31 Ağustos 2010 Salı

Topluluk Yönetmek Zor İş (Türkiye-Yunanistan maçı üzerinden)


Türkiye-Yunanistan basketbol maçı vardı bu akşam malum Dünya Basketbol Şampiyonası var. Neyse bizim çocuklar yine kazaya uğramadılar bu engeli de geçtiler. Yunanistan'ı mağlup ettiler(76-65).

Tabii bu arada Fiba Facebook sayfası da boş durmuyordu haberleri geçiyordu ama unuttuğu bir şey vardır. Türk ve Yunan taraftarların ateşi her yere bulaşabiliyordu. Fiba bu duruma müdahale etme konusunda biraz geç kalınca Facebook yorumları ırkçı söylemlere bulandı. Spora karışmaması gereken şeyler bunlar. Fiba her ne kadar durumu çözmüş olsa da bir çok insanın görmemesi gerek yorumlarla göz göze geldik.

Fiba bir şeyi unutmuştu. Artık hayat onların geçmişte olduğu gibi işlemiyordu. İnsanlar maçları seyrederken bir yandan da Facebook'a yorumlarını yazıyorlardı. Tamam herkesin Twitter hareketlerini kontrol edemezsin buna lafım yok ama Facebook kontrolünü sağlaman gerekliydi. Bir çok insanı olmadık yere rahatsız ettin. Bir kaç kendini bilmez Türk veya Yunan ırkçı yüzünden.

Irkçılık konusunda spor kurumlarının ne kadar önlem aldığını herkes biliyor. Bir çok kez bir küfür yüzünden canları yana sporcuları okuduk veya izledik. Şimdi Fiba ne yapacaksın senin kontrol etmen gereken yerde ilkel bir ırkçılık oyunu oynandı. Suçlu kim? Suçlu bu işi yönetme konusunda sınıfta kalan Fiba Facebook Fan sayfası yöneticileri.

O kadar yaptığı güzel uygulamalar sonunda böyle bir şeyle Fiba eleştirmek istemezdim. Neyse topluluk yönetmek zor iş olduğu kadar diyelim mi ne diyelim bilmiyorum.

Yapacakları, sadece bu iş için fanlardan yardım istemekti eğer paranız yoksa. Elbette böyle bir kurumun parası olmaması bir bahane olmayacağına göre dil bilen topluluk yöneticilerini oturtacaksın hesabın başına. Onlar bu sorunları çözecek, işin kızışmasını önleyeceklerdi. Ufak atışmalar olacak ama bir dozu var bu işinde.

Not: Yazılanları kayıt etmiştim ama burada yayınlamaya gönlüm elvermedi. Tahmin edin işte ırkçılık hastalığına tutulmuş insanları yazacağı şeyler işte gerek yok fazlasına. Linke tıklarsanız ve postlara yapılan yorumları okursanız halen var olan kalıntıları görürsünüz.

Saygılar.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Be Kind Rewind (Lütfen Geri Sarın)


 Filmi biliyorsunuzdur bilmeyenler için tekrar kısaca anlatayım. Danny Glover bir video store işletmektedir. (Hani bu film kiralama dükkanlarından işte). İşi büyük kiralama networkları çıktığından beri  zor durumdadır. Bir süreliğine şehir dışına çıkması gerekir ve dükkanı Mos Def'e emanet eder. Mos Def'in yakın arkadaşı Jack Black bir olay sonunda manyetize olarak Jack Black dükkanda olan bütün kasetleri siler ve bunun üzerine ikili filmleri "sweded" adı verdiği şekilde kendi başlarına çekmeye başlar ve ün kazanırlar. Fazlası spoiler olur uzatmayalım. Imdb linkini de vereyim devam edelim. Be Kind Rewind

Filmde bahsedilen büyük film mağazası Blockbuster Video'ya yapılan bir göndermeydi aslında. Tabela rengine kadar aynı olup sadece ismi farklıydı bu mağazanın. Orada iflas bayrağını çekmek zorunda kalan küçük işletme sahibi idi bu sefer ise Blockbuster video iflas başvurusu yapacaklarını açıkladı. Netflix'in gücüne, erişilebilirliğine dayanamadıklarından dem vuruyordu bir çok yazar bu durum için.

Yeni teknolojilere ayak uyduramadılar ve geçmişte canlarını yaktıkları bir çok küçük işletmenin durumuna düştüler. Küçük işletmeler zamana ayak uyduramamıştı bu sefer büyük bir işletme hantal kaldı ve rakipleri tarafından geçilmek ve ezilmek durumunda kaldı.
 
Bu durumda bir çok nasihat çıkartabiliriz ama ilk olarak şunu çıkartmamız lazım galiba. "Eğer interneti geçici bir eğlence olarak görürsen asıl eğlence sen olursun".(Sanki boyumdan büyük bir laf ettim gibi geldi ama :)) Bu yüzden olsa gerek bir çok şirket bir şekilde yeni medyanın içine girmeye çalışıyor var olmaya çalışıyor. Sosyal medya olsun, başka türlü olsun bir şekilde bu işe dahil oluyor insanlar. Tabii bir de maliyetler sorunu var ki bu da önemli bir etken satış kaygısı olmasa da maliyetler yüzünden online mecraya kayacak köklü kuruluşların haberleri de gelmiyor değil bu aralar. Son olarak The Oxford English Dictionary bu konuda adımlara hazırlandıklarını açıkladı. 

Son olarak; sanırım daha yeni başladı "internetin baş sorumlusu" olduğu iflaslar bakalım daha neler göreceğiz. Belki de önümüzde bir elektronik zincirinin iflası ya da private shopping yüzünden zincir bir giyim mağazasını iflası olacak. İlginç gelişmeler bizi bekliyor. Sosyal medya dışında bir yazı oldu ama sosyal medya hakkında yazmaya devam edince böyle şeylere de burnumu sokmak zorunda kalıyorum. Haddimi aşmamaya çalıştım sonuçta e-ticaret bambaşka bir yer.

Saygılar.

Citizen Tube



Katrina Kasırgası'nı hatırlıyorsunuzdur. 2005 ağustosunda Abd'nin canını epey yakmış bir kasırga. Halen bile yaralarını sarmaya çalışıyorlar. 1.800 civar kişinin ölümüne 700 kişinin kaybolmasına yol açan kasırga bir çok yerleşim birimini yok etti.
 
Youtube Katrina Kasırgası'nın anılarını herkesin kendi ağzından anlatabilmesi için Citizen Tube adlı bir kanalını gözümüzün önüne çıkardı bugünlerde tekrardan. Eğer bir konu hakkında kendi çektiğiniz bir videonuz varsa onu CitizenTube Bloga ulaştırırsanız onlar sizi bu kanalda yayına alıyolar ve sizi daha çok kişinin görmesini sağlıyorlar.

Sadece Katrina ile ilgili değil(Pakistan, Meksika Körfezi'nden, vs vs...) bir çok yerden bir çok haberi buradan paylaşabiliyor insanlar, kendi haberine kendi muhabir oluyorlar dertlerini kendi ağzından anlatıyorlar. Bu aralar Katrina Kasırgası'nın tarihine geldiği için bu aralar Katrina üzerine insanlar bir çok bilgiyi paylaşıyor. Bazıları yapılan yeni evleri anlatıyor, bazıları kasırga anında çektiği videoyu yüklüyor, bazıları kasırga anında yaşadıklarını anlatıyor ve dünya ile paylaşıp unutmamalarını sağlıyor bir daha böyle bir şey için hazırlıklı olmaları mesajını vermeye çalışıyor insanlara.

Kanal "Citizen Journalism" kavramını desteklemek için çok uzun süredir yayında. Güncel haberler ve politika üzerine yoğunlaşmış bir içeriği olsa da bu sefer olduğu gibi özel günlerde özel konulara yoğunlaşıyor. İnsanlara özgürce düşüncelerini bir çok kişiye duyurmalarını sağlıyor.

Başka bir ağustos ayında bizi ise bir başka doğa olayı, bir deprem vurmuştu 1999'da. Bu sene haberlerde 3 dakikalık bir konu oldu ve yine yeniden unutulmaya bırakıldı bir köşede. Keşke Youtube gibi bir sosyal ağ biz de kapalı olmasaydı da biz de böyle bir ağdan insanlara söz hakkı sunabilseydik. Keşke insanlara bu olanları unutmamalarını sağlasaydık. Halen geç değil yerel video ağları 12 kasım depremi için böyle bir şey yapsalar insanların anılarını videolaştırmalarını sağlasa, insanları aslında seslerini duyurabilecekleri başka bir mecra olduğuna uyandırabilse. Belki maliyetlidir, belki o anıları anlatacak kişiler çok fazla olmayacak ama denemeden bilinemez. Bizim gibi sansürle uğraşan toplumlara Web 2.0 nimetini kullanmamız gerektiğini unutturmayalım.

Saygılar.
 

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Fiba 2010 Sponsorları ve Sosyal Medya


Dünya basketbol şampiyonası bugün başladı. Dün akşam açılış töreni vardı. Ben de şampiyonaya özel sosyal medya üzerinden de ilerleyen kampanyaları ve şampiyonaya özel açılan Facebook sayfalarını listeleyeyim dedim.

