda epey başarısızlar. Fayda sağlayan pazarlama konusunda bir kafa da yeni yeni türüyor zaten. Linkedin bu tip bir pazarlama akımı ile hali hazırda var olan içerik pazarlaması işini güzelce karıştırıp iyi geri dönüşler alabileceğiniz yegane sosyal ağ olacaktır. Pazarlama işine girmeyelim ben ne pazarlamacıyım ne de reklamcı bunu memlektin her iki iş için yetiştirdiği gurular konuşsun.
Benim asıl yazma amacım Linkedin'de tecrübe ile öğrenebileceğiniz bir iki detaydan bahsetmek. Şöyle;
*Linkedin'de Şirketler için profil sayfası açmak tam bir işkencedir. İlk etapta istedikler daha önce kullanılmamış bir eposta uzantısına sahip bir eposta adresine sahip olmak gerekir. Yani Gmail, Yahoo veya başka popüler hesaplardan şirket sayfası kuramazsınız.
*Linkedin'de şirket sayfası açtınız mı kapatmak için müşteri hizmetleri ile konuşmanız gerekiyor. Yani açtığınız sayfayı öylece kapatamıyorsunuz. "Şirket kapatıldı mı? Birleştirildi mi?" diye soruyorlar. Yani Linkedin'de kalmak için çaba sarf ediyorlar.
*Linkedin gruplarında moderasyon konusu çok detaylı bir şekilde kontrol edilebiliyor. Gruba katılacak kişilerden yazılacak içeriklerin tamamna yayınlama konusunda müdahale edebiliyorsunuz. Kullanıcılara özel yetenekler aktarıp özel yayıncı kullanıcılar atayabiliyorsunuz. En fazla 10 grubun yöneticisi olabiliyorsunuz en fazla 50 gruba dahil olabiliyorsunuz (bu rakamdan tam emin değilim aslında)
*Reklamlar genellikle iyi CTR yakalıyor ama reklamınız iş ilanı aramak üzere konumlu ise kesinlikle ilanları satın almanız gerekli. Yine burada Linkedin'nin pozisyonel hedefleme özelliklerini kullanabiliyorsunuz.
*Kredi kartınızı kullanıp satın aldığınız reklamlarda video kullanabiliyorsunuz. Türkçe metin kullanabiliyorsunuz bir süredir. Ek olarak Linkedin küçük işletmeler için doğru bir mecra olmayabilir tıklama maliyetleri çok yüksek seviyelerde seyredebiliyor. Facebook'tan neredeyse 10 -12 kat fazla.
*Facebook'ta olan Pazar Yeri (marketplace) Sposored Stories (Arkadaşın geldi sen de gruba gel) kafası reklam modellerinden son kullanıcının kullanacağı şekilde bir düzenleme olmadığından Linkedin gruplarının reklamları için 3. parti bir mecra ile çalışmanız gerekiyor ki buradan gelecek geri dönüşün fiyat performansı tatmin etmeyecektir. Çıkıp elden insanlara Flyer dağıtırsanız daha mantıkılı olabilir.
*Müşteri hizmetlerin Türkçe ulaşabiliyorsunuz bu da yeniliklerden birisi.
*Şirket sayfalarına Facebook'ta olduğu Cover Photo geldi Linkedin sayfaları için. Bu da tasarımsal bir yenlik etkili olacak mı bilmiyorum ama Linkedin'ın aşırı kurumsal .gov.tr gibi yapısını biraz renklendirdiği gerçeği yadsınamaz.
Bu seriye devam edeceğim sanırım tecrübe ettikçe size buradan bişeyler aktaracağım.
Saygılar.