Garanti 12 Dev Adam Facebook Fan Sayfası :  12 Dev Adam sponsorlarından olan Garanti Bankası'nın şampiyonaya özel açtığı web sitesinin fan sayfası.

My Fiba Jersey :  Fiba'nın şampiyonaya özel yaptığı Facebook uygulaması. Aynı uygulama sayfasında Fiba sayfasına da ulaşabilirsiniz. Fiba aynı zamanda Twitter hesabı FibaWorld'den de kampanya yapmış (Friendfeed'ten Serhat Uğur'a teşekkürler)

Beko 2010 : Televizyonda reklamları da dönen Beko'nun oyunlarla renklendirdiği Facebook fan sayfası. Kaan Kural ile muhabbet etme şansı yakalayabilirsiniz bu sayfa ile unutmayın.

Metro : Ömer Onan, Kaan Kural ve Murat Kosova'nın da dahil olduğu şampiyonaya özel yaptıkları "Metro Büyük Boy ile yakala" adlı oyun ile Metro'nun Facebook Fan Sayfası.

Ülker: ÜlkerFiba2010 adlı "Basketbol yorumunu paylaş, en çok RT (Retweet) edilen 3 mesajdan biri senin olsun, Ülker'den resmi FIBA tişörtü kazan" şeklinde ilerleyen sosyal medya kampanyası.

Nokia Ovi Bball App : Nokia'nın şampiyonaya özel uygulaması. Twitter'da ise #ovifiba hashtagını da kullanarak konu ile ilgili sorduğumuz sorularımızı cevaplayabiliyorlarmış.

Benim bulabildiğim sadece bu 5 kurumun yaptığı işler. Bu kurumlar bir bakıma bu yaptıkları ile sosyal medya ile iletişimine verdikleri değeri göstermiş oluyorlar. Bu tip büyük spor olayları her zaman sponsorlara iyi etki etmiştir. Bunu benim söylemem gerekmez tabii. Sosyal medya açısından olaya bakarsak;  Güney Afrika'da Mahindra Satyam'ın yakaladığı sosyal medya ivmelenmesini bu sponsorluklarla uğraşan markalarda yakalayabilir. (Bu benim iyi niyetim de olabilir elbette ve futbol ile basketbolun hedef kitlesi vs vs. diye kıvırmak istemiyorum da aslında :))

Saygılar.

27 Ağustos 2010 Cuma

Vodafone vs. Hamilton

Viralblog.com'da gördüm bugün bu işi. Vodafone Hollanda'nın yeni geniş bant internet servisini tanıtmak amaçlı başlatılan bir kampanya bir Facebook kampanyası  Facebook vs. Hamilton  .

Bu kampanya şöyle işleyecek kısaca anlatayım yukarıda yazıyor ama bir iki küçük bilgi vermekte yarar var. Vodafone 28.800 Facebook üyesinin fotolarını istiyor ve bu fotoları 288 mb edeceğini hesaplıyor ve ortaya bir iddia atıyor. Hamilton 2.7 kmlik bir parkuru bitirene kadar bu 288 mblik veriyi download edebiliriz ve bu verileri oluşturmak için bize katılan 28.800 kişiden 10 kişiye de ödül veririz.

* 5.338 kmlik İstanbul Park en iyi tur zamanı 1.24.77 ile Juan Pablo Montoya'ya ait.

Katılanların profil fotoları kullanılarak oluşturulan F1 aracından bir görüntü. Her ülkeden katılımcı olabilir ama ödüller sadece Hollanda'ya gidecek.

Azınlık Raporu efekti ile X-Men Cerebro efekti arası bir şey gibi olmuş değil mi? Ben katıldığımda iddianın sonuçlanmasına 16 gün vardı ve 1.531 kişi katılmıştı yarışmaya.

Bizimkiler gibi göreceli verileri yarıştırmak yerine "biz şu kadar mb veriyi şu kadar dakikada download ediyoruz" demenin eğlenceli ve sosyal yanı bu iş. Sağladıkları hizmetin tam olarak ne kadar hızlı olduğunu da size sunuyor ya da merak ettirme özelliği ile kampanyayı takip etmenizi sağlıyor.  Eğlenceli güzel iş linklerden girip inceleyiniz.

Saygılar.

Geçen sene bu zamanlar ...



Geçen sen bu zamanlar bu blogu sadece kendi öğrendiğim şeyleri not etmek ve sosyal medya trendini "muhtemel" gireceğim işlerde doğru kullanmak için bir destek noktası olması için açmıştım. İşler pek beklediğim gibi gitmedi blog yazmaya devam ettim lakin iş konusu sarpa sardı. Bazı gittiğim iş görüşmeleri benim iş arama serüvenimi(aynı anda özgüvenimi yerle bir etti) sekteye uğrattı uzun süre hiç bir yere CV dahi göndermedim.

Bu işler olurken 1 sene 20 gün geçti ve iş arama serüvenime yeniden başlama kararı aldım. Bu kararı almaya iten şey etrafta sosyal medyaya yönelik  elemanlar için verilen ilanlar olması. Bir kaçına başvuracağım sanırım neyse.

Nereden nereye geldi iş yahu. Hatırlıyorum Social Media Jobs diye bir yazı yazmıştım. Orada örnek verdiğim işler şunlardı Social Media Director,  Social Media Marketing and Strategy, Social Engagement and Messaging Strategist . Aynen şimdi bu işler için yapılan tanımlarla iş ilanları verilmiş.

Türkiye'de verilen ilanlar Social Media Director(Successful candidate will have: 1) LinkedIn, MySpace, and/or Facebook account; 2) Twitter account with consistent, frequent updates; 3) Personal blog gibi istekleri var Abd'deki ilanın buradakilerde de yakın istekler var elbette.) tanımına uyuyor daha çok. Bir kaç tane topluluk yöneticisi ilanı var ve bence coder ilanları dışında en zor işlerden biri olduğunu bir kaç kez yazmıştım buralarda.

Bu ilanları benim gibi sosyal medya kavramını didikleyen insanlar için ve öğrendiklerini ya da diğer alanlarda aldıkları eğitimlerini  uygulayabilmeleri için bir şans. Bakalım bu şans kime gülecek? Şansımız ayağımıza gelmez biraz biz de uğraşmalıyız biliyorum. 1 senelik blog maceramı bu tarz bir şey ile süslendirmek çok farklı bir deneyim olur benim için. Tabii ilk olarak adam akıllı bir kaç başvuru maili hazırlamam lazım.

Kimse kimseye gel sen bu işi biliyorsun diyerek kolundan tutmaz. (Torpili varsa olur demeyin oğlum ben de biliyorum :) . Bana şans dileyin. Neyse hangi ilanlara başvuracağımı yazıp dilencilik yapmadım, hoş olmazdı ne benim ne de başvuracağım markanın itibar yönetimi için. En azından benim için markaya ne sanki :)

Karikatür Hubspot Blog'tan 

Saygılar.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Newsweek ve Sosyal Medya


Newsweek dergisini bilirsiniz Türkiye edisyonu da güzeldir. Şehirler arası yollarda eğer gündüz seyahat edersem her daim yanımda bana eşlik eden dergidir kendisi. Adamların dergiciliğini eleştirmeyeceğim tabii olarak benim işim değil. fakat sosyal medya ilişkilerini irdelemek biraz yaptıkları işten feyz almak biraz da öğrenmek için uluslar arası edisyonunun durumunu gözden geçireceğim. Çünkü yerel versiyonun sosyal medya hesapları sitelerinden verilmediği için ne yaptıklarından bir haberim yok. (Yahu oraya 3 tane ikon(tabii hesaplarınız vars) koyacaksınız elinize yapışmaz ve konu ile Newsweek Türkiye'den bir yazı(Her şeyi internet belirleyecek) ironik olmuş sanki:))

Newsweek ne yapmış sosyal medyada tek tek bakalım.

Facebook 

Özellikle Newsweek yazarlarının web için özel yazdıkları yazılara dikkat çekilen hesapta ayrıca özel videolar ve fotolar yer alıyor ama beklediği kadar hareketli değil yani beğeni ve yorumlar çok fazla görünmüyor. Keskin konulara değindi de bile çok fazla yorum almadığına dikkati çekiyor. Bu durum elbette Newsweek ile yüzde yüz alakalı olamsa da okuyucuları çekmek için biraz daha hareketlendirilip yazarlarla Syfy'ı yaptığı gibi online sohbet imkanı yaratabilirler.

Temel şeylere dikkat emişler orası güzel olmuş moderasyon iyi yandaş sitelere linkler verilmiş. Twitter hesabımız var bunu da unutmayın denmiş (Facebook hesabında 128 bin takipçi, Twitter'da ise 1.2 milyon takipçisi var). Trafiğinin %6 sı Facebook'tan geliyor bu takipçi sayısına göre gayet iyi bir oran.

 Jobbed adlı bir hesabı daha var büyük bir banner ile önerdiği Newsweek bu ise; Amerika'nın krizden sonra nasıl yeniden iş alanları sağlayabileceği üzerine kafa yoran bir blogun hesabı. İlgi çekici geldiği için bu hesabı öne çıkardım fakat diğer hesapları da gözden geçiriniz elbette.

Twitter

Asıl dikkat çekilmesini düşündüğüm hesabı bu Newsweek'in. Twitter'da son zamanlarda en çok dikkat ettiğim şeylerden biri olan liste kullanımı iyi yapılmış ve 8 adet liste oluşturmuş. Newsweek burada editörlerini sınıflandırıp konulara bölmüş ve bize sadece ilgi alanımızda olan konuları takip etme özgürlüğü sağlamış. Takipçi sayısı dikkat çekici Facebook takipçilerinin 10 katı kadar. Newsweek Twitter'ı erken yakalamanın sonucunu iyi almış gibi görünüyor. Ben Twitter hesabımı açarken bana önerilen bir kaç geleneksel medya oyunucusundan birisiydi şimdi 1.2 milyon takipçi. Bu takipçisi sayısına göre trafiğinin %1 Twitter'dan geliyor. Facebook'ta olan 128 bin takipçinin etkisinin daha büyük olduğunu görüyoruz. (Kaynak Alexa)

Tumblr 

Birçok dergiden farklı olarak Tumblr kullanılmış dergi blogu olara. Bu blog derginin ana duruşundan sapmayarak Tumblr'ın kullanıcı kitlesini yakalamaya çalışmış. Uzun makaleler yerine basit kolay anlaşır konular çekmeye çalışmışlar. Örnek olarak blogtan şu yazıyı gösterebiliriz.(The Best Dumb S—t Americans Believe). Paylaşılanlar microbloging kavramını iyi algılandığını gösteriyor açıkçası beğendim.(Ne diyeyim olmuş işte burada hesapları bile yok adamları ne diyeyim)

Son söz; geleneksel medya oyuncuları bu tarz hareketleri yapmazlarsa eğer canlarının yanacağına yavaş yavaş farkına varıyorlar anlaşılan ki böylesine büyük isimli kuruluşlar büyük mesai ve kaynak harcayarak bu işlerle uğraşıyorlar. Bizimkiler de yakında olacaktır bu ortamlarda pek acelesi yok demek istiyorum ama tren kaçmış dahi olabilir. Bu arada her popüler derginin olduğu gibi elbette iPad uygulaması var adamların.

Yine söyleyeyim bunlar uzman görüşü değil sadece "olsa güzel olur" diyen bir takipçinin görüşleridir.

Saygılar.

24 Ağustos 2010 Salı

Bunları paylaşasım var # 37

Sosyal medya araçlarını kullanarak küçük işletmelerin de çok başarılı olabileceğini hep söylerim yazarım burada. Bu başarıyı yakalamak için ne gibi ölçütlere dikkat etmenin gerekli olduğunu listelemiş Glen Stansberry ,5 Site Metrics Every Small Business Should Track başlıklı yazısında. Bu ölçütleri gerçeklemek için Google Analytics'in yeteceğini söylüyor.  Analytics üzerinde "Hedefler" sekmesine yoğunlaşıyor liste dolayısıyla Adwords sistemide de biraz göz kırpıyor.

Bu ölçütler şunlar;

1-Conversions (Dönüşümler Hedefler sekmesine girdiğinizde )

2-Referrers (Sizi öneren siteler; tam çevirisi aklıma gelmedi.)

3-Bounce rate (Hemen çıkma oranı)

4-Goal path and goal abandonment funnel (Hedef Yolu ve Hedef Yolu hunisi tanımlayınız. Google Analytics'te Hedefler kısmını kurcalayın diyor yani :))

5-Search keywords (Anahtar kelimeler)

Yazı büyük küçük bütün işletmeler için Google Analytics ile nasıl verimli bir geri dönüş sağlanabileceğini ufak ipuçları ile anlatıyor. Yukarıda verilen ölçütlerin incelenmesi ve analiz edilmesi gerekli olduğu söylüyor.

Not: Adwors ve Analytics hakkında da azıcık konuştuk ama haddimiz olmayarak hatalı bir şey söylediysek affola.

Saygılar.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Sosyal medyada varsınız, peki Vikipedi'de var mısınız?

Herkes sosyal medyada artık, tamam iyimser oldu ama en azından herkes olmaya çalışıyor. Twitter, Facebook hesapları açılıyor. Hediyeler dağıtılıyor ne güzel her şey değil mi? Bloggerlar öğreniyor, Friendfeed tayfası öğreniyor nasıl güzel bir marka olduğunuzu ama millet bir şey merak ettiği ve tarafsız bir şey bulmak için aradığında Google ve dolayısıyla Vikipedi'ye başvuruyor.

Peki bir çok sosyal medya stratejisi geliştiren ve sosyal medyada tanıtım ve pazarlama yapmaya çalışan şirket neden Vikipedi hesaplarını düzenlemiyor? Anlayamadığım konulardan birisi budur bu bloga yazmaya başladığımdan beri.

Rasgele sosyal medyada aktif yer almış (hediye dağıtarak veya blogger iletişim ile) markalarının Vikipedi maddelerine baktığım zaman içler acısı(biraz abartmakta sorun olmaz sanırım :)) durumu ile karşılaştım. Vikipedici arkadaşlar kızmasın tamam "Vikipedi reklam alanı değildir" fakat her marka kendi adını korumakla yükümlüdür elbette.

Vikipedi'yi size anlatamayacağım ama şu örnekle kısaca önemini belirtmek gerekli(seocu arkadaşların bloglarından biraz araştırma ile bu konu hakkında bilgi alabilirsiniz) bir markanın adı yazıldığı zaman o markanın Vikipedi maddesi Google'da ilk bilemediniz ikinci sayfada gelir. Vikipedi arama motorlarında üst sıralarda çıkma için önemlidir yararlıdır.

Vikipedi'ye en azından markanız hakkında olan teknik bilgileri giriniz (kuruluş yılı, cirosu vesaire) . Vikipedi tarafsız bir ortamdır gidip oraya bu marka dünyanın en iyi markasıdır yazarsanız anında markanızın maddesine "bu maddenin tarafsızlığı tartışmalıdır" ibaresi yapıştırılır. Teknik maddeler sizin ve markanızın güvenilirliği için önemlidir. Vikipedi inandırıcılığı artırır.
 
Hatta Vikipedi'ye şöyle bir kampanya ile katkıda bile bulunabilirsiniz.. Eğer bir bankanın sosyal medya işlerini yapıyorsanız her gün(veya başka türlü bir zaman aralığı belirleyebilirsiniz) bankacılık ile ilgili bir madde düzenleyebilirsiniz. Hem bunu şirket blogunda duyurup bir çok kişiye örnek olup Vikipedi'nin gelişmesine de katkıda bulunabilirsiniz.

Son söz: Vikipedi kesinlikle bir reklam mecrası değildir. Bunu unutmayın sadece herkese açık bir bilgi kaynağıdır buraya yapacağınız her katkı bilginin ücretsiz dolaşımına yapacağınız çok değerli bir katkıdır. Vikipedi maddenizi düzenleyin ve tarafsız kalın. Unutmayın Vikipedi'nin tarafsızlığını ve herkese açık olması durumunu kötü niyetli kullanmayınız. Vikipedi çevrim içi itibar yönetiminin önemli bir ayağıdır benim için keşke markalar ve ajanslar için de olsa.

Görsel : Viki'den  ve Viki'nin tarafsızlığına atıfta bulunmaktadır.

Saygılar.

22 Ağustos 2010 Pazar

Facebook Süper Ligi



Türkiye süper ligi başladı bu konu hakkında bir şeyler yapmazsak olmaz elbette. Biraz Facebook sayfalarını gezdim. Aşağıda olan bilgilere ulaştım.(sanki Area 51'den bilgi çıkarmış olaya bak diyenleri duyuyorum ayağınızı denk alın :))

Bu listeyi hazırlarken  Facebook'ta var olan en fazla üyesi olan fan sayfalarını seçtim. Bazı takımların birden çok fan sayfası olduğunu herkes biliyordur. Bunlar arasında en kalabalık olanı seçip bunun üzerinden bu listeyi hazırladım.

4.154.130
Galatasaray kulübünün Facebook Fan Sayısı.(en yüksek sayı)

3.161
Fenerbahçe Fan sayfasında her post için yapılan yorumların ortalama sayısı (en yüksek sayı) 

4.270 
Fenerbahçe Fan sayfasında her post için ortalama beğeni(like) sayı (en yüksek sayı)

1.880.910 
Şu ana dek ligde şampiyon olan takımlarının ortalama fan sayı 

552.075
Süper ligde olan bütün takımların ortalama fan sayıları 

9.937.357 
Süper ligde olan bütün takımları Facebook'ta destekleyen fan sayı

416
En düşük taraftara sahip takım İstanbul Büyükşehir Belediyespor 

40.985
Şimdiye dek şampiyon olmuş takımlar hariç, taraftar ortalaması

116.913
Şampiyon olmuş takımlar harici en fazla taraftara sahip takım Eskişehirspor 

Eğer bu sayıları oluştururken hazırladığım dokümanı merak ederseniz linkten ulaşınız. (Google Docs)

Not: Biraz tasarım kabiliyetim olsaydı bu verilerle güzel bir infografik çıkardı. Yapacak olursa birisi, yaptıktan sonra bana da ulaştırsın.