Neyse boş konuşmayalım. Linkedin'i markalar bir şekilde kullanmaya çalışıyorlar. Linkedin diğer ağlara göre etkileşim yaratma konusunda epey zorlu bir sosyal ağ olması şahsi tecrübelerimden bildiğim bir nokta. Doğru konuları bulmak, bu konular üzerinden etkileşimi yürütmek epey zorlayıcı olabiliyor. X bir sosyal medya ajansı Linkedin için içerik üretme konusunda zorlanacaktır. Nihayetinde bizimkiler sadece "yaptıysanız like ediniz" kafasında içerik üretebiliyorlar. Fayda sağlayan içerikleri üretmek konusunda epey başarısızlar. Fayda sağlayan pazarlama konusunda bir kafa da yeni yeni türüyor zaten. Linkedin bu tip bir pazarlama akımı ile hali hazırda var olan içerik pazarlaması işini güzelce karıştırıp iyi geri dönüşler alabileceğiniz yegane sosyal ağ olacaktır. Pazarlama işine girmeyelim ben ne pazarlamacıyım ne de reklamcı bunu memlektin her iki iş için yetiştirdiği gurular konuşsun.
Benim asıl yazma amacım Linkedin'de tecrübe ile öğrenebileceğiniz bir iki detaydan bahsetmek. Şöyle;
*Linkedin'de Şirketler için profil sayfası açmak tam bir işkencedir. İlk etapta istedikler daha önce kullanılmamış bir eposta uzantısına sahip bir eposta adresine sahip olmak gerekir. Yani Gmail, Yahoo veya başka popüler hesaplardan şirket sayfası kuramazsınız.
*Linkedin'de şirket sayfası açtınız mı kapatmak için müşteri hizmetleri ile konuşmanız gerekiyor. Yani açtığınız sayfayı öylece kapatamıyorsunuz. "Şirket kapatıldı mı? Birleştirildi mi?" diye soruyorlar. Yani Linkedin'de kalmak için çaba sarf ediyorlar.
*Linkedin gruplarında moderasyon konusu çok detaylı bir şekilde kontrol edilebiliyor. Gruba katılacak kişilerden yazılacak içeriklerin tamamna yayınlama konusunda müdahale edebiliyorsunuz. Kullanıcılara özel yetenekler aktarıp özel yayıncı kullanıcılar atayabiliyorsunuz. En fazla 10 grubun yöneticisi olabiliyorsunuz en fazla 50 gruba dahil olabiliyorsunuz (bu rakamdan tam emin değilim aslında)
*Reklamlar genellikle iyi CTR yakalıyor ama reklamınız iş ilanı aramak üzere konumlu ise kesinlikle ilanları satın almanız gerekli. Yine burada Linkedin'nin pozisyonel hedefleme özelliklerini kullanabiliyorsunuz.
*Kredi kartınızı kullanıp satın aldığınız reklamlarda video kullanabiliyorsunuz. Türkçe metin kullanabiliyorsunuz bir süredir. Ek olarak Linkedin küçük işletmeler için doğru bir mecra olmayabilir tıklama maliyetleri çok yüksek seviyelerde seyredebiliyor. Facebook'tan neredeyse 10 -12 kat fazla.
*Facebook'ta olan Pazar Yeri (marketplace) Sposored Stories (Arkadaşın geldi sen de gruba gel) kafası reklam modellerinden son kullanıcının kullanacağı şekilde bir düzenleme olmadığından Linkedin gruplarının reklamları için 3. parti bir mecra ile çalışmanız gerekiyor ki buradan gelecek geri dönüşün fiyat performansı tatmin etmeyecektir. Çıkıp elden insanlara Flyer dağıtırsanız daha mantıkılı olabilir.
*Müşteri hizmetlerin Türkçe ulaşabiliyorsunuz bu da yeniliklerden birisi.
*Şirket sayfalarına Facebook'ta olduğu Cover Photo geldi Linkedin sayfaları için. Bu da tasarımsal bir yenlik etkili olacak mı bilmiyorum ama Linkedin'ın aşırı kurumsal .gov.tr gibi yapısını biraz renklendirdiği gerçeği yadsınamaz.
Bu seriye devam edeceğim sanırım tecrübe ettikçe size buradan bişeyler aktaracağım.
Saygılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