Not 2: Görsel Wiki'den. 

Saygılar.








  

 

Sorularla Sosyal Medya

Adeta TRT programı gibi bir başlık attım. Sorularla Sosyal Medya, Geze Geze Facebook, Tweet Tweet Twitter, Halktan Sesler Korosu Last Fm gider bu daha.

Benim ve muhtemelen birçok kişinin aklına takılan  sorular vardır sosyal medya hakkında. Benim ilk etapta aklıma gelenleri soru-cevap olarak yazmaya çalışacağım.

Her marka sosyal medyada aktif olmak zorunda mıdır? Sorusunu sorarak başlarsak eğer bu sorunun cevabı da şöyle olur benim için. Her marka sosyal medyada aktif kullanıcı olması gerekmeyebilir fakat sosyal medya araçlarını izlemesi her şekilde onun için avantaj sağlar. Şirket hakkında insanların fikirlerini öğrenmek için anket  düzenlemekten daha kolay bir yöntem açıkçası.
 
Sosyal medya gerçekten bedava mıdır? Maliyeti düşük olarak görünebilir lakin asla bedava değildir. İzleme için mecburen insan gücü ve bazı yazılımlar kullanmak zorundasınız. Eğer büyük işler peşindeyseniz iki yolunuz var elinizde olan pazarlama uzmanlarını buraya kanalize edip yeni bir departman oluşturacaksınız ya da yeni departmanla  uğraşmayıp işi outsource edip bir ajans ile anlaşacaksınız. Çağrı merkezleri için sıkça yapılan yöntem gibi. mantığı.

Sosyal medyada yatırımın geri dönüşü(ROI) nasıl izlenir? Bu en zor soru bunu benim cevaplamam doğru olmaz. Diyeceğim tek şey doğru hedef koyarsanız doğru geri dönüşü alırsınız.

Küçük işletmeler sosyal medya araçlarını kullanmalı mı? ROI dediğimiz şeyi en rahat gözlemleyebileceğimiz küçük işletmelerdir. En azından benim görüşüm bu. Bir çok büyük markanın alamadığı geri dönüşü, küçük bir şirket çok daha az maliyetle alabilir. Anlayın işte "Facebook Places Etkisi ve Happy Hour Kavramı"

Biz son kullanıcıya hitap etmeyen bir şirketiz biz de sosyal medyada olmalı mıyız? Bu sizin zaman ve özverinize bakar. Türkiye'de B2B olarak sosyal medyada başarılı olan bir iş duymadım. Fakat sosyal medya araçlarını şirket içi iletişim için kullanırsanız ağların farklı bir faydasını görebilirsiniz.

Sosyal medya için yapılmış en iyi kampanya hangisidir? Her kampanya iyidir yeter ki taraflar ne istediğini iyi bilsin. En iyi kampanya hedeflerini tutturmuş kampanyadır.(çok politik oldu ama öyledir bu iş zaman, para, insan gücü, network, gibi bir sürü parametreye bağlıdır)

Sosyal medya için yapılmış en kötü kampanya hangisidir? Hedeflerin doğru konulmadığı(ooo bir sürü var şimdi sayılmaz burada : p) ve yapılan kampanyanın kazananların şaibe ile anıldığı kampanyadır. (Unutmadan söyleyeyim eğer bir şekilde kampanya kazananları hakkında şaibe varsa değmeyin keyfime :)
 
Bu sorular bir şekilde bu işin içine girmeye çalışan benim gibi insanların aklına gelen sorular. Bir takipçi olarak bu soruları cevaplamaya çalıştım. (Ulen birisi çıkıp da der mi? "ulen ne narsist adam kendiyle röportaj yapmış") Elbette gerçek örnekler istiyorsanız bu konuda ciddi zaman harcamış insanlara ulaşıp onlardan faydalanmalısınız.

Saygılar.

20 Ağustos 2010 Cuma

Playstation Killer, Facebook Killer vesaire vesaire

*Arkadaşım mp3 çalar almadan iyice bir araştırma yaptı tutturdu da Iriver alacağım diye. "Eyvallah" dedim ne istersen al. Neden alacaksın diye sorunca  "Abi okudum iPod killer diyorlar ya" dedi. Tabii devamını sormadım.

*Android telefonlar çıkmaya başladı. Her yerde "iPhone Killer" başlıkları. Bunca süre geçti ne Android öldü ne de i-Phone ikisi de epey satıyor. Daha da satacak görünen o.

*Project Natal çıktı hemen her yerde "Playstation Killer" "Wii killer" başlıkları ertesi gün. Ne olacağını göreceğiz ama fakat sadece pazar payı çalacak kimse ölmeyecek muhtemelen.

*Nintendo GameCube çıktı "Playstation Killer" dendi çok sıkı fanatikleri vardı benim etrafımda da. Ne oldu Playstation'u geçemedi. Nintendo başka bir yol buldu Wii'yi çıkartı şu ana Nintendo'nun marka değeri Sony 3-4 katladı.

*Wave çıktı "Facebook Killer" dendi. Ne oldu kapandı. Biz Google'a küstük mü? Hayır  halen en çok kullandığımız arama motoru.

*"Facebook Places" çıktı. Yine her yerde "Foursquare Killer"  başlıkları. Neyse ki bu sefer çok çabuk söndü. Fazla uzamadı.

*"Google Me"  yeni "Facebook Killer"ımız. Yine göreceğiz ne olacağını. Yine insanlar bir şeyleri öldürmeye meraklı olduğunu gördük ilk etapta bakalım başka neler göreceğiz.

*Bing için neden "Google Killer" dendi onu halen çözemedim. Bing'te Twitter kadar bile arama yapılmadığını görünce şaşırmıştım. Belki daha erkendir Bing'in birilerini öldürmesi için.

*Facebook Lite çıktığında ise "Twitter Killer" olmuştu onun da takma adı nedense onunda sonu pek mutlu olmadı. Bir de Friendfeed'i satın aldığında da bir "Twitter Killer" olayı yaşanmıştı yine. Yahoo Meme diğer bir Twitter Killer'mız. Küçük mavi kuş bayağı dayanıklı anlaşılan.

"Killer" kelimesini sevmediğimden ötürü de olabilir bu durum. Birilerini yense yarışı kazansa daha iyi olmaz mı? Hep bunu sorarım bunu. Tamam tarih 2. leri hatırlamaz ama bir şeyleri katledenleri hatırlarken de hoş bir seda bırakmaz sanırım. Bir şeyleri katletmek kavramı hiç bir zaman bana uygun gelmedi.

Neyse biz futbol maçında bol gollü galibiyete "tecavüz" diyen adamların içindeyken bir şeyleri katletmenin kimseye zararı olmadığı düşünüyoruz galiba.

Saygılar.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Syfy ve Sosyal Medya


 Televizyon kanallarının sosyal medya araçlarını nasıl kullanmalı gibi konuda yazı yazmıştım. Şimdi bu konuyu uygulanmış bir örnekle pekiştirireyim.

Syfy(eski adı ile Sci Fi Channel) kanalının sosyal medyayı nasıl kullandığına dair bir iki saptama yapacağım. Fazla uzun süremeyecek diye umut ediyorum yoksa uzun yazıları okumuyor kimse.

*Syfy daha önce görmediğim bir şey yapmış ve bünyesinde olan dizilerin sosyal medya hesaplarını bir sekmede toplamış resmi sitesinde. Social adlı bölümde bütün dizilerin resmi sosyal medya hesaplarına ulaşabiliyorsunuz.

*Her dizinin kendine özel sayfasında dizi oyuncularının Twitter hesaplarına linkler var. Böylelikle verified hesap tantanasından da uzaklaşılmış oluyor.

*Kanalın Facebook sayfası  derli toplu ve var olan bütün resmi dizi hesaplarına ulaşım var. Hangisi resmi fan sayfası konusuna buradan da bir çözüm üretmişler. Duvar moderasyonu iyi fakat bir iki dizinin sayfaları açılmamış olsa da sayfalara link var muhtemelen ilerleyen günlerde düzelir. Bu sorun özellikle yeni dizilerde var.

* Kanalın Twitter hesabı kanalın yöneticisi Craig Engler adına açılmış olup kanal tanıtımına odaklı işliyor. Oluşturulan Twitter listeleri(12 adet liste oluşturulmuş) ile yine buradan da dizilerin ve şovların resmi hesaplarına ulaşabiliyoruz.

*"Bildiğim kadarıyla" en popüler dizisi olan Caprica'nın Facebook Fan sayfasının özel bir uygulaması(Caprica Open Mic) var ve bu uygulama ile web kamerası kullanılarak Caprica yapımcılarına görüntülü soru sorma şansı yakalayabiliyorsunuz.

*Kanalın 7 ayrı iPhone uygulaması var. Bu uygulamalar linkten ulaşabilirsiniz. (Bizimkiler bir adet yapınca teknolojiyi yemiş yutmuş oldukları için bu örneği verdim)
 
Her kanalda gördüklerimin dışında yukarıda yazdığım özellikler mevcut Syfy kanalının sosyal medya stratejisinde. Bir çok kanal böyle yabancı kanalları örnek alarak çok başarılı işlere imza atabilirler. Eğer ellerinde bu tarz konuları kovalayan elemanları yoksa bu iş için ajanslara başvurmaları gerekli.

Görsel Wikipedia'dan alınmıştır.

Saygılar.

Facebook Yerler

 Bu konuyu aslında yazmayacaktım gece 2 gibi, birden bütün büyük bloglardan Facebook Places haberleri dökülmeye başlayınca, kısa da olsa "Facebook Yerler" konusuna girmek gerekli olduğunu fark ettim.

Facebook konum işe girdi ve diğer servisler ile entegre çalışacağını duyurdu. Foursquare gibi nispeten eğlenceli bir servisin bile zar zor kullanıldığı ülkemizde sadece Facebook'ta yerini belirtmek ne kadar tutar ya da Facebook sadece yer belirtme ile mi kalır bu işi nerelere götürür göreceğiz. Asıl bu işi nereye götürebileceğini görmek eğlenceli olacak. Facebook kullanma alışkanlığının getirdiği bir güç ile kullanılacak bu açık.

Bu yeni servisle birlikte pazarlamacı arkadaşların gözlerinde olan "konum işinde artık para kazanacağız parıltısını" görmek mümkün. Nasıl para kazanacakları ise artık pazarlamacı arkadaşların becerisi.

Burada 1 milyon kez söylediğim küçük işletmelerin Facebook kullanmalarının yararları konusuna farklı bir yön vereceği de aşikar bu gelişmenin. Zaten bir çok kez yapılan "Happy Hour" etkinlikleri daha etkili olacak belli oldu.

En azından yapılan check-in analizleri(tamam adam görüyordur tabi kaç kişinin gelip gittiğini fakat anlamlı verilerle daha kesin sonuçlar çıkabilir) ile "happy hour" etkinlikleri ölü saatleri canlandırabilecek. Facebook bu konum işi ile birlikte işletme sahiplerinin daha çok Facebook kullanmasını istiyor(herhalde isteyecek:)). Herkes işletmecinin kendi sayfasına sahip çıkmasını istiyor. Techcrunch'ın şu yazısında belirtildiği gibi yerel reklamcıların işe adapte olması gerekli. Bir çok işletmenin bu duruma adeta olması gerektiğini savunuyor.

Son olarak ; ben mesafemi korumaya devam edeceğim konum servislerine karşı lakin bu işin içine Facebook'ta girmişse benim çok uzak durmamam gerekiyor bir çok kişi gibi. Bu konu işin en güzel yazılardan birisi de Hasan Başusta'nın şu yazısı.. Bana göre çok daha pozitif bir yazı. Hem sektör profesyonellerinden bakış için doğru bir adres. Diğer bir güzel yazı ise RWW'in yazısı. O yazıda dikkat çekici nokta ise "A lot of attractive possibilities open up when users share location data" cümlesinde.

Places daha yeni bir servis şimdilik Türkiye'de aktif değil, ilerleyen günlerde yapılan kampanyalarda adını duracağız. "İlk Facebook Yerler kampanyası" diye muhtemelen.

Saygılar.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Bunları paylaşasım var # 36


Old Spice'ın yaptığı süper mega sosyal medya çılgınlığını yazmıştım. Know Your Meme bu çılgınlığın nasıl ilerlediği hakkında güzel bir infografik yayınlamış. Eski(sosyal medya çıktı çıkalı eskinin tanımı değişti trendler birden değişiyor bu senenin en çılgın olayından "eski" diye bahsedebiliyoruz) bir grafik olsa da işin nasıl yapıldığını anlamamız ve ve etkili noktaları analiz etmemiz için incelemek gerekiyor.

Kampanyanın bilinirliğini sağlayan videolar ünlüler için çekilenler olsa da normal kullanıcılara(low profile) gönderilen videolar toplamda en çok izlenen videolar. Bir diğer dikkat çekici nokta ise sosyal medyada öncü olan kişilere gönderilen videoların aslında o kadar çok izlenmediği de. Bu iyi veya kötü olarak yorumlamak değil amacım sadece Abd'de bile halen sosyal medya ünlüleri o kadar etkili bir takipçi kitlesi oluşturamamış hatta geleneksel medya ünlülerin yanlarına yaklaşamamış bile.

Bu bloggerların etkisini tartışmaya açan bir nokta olabilir. Elbette işin yayılmasında çok önemli etkileri olsa da insanlar onlar ile pek ilgilenmediği, paylaştığı ve yazdığı şeylerle ilgilendiğini ortaya atabiliriz(hatta içerik kraldır çıkarımı yaparım tutmayın beni). Kim olduğumuz değil ne yazdığımız önemli sanırım.(tabii bu bana hala neden blogumda en çok okunana sayfalardan birinin Hakkımda sayfası olduğunu açıklamıyor)

Hem sosyal medya hem de geleneksel medyada ünlü olabilen birilerini yakalarsanız eğer yapılan kampanyanın aslında iki yönlü olabileceğini görüyoruz. Alyssa Milano gibi.

Saygılar.

17 Ağustos 2010 Salı

Facebook Network Analizi

Facebook Network Analizi                                                          

 Yukarıda olan görüntü Gephi adlı programla ile oluşturuldu. Yukarıda olan görseli oluşturmak için. Facebook Netvizz adlı uygulama ile Facebook arkadaş bağlantılarını .gdf uzantılı bir dosya olarak indirip düzenlemek gerekti. Bu benim Gephi'yi ilk kullanışım. Gephi çok fazla uzmanlık gerektirmeyen bir program gibi dursa da çok farklı becerileri var. Data Visualization kavramına meraklı iseniz ve görsel düzenleme programlarını kullanma konusunda becerikli iseniz kesinlikle benim yukarıda oluşturduğum grafikten daha derli toplusunu oluşturabilirsiniz.

Ufak tefek düzenlemeler içinse Inkspace kullandım. Acemiliğimi mazur görün biraz dikkatsizce, biraz da bilmemezlikten dolayı dağınık oldu.

Grafiği kısaca açıklayayım; Grafik üzerinde olan aykırı noktalar diğer hiç bir arkadaşımla bağı olmayan arkadaşlarım. Grafikte olan dairelerin büyüklükleri ortak arkadaşlarımızın sayısı ile orantılı. Diğer şeyler zaten renkler ile açıklanmış. Uzun bağlantılar ise gruplar arasında olan ilişkiler. Gephi'nin içinde yer alan "Force Atlas" algoritması ile oluşturuluyor bu grafik. "Force Atlas" algoritması kısaca şöyle; bağlantı noktalarının sayısına göre düğümleri birbirlerine yakınlaştırıyor. Diğer düğümlerle karşılatırılıp birbirleri ile bağlantılı olan düğümleri gruplandırıyor. Daha bilimsel açıklaması için şurada olan linkten. . Grafik genellikle label(Her düğüm bir kiş  olduğunu söylemiştim ya işte düğümlerin isimleri işte :) kullanılarak oluşturuluyor fakat insanlar isimlerini görmek istemeyebiliyor diye isim kullanmadım.

Bir de ben Gephi ile uğraşamam derseniz buna benzer şeyler için Facebook uygulamaları bulunmakta. O uygulamalar ise şunlar.

Social Graph 
TouchGraph Photos 
NameGenWeb 
Friend Wheel 

Bu grafiği oluşturmak Sociomantic Blogtan yararlandım.

Saygılar.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Indie müzisyenler ve sosyal medya

Elbette burada nasıl müzik yapacaklarını anlatamayacağım tabi ki. Adamların işi o kimseye işini öğretecek değilim. Sadece bir örnekle indie müzisyenlerin sosyal medya araçlarını nasıl kullanmalarının daha yararlı olabileceğini anlatacağım.

Örneğim Meiko adlı bir bir indie pop müzisyeninden örneklerle anlatacağım. Tabii artık gayet ünlü oldu ayrı bir konu o.(Nasıl ünlü olmasın en az 10 farklı dizide şarkıları kullanıldı).

Myspace 

Müzisyenlerin ilk olarak içinde bulunmaları gereken sosyal ağ halen Myspace'tir. Meiko'nun Myspace sayfasında neler var bir bakalım.

Şu videoyu ekleyin bu videoyu ekleyin diye akıl vermek yerine küçük ama etkisi büyük olan Myspace detaylarını paylaşmak daha etkili olur.

Myspace'te iki önemli tanıtım bölümü vardır. Etkilendikleri ve Neye Benziyor? . Bu bölümler yaptığınız işi tanıtmak ve anlatmak için en etkili olacak bölümler. Eğer insanlara yaptığınız işin neye benzediğini anlatamıyorsanız merak edip kimse sizi dinlemez. Kimden etkilenip bu işe girdiğinizi doğru düzgün anlatırsanız insanlar sizi yaptığınız müziğe daha çok saygı duyacaktır. Dikkatli doldurmanızı öneririm abartmamak lazım.  Pop müzik işi yapıyorsanız oraya Deep Purple yazmamayı akıl ediniz.



Yukarıda olduğu gibi fanlarının bloglarında paylaşması için yapılmış özel bir banner. Bu banner Meiko'nun Myspace sayfasına ulaştırıyor insanlar. Indie müzisyenlerin bilinirlilğini artırmak için en önemli gücü fanları ile ilişki kurabilmesidir. Fanlarının sizi diğer arkadaşlarına önermesi ile bilinirliliğiniz artacaktır. Fanlara bu tarz ufak kolaylıklar yapmanız yararınıza olacaktır.

Bir sürü temel Myspace özelliği yanında bir çok daha ıvır zıvır ekleyebilirsiniz. Fakat Myspace'te sizin için en önemli olan şey diğer müzisyenlerle iletişim olacaktır. Fan alanından çok müzisyen iletişimi olarak kullanırsanız Myspace sizin için daha değerli olabilir. Rap veya rock fark etmez sürekli diğer müzisyenlerle fikir alışverişinde bulunun. Duvarlara spam yapmayın gerçekten görüşlerinizi belirtin o kadar zor bir şey değil bu.

Twitter 

Bir gruptan mı bahsediyoruz tek kişiden mi? . Eğer grupsanız ve bir blogunuz yoksa grup adına Twitter hesabı açmak çok etkili olmayabilir. Grup içinden 2 kişi Twitter hesabı açıp grup üyesi olduğunu belirtmeniz daha yaralı olur. İnsanlar müzik gruplarını neden takip etmek istesin, Twitter'da hele bir de bilinmeyen bir müzik grubunu? Bu sorulara cevap vermek için belli bir üne kavuşmak gerekli.  Gerçek kişiler olarak hesap açıp bunun üzerinden ilerlerseniz eğer gerçekten başarılı bir şeyler elde edebilirsiniz. Meiko solo çalıştığı için Twitter kendi hesabı ve herhangi bir kişisel hesap gibi kullanıyor.

Facebook

Ilike ve Bandpage gibi Facebook uygulamaları Türkçe olmadığı ve ülkemizin online müzik alışkanlıklarına ters düştüğü için Facebook müzisyenler için bizim ülkemizden çok etkili bir kullanım alanı olmayabiliyor.  Facebook'u fan iletişimi için kullanabilirsiniz profesyoneller tarafından yönetilen Mor ve Ötesi sayfasına bakabilirsiniz. Facebook'un Türkçe uygulama eksikliği nedeniyle müzisyenlere pek doğru bir yer olmadığı düşünebilirsiniz.

Blog

Yaptığınız müziği bir dünya görüşü ile birleştiriyor ve bu müzikle birlikte bir mesaj vermek istiyorsanız. Bu iş için blogları kullanmak mantıklı olur. Bir blog yazısı, bir Facebook güncellemesi veya bir tweetten daha etkilidir bana göre. Blogların gücünü hafife almayın :)

Son olarak; burada hangi ağlarda ne kadar aktif olacağınız size kalmış. Her ağı nasıl kullanacağınız da size kalmış herhangi bir ağdan planlamadığınız bir fayda görebilirsiniz. Tamamen geri çekilmektense sosyal ağlarda az da olsa aktif olmak bir zarar getirmez. Ülkemizde TheSixtyOne gibi indie müzisyenleri destekleyen online radyolar olmadığından dolayı müzisyenler kendilerini tanıtmak için sosyal ağları kullanmalısınız.

Saygılar.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Sosyal medya platformlarını nasıl kullanıyoruz?


Kaynak : Eat Sleep Social ve Şemanın tasarımcısının Flickr Hesabı  : Dikkat görsel ticari olarak kullanılamaz. 

Yukarıda olan şemaya göre ben nasıl kullandığımı yazayım boş geçmeyelim. Şunu da söylemeden etmeyeyim. Her ağ yukarıda sınıflandırılmış şeklinde kullanılmak zorunda değildir.  Örneğin Myspace ; Social Branding kavramının dışında bırakılmış fakat müzik grupları bu şekilde kullanıyor. Traffic Generation için Delicious yazılmamış ben buradan hiçte fena olmayan bir trafik alıyorum. Social Bookmarking için ise ben Twitter'ı social bookmarking için de kullanıyorum.
 
Ben çoğunlukla neyi ne amaçlı kullanıyorum yazayım. Şemada olmayanları da ekleyeyim.
 
Traffic Generation :  Twitter, Delicious,  Facebook, Friendfeed
Social Branding : Linkedin, Xing, Twitter
Social Networking : Facebook, Twitter
Blogging Platforms: Blogger, Typepad
Video Sharing : Dailymotion, Youtube, Vimeo
Image Sharing : Çok az Flickr
Social Bookmarking : Twitter, Digg, Delicious, Friendfeed ve BuzzFeed

Yukarıda sınıflandırmalar kesinlikle tasarımcının tercihidir. Kimse sosyal ağ araçlarının nasıl kullanılacağına karışamaz. Her ağın kimsenin kullanmadığı size özel bir kullanım yöntemi olabilir çok normaldir.

Peki siz nasıl kullanıyorsunuz?

Saygılar.

13 Ağustos 2010 Cuma

Devir artık değişti


TMZ geçen günlerde online izleyici rekorunu kırdığından haberiniz var mı? Lindsay Lohan'ın duruşmasının yapıldığı mahkemeden yapılan canlı yayını(yayın yapıldığı anda) 2.3 milyon kişi izledi. Bu konuda önceki izleme rekorları Michael Jackson'un cenazesinden yaptıkları yayındı. O yayını 845 bin kişi izledi.

Bu bilgileri, hem Facebook'un yeni özelliklerinden biri olan Facebook merkezinden canlı yayın yapan Facebook Live'ı duyurmak ve hem de online tv işinin ne kadar büyük olabileceğine dikkat çekmek için verdim.

Facebook Live; Facebook ekibinin merkezine ziyarete gelen ünlü kişilerle yaptıkları röportajları canlı olarak yayınlamak ve önemli seminerleri izleyebileceğimiz bir bölüm. Örneğin yarın America Ferrera konukmuş Facebook Live'a. Buradan sorular alacaklarmış. Girip inceleyiniz her zaman yayın yok fakat geçmişte çekilmiş olan kayıtları izleyebilirsiniz. Facebook bu hamlesi ile online tv pastasından da pay çıkartmak istemiş belli ki. Zaten Adriana Lima bir fotograf çekimini Facebook fan sayfasından online yayınlayarak Facebook online yayınları konusunda gönlümüzü fethetmişti Facebook artık başka bir güzellik bekliyoruz.

Bu tip gelişmeler geleneksel medya araçları ve internet medyasını iç içe geçiren gelişmeler. Bir iki sene içinde iPad gibi tabletler daha çok yayılmaya başladıkça bir çok geleneksel medya devi, internet üzerine gelmek zorunda kalacak. Ülkemizde bile yavaş yavaş başlayan akım bir iki sene içinde tüm dünyayı saracak. Flipboard adlı Ipad uygulaması bu duruma bir başka bakış açısı da getirdi (uygulama sosyal ağ hesaplarınızı dergi gibi size sunuyor Flipboard kadar estetik olmasa da benzer bir uygulama olan Paper.li ile Twitter deneyiminizi farklılaştırabilrisiniz.))

Flipboard insanların tabletler(ve diğer araçlar)  üzerinden bir şeyler okumaya çekinmiyor olduğunu gösterdi eğer doğru düzgün servis ederseniz. Televizyonlar,  gazeteler ve dergiler mecburen tabletlere uygun edisyonlar çıkartacaklar. Her yerden ulaşmak isteyen insanları yakalamak zorundalar artık devir biraz daha hareketli. İnsanlar gerçekten parkta otururken internete bağlanabiliyor :) Eğer yapmazsalar Facebook, TMZ ve Revision3 gibi internet üzerinden yayınlarına devam eden networklarına çok daha fazla şey kaptırırlar. Zaten bir türlü barışmadığı internet kullanıcısını  sonuna kadar kaybederler. Gerekirse internet için özel programlar yayınlamaya başlayacaklar kaçırılmaması gerek bir devir onlar için.

Saygılar.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Bunları paylaşasım var # 35


Bir önceki yazımda Twitter hesaplarını adeta çağrı merkezi gibi kullanan iki markaya ufak bir atıfta bulunmuştum. Cnbc-e ve TTnet. Twitter hesaplarının bana göre en mantıklı kullanım yöntemlerinden birisi bu yöntemdir.(Başka nasıl kullanılır derseniz, sadece hediye dağıtmak için olabilir mesala :)

Yurt dışında bu konu hakkında çok başarılı bir çok şirket olduğunu biliyoruz. Özellikle havayolu firmaları Twitter'ı efektif kullanmak için ciddi mesai harcıyorlar. Volkan krizinde de bu durumdan yararlandıklarını da izledik bir çok kez.

Conversation Agent Valeria Maltoni bu konu için süper bir liste hazırlamış. Listenin başlığının kabaca çevrimi "Twitter üzerinde olan en iyi müşteri hizmetleri hesapları" (çok kaba oldu galiba :)).

Bu listeye Top Customer Service Accounts on Twitter  ulaşıp Twitter müşteri ilişkilerinde nasıl efektif kullanılıyor inceleyebilirsiniz.

Kısaca yazıda hangi markalardan bahsediliyor sırlayalım ; Wells Fargo Bank, Blackberry, Ford, AT&T, General Motors, Directv, Homedepot, Best Buy, Zappos, Comcast, Southwest Air ve JetBlue(Jet Blue'nun bu aralar başında bir sosyal medya krizi olduğunu da hatırlatalım, kriz sonuçladığı zaman ufak bir inceleme yazısı onları bekliyor. Detaylar için Ad Age ve JetBlue'nun Facebook bağlantılar sayfasına gelen eleştiri mesajları)

Not: Görselde kullandığım tweet bir eski lakin başka türlüsü olmazdı, şimdi başka birinin adını orada olsa silmek gerekli kim uğraşacak bunlarla :)

Saygılar.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

ING Bank sosyal medyaya ısınıyor


Klişe başlıklar atamayı sevdiğimi söylemiştim daha önceleri. Bu başlıkta öyle başlıklardan. ING Bank'ın sosyal medya hamlelerinden bahsedelim biraz.

Bir süre önce ING bir blog(ING blog) açarak sosyal medyaya ısınmaya başladı. Blog 23 temmuzdan bu yana yayında. İlk bakışta belli bir yayınlama frekansına ulaşmışlar. Oluşturulan içerikler, bir kurumsal blogtan beklenilecek düzeyde resmi bir ağızla yazılmış olan ürünlerini tanıtma odaklı yazılar ve kişisel ve gezi bloglarında görmeye alışık olduğumuz  şekilde oluşturulmuş olarak ikiye ayırabiliriz. Şu yorumu yapmak doğru olur sanırım bu durum için; bankaların kurumsal sıkıcılığı direkt alıp bloga entegre edilmemiş, daha çok banka kişiselleştirerek blog devam ettirilecek gibi görünüyor(ING bank sizden biri :). Kurumların kişi olarak düşünülmesi yapılan bir olay lakin dikkat edilecek bir şey var bu hususta üslup zaten pazarlama iletişim departmanları bu konuyu da düşünmüşlerdir.

Bu tip banka blogları kariyerinde bankacılık düşünen kişiler için müthiş bir referans noktası olabilir. Bu bloglarda bankaların işleyişi, çalışanların sosyal hayatı ve bankanın gelecek planlarını takip edebilir ve kariyer planlarınızda banka bloglarından destek alınabilir. ING banktan örnek verecek olursak, MTV'te de yayınlanan Praktica adlı bankacılık odaklı ve üniversite öğrencilerine yönelik yarışmanın detayları anlatılmış ve bir daha ki sene yapılacak olan yarışmadan bahsedilmiş gözden kaçırmamak lazım.

ING sadece blog olarak sosyal medyaya giriş yapmamış güzel bir landing page sahip Facebook sayfası ve Twitter hesapları var. Twitter hesapları TTNet ve Cnbc-e gibi şimdilik bir müşteri ilişkileri noktası gibi görünmüyor lakin kullanıcı ve takipçi sayısı ile bu durum bir adım müşteri ilişkileri noktasına dönüştürülebilir.


 Facebook sayfalarından bahsetmek gerekirse açılışta bizi karşılayan landing page başarılı ve ilk etapta bize bankanın kendini göstermek istediği nokta olana mortgage konusuna odaklı olmuş. Göründüğü kadarıyla Facebook fanları daha çok çalışanları. Yine yeni başlandığı için ve bir kampanya ile bu işe girişilmediğinden dolayı bu sayının düşük olması normal, bir iki pazarlama blogunda yapılan iş fark edilirse yine fan sayısının artması ihtimali yüksek.

Dikkat çekici diğer bir nokta ise Friendfeed ağında aktif olmamaları. Geçmişte bir kaç ajansın artık Friendfeed'e yönelik iş yapmayacağından bahsedilmişti. Bankalar gibi kurumsal kimlikleri çok önde olan şirketler için Friendfeed zaten doğru bir ağ olamayabiliyor. Çok fazla gerginliğin yaşandığı bu ortama girmek istemeyen kişilerin anlaşılması gerekli.

Zaten reklamlarında kullandıkları "Bir Kadın Bir Erkek" adlı dizi karakterlerini de sadece internetten izlenebilen bir seri ile duyursalar bu sosyal medya hareketleri daha da güzel olabilirdi. (Tamam ben de biliyorum maliyetli olur ama bu tarz bir şey iyi ses getirirdi. "ING'den sosyal medyaya özel dizi" gibi bir şey. Tamam tamam çok maliyetli olur anladık:)

Saygılar.

10 Ağustos 2010 Salı

Pislik Sosyal Medya


 Koca koca gazetelerde, koca koca köşe sahibi yazarlara cevap vermek bana düşmez zaten onların geçmişten kalan bir alışkanlıkları vardır "Gazetede ne yazıyorsa doğrudur, ben de gazetede yazıyorum ben de doğruyum". Köşede yazan en doğruysa bir de gidip tvlerde konuşunca kimse dediklerinin doğruluğunu sorgulayamaz. Neyse onlarca yıllık bu düzeni sorgulamak benim neyime.

Serdat Turgut ve Nihal Bengisu Karaca'nın sosyal medyayı konuştuğu programı dinlediniz mi bilmiyorum? Eğer dinlediyseniz yazılanların biliyorsunuz bilmiyorsanız şöyle bir link vereyim. Linkten dinleyebilirsiniz. Serdar Turgut konuşmuş ve geçmişte yaptığı gibi dikkat çekmek için fantastik şeylere bulaşmış. Bir şekilde işi insanların sosyal medya araçları ile seks arayışına getirmiş. İnsanların asosyal yaratıkları dönüşmesini sosyal medyaya bağlamış. Gelmiş işi "chat yapıyorlar"a bağlamış. Keşke "pilarda oynuyorlar" deseymiş konuşmalarının arasında, fıkra olarak anlatırdık etrafta.

Sosyal medya araçları insanların kişisel kullanımları için oluşturulmuş araçlardır. Bunların nasıl kullanılacağına kimsenin karışamayacağı araçlardır(Twitter'da olan düşünce özgürlüğü hiç bir gazetede olacağını sanmıyorum hatta bir adım daha ileri gideyim "inanmıyorum"). Öyleyse insanlar bu araçları "seks arayışları" için kullanmalarına kim karışabilir ki. Bir gazete köşesinde yazarak, kadın tavlayabileceğini ilan eden yazarların yaşadığı bir ülkede hele ki. Hatta Rojin olayını hatırlayın.(kimin nerede ne aradığı ortaya çıksın) Böylesine iletişim kavramına yeni bir boyut getiren ve yansız bilgiye ulaşımı kolaylaştıran bir araçlar bütününü "sex arayışı ile yaygınlaştı" gibi bir düşünceye bağlamak ancak böyle güzel insanlara yakışan bir hikmettir. Asıl yararlarını ikinci plana atmaya çalışmak nasıl bir aklın ürünüdür anlamış değilim.

Sosyal medya faciaya dönüşmesine çok var daha merak etmeyin, siz içinde olduğunuz faciaya bir göz atın isterseniz, bulaşmayın sosyal medyaya "he oldu mu güzelim paşa paşa kardeşlerinle oyna bakalım"

Bir de bu arkadaşların yazdığı gazeteler ipad uygulaması çıkarmış varsın holografik anlatım getirsinler lakin neyi okuyacağız. Nedense hep aynı kurum sosyal medya araçlarına yaklaşımı farklı olan kişiler çıkartıyor. Fatih Altaylı vs. Ekşi ve "Wikipedia Kapansın" diyen bir Murat Bardakçı. Murat Bardakçı'nın durumu için Twhaber'de şöyle bir şey yazmıştım.

Dinamiğine hakim olmadığım konularda ben nasıl konuşmuyorsam sadece Twitter hesabı açıp sosyal medyayı yuttuğunu sanmak baştan ayağa iş bilmezliktir Her Twitter hesabı olanı da sosyal medya hakkında tvde konuşmaya çıkartmayın gözünüzü seveyim.

Saygılar.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Fazıl Say : Bir itibar yönetimi hikayesi

Fazıl Say kimdir nedir herkes bilir. Twitter'dan yazdığı şeyleri de herkes öğrendi. Yine de bilmeyen varsa Twhaber'den okuyabilirsiniz olanı biteni.

Fazıl Say'ın siyasi duruşu veya müzikal duruşunu yazmak benim burada yaptığım işin içinde olmayan bir şey. Fazıl Say'ı eleştirebileceğim bir nokta çevrim içi itibar yönetimi (hatta bu konuda bile eleştiremezsin adam doğru söylüyor diyenler dahi çıkabilir bir şey diyemem tabi onlara).

“Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum" : Bu yazı Fazıl Say'ın tweetlerinden biri ve her şeyi başlatan tweet. Bu yazılan tweet elbette kişisel görüşüdür ne yazdığına kimse karışamaz. Fakat Fazıl Say gibi bilinirliği yüksek olan bir kişiyseniz ve yaptığınız işi yüceltmeye çalışırken  başka işleri küçültecek gibi görünen şeyler yazarsanız bu işin ipinin ucu kaçar.

Şimdi Fazıl Say'a bakarak tepki almadan sosyal medya hesaplarımız nasıl yönetilir onu anlamaya çalışayım.

Ne yapmalı Fazıl Say?

*Bir yazı yazıldıktan sonra ok yaydan çıkmıştır gelecek eleştirileri karşılamak gibi seçeneğiniz var lakin profesyonel bir ekiple çalışmayan Fazıl Say cevaplamaya çalışmış olsa bile daha çok pot kırmıştır.

* Profesyonel bir ekiple çalışmamanın en büyük eksiklerinden biri sosyal medya araçlarının etkilerini aslında küçümsemektir. Söylenen söz bir anda ana haber bültenlerine çıkabilir. Seneye bu zamanlar Flaş Tweetler adlı bir program yapılmaya başlarsa şaşırmayın.

*Sosyal medya araçları vaaz kürsüsü değildir. Hocanın vaazına itiraz eden olmaz ama burada gelecek eleştiriler en etliye sütlüye dokunmayan adamı dahi bezdirebilir. Nelerin eleştirilebilceğini iyi analiz edip konuşmak lazım.

*Sosyal medya jargonunu bilmiyorsan bu işe bulaşma. Bir retweetin manası seni takip edenler için çok büyüktür. El oğlu boşuna yabancılara Twitter'da adını geçirsin diye para ödemiyor. RT ediyorsan destekliyorsun demektir. Bu kadar basit, neyi destekliyorsan karar ver.

* Asla insanları zekasına hakaret etme.(Daha ne diyeyim bu konu hakkında)

* "Ben bunu demek istememiştim" cümlesini kurmaktan kaçın ve bu cümleyi kurduracak bir şeylere bulaşma. Siyaset, futbol ve din, bu cümleyi kurduracak en etkili konulardır.(şunu onlarca kez yazdım burada galiba :))

* Senden beklenenler dışında bir şey hakkında konuşurken dikkatli ol. Ben buradan adamın yaptığı müzik hakkında nasıl konuşmuyorsam sen de insanların yaşamsal hareketleri hakkında konuşmamalısın.

Son olarak; sosyal medya küçümsenecek bir şey değildir artık. Bu mecrayı kullanmadan önce profesyonel kişilere bu mecrada gerçekleşebilecek itibar yönetimi senaryolarını konuşmanızı öneririm. Ben profesyonel değilim bu konu hakkında çalışan bir çok kurum var. Bu yukarıda yazdıklarım hep ünlülere hem de şirketlere benim önerilerimdir. Sosyal medya takip edilerek öğrenilecek bir şeydir. Fakat insan gücü kullanmak şarttır.

Saygılar.

8 Ağustos 2010 Pazar

2 video arasında bilmem kaç fark




Yukarıda olan video Funny or Die adlı Abd kökenli komedi skeçleri üzerine yoğunlaşmış şirketin "Eva Mendes Sex Tape" adlı skeci. Funny or Die sitesi bu iş üzerinde yoğunlaşan ve Abd'de yaptığı işlerle geleneksel medyada sıkça kendinden söz ettiren bir site. Neyse biraz İngilizce'niz varsa ve SNL (Saturday Night Live) tipi güldürüden hoşlanıyorsanız izlersiniz.(Yuh neyi anlattım bir şekilde benim blogumu bulan adamın Funny Or Die sitesini bilmemesi abes bir durum olur zaten)

Video linkinde olan ise Ntvmsnbc editörlerinin yaptığı bir düzenlemeden sonra videonun hali. İki video arasında olan farkları bir göz atıp inceleyin bakalım neler bulacaksınız. Ama şu açıdan sevinçliyim. Videoyu biz çektik dememişler.

Her zaman her bilginin ücretsiz yayılması taraftarıyımdır. Ama bir bilgiyi alıp kullanacaksan en azından nereden aldığına dair ufak bir bilgi verilmesini tercih ederim.(Neonebu.com editörleri arada bir benim yazılarımı paylaşırlar ve bu işi adabıyla yaparlar kısa bir giriş sonra bloga link verirler). Zaten videonun asıl sahipleri bu videolar izlensin diye yapıyorlar. Elbette bir de bu işin mali tarafı var kimseden bu  A-list yıldızlara çektirilmiş videoların adları kapatılmış bir şekilde yayılmasını istemez. Yoksa niye adamlar Funny or Die Exclusive yazsın ya da alt tarafa logolarını koysun. (Alakasız gelebilir ama birden aklıma Kuzey Kore'nin Dünya kupası maçlarını nasıl seyrettiği hakkında ortalıkta dolaşan haberler geldi.).

Ntvmsnbc Twitter hesabına yazdığım  sorulara önceden cevap alamadığım için bu sefer sorma gereği duymadım zaten sorulacak bir durum yok. Ben görsem çok kızardım bu videonun böyle yayınlandığını neyse. Zaten ben mi kurtaracağım Türk internetinin nasıl kullanacağını ben mi belirleyeceğim etikleri veya başka şeyleri. Sanki videonun sahibi benim ne halleri varsa görsünler.

Saygılar.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Nasıl kullanırsan kullan!

Her yerde "sosyal medyayı şöyle kullanmalıyız böyle kullanmalıyız" yazıyor. Hatta ben de burada sosyal medyayı verimli şekilde kullanan insanlara sıkça atıfta bulunan yazılar yazıyorum. Her yazının sonunda şunu ekliyorum "bu yazdıklarım benim hoşuma giden şeyler yoksa isteyen istediği gibi kullansın" .

Sosyal medyayı kullanan ünlülere bazen çok fazla anlam yüklüyoruz. Belki de o ünlülere çok anlam yüklediğimizdendir bu durum.

Sosyal medyaya kullanma kılavuzu çıkartma işi bana her zaman riskli gelmiştir. Hangimiz oturma odamızda kanepeye oturmak için kullanma kılavuzu okuyoruz ki. Eleştirdiğim ünlülerin bir çoğu da sosyal medya araçlarını oturma odasında olan kanepe olarak görüyor ve bir kullanma kılavuzu okuma gereği olduğu düşünmüyor.

Belki sosyal medyaya bir de şöyle bakmalıyız arkadaş edinirken hangimiz kitaplara başvurduk? Spontane gelişmiştir, bütün yakın arkadaşlıklar.

"Twiter MSN değildir" diye söylenen kişiye tek diyeceğim sen de kimsenin özel hayatını takip etmek zorunda değilsin. Engelle gitsin.

"Facebook'ta bıktım artık milletin düğünlerinin fotoları görmekten" Facebook bu konuda çok hassas sevmiyorsan gizle gitsin.

"Friendfeed'te çıplaklık istemiyorum" Eğer bu kadar rahatsızsan engelle hala önüne çıktığında kızıyorsan hiç uğraşma hesabını sil bir şeyler yap.

Herkes sosyal medya hesapları kendi istediği gibi kullanır. Kimse buna karışamaz. İster cinsellik basar ister maneviyat ya da başta ayağı milliyetçilik ile bulanır. Hatta istersen özel hayatının en saklı köşelerini açar. Burada tek sormamız gereken şey biz bu kişiyi neden takip ediyoruz olmalı bir +/- tablosu yapmalı ve bunun üzerine takip etmeliyiz. Unutmayalım takip ettiğimiz hesabı satın almıyoruz ya da başımıza başbakan yapmayacağız.

Her kullanıcı sosyal medyayı nasıl kullanacağını kendisi belirler. İster müthiş bir lider olmaya çalışır isterse herkese dalaşan her hangi biri. Hangisini seçmişse bizi ilgilendirmez. Annemin bir sözü vardır biri ile konuşmadığı zaman söyler "ekmeğimi mi suyumu mu veriyor" boşver değmez. Maksimum verim alacağınız kişileri takip edin bunu benim söylemem gerekmiyor.

Saygılar.

6 Ağustos 2010 Cuma

Bunları paylaşasım var # 34


Flowtown adlı blogun hazırladığı The 2010 Social Networking Map paylaşıp günü kapatıp kısa keseceğim. Bu sıcaklar mahvetti beni üstümde bir yorgunluk bir sinirlilik hali var, çok fazla uzun yazılar yazmaya konsantre olamıyorum.

Bu arada yukarıda olan haritayı hazırlarken xkcd'nin şu görselinden ilham aldıklarını belirtmişler. İki haritayıda iyi incelemekte yarar var. xkcd haritayı yaptığı yıl 2007'den bu yana neler değişmiş online hayatımız nasıl şekillenmiş.

Saygılar.

1 blog 1 sene, 365 gün 321 yazı

Blog yazma işinde 1 senemi doldurmuş oluyorum 6 Ağustos itibari ile. 1 sene içinde bir çok şey öğrendim. Bu blog sayesinde bir kaç kişi ile tanışmış oldum. Öğrenmiş olduklarımı yazdım, burada herkesle paylaşmaya çalıştım. Bu blogu yazarken öğrendiğim şeyleri, bu işi kendilerine meslek olarak edinmiş bazı insanların bile bilmediğini fark ettim.

Bir çok kez yazmayı bırakmaya karar verdim ama ertesi gün güzel bir şey aklıma geldi yazmadan duramadım. Düzenli olarak blog yazma alışkanlığı kazanmanın kolay olmadığını öğrendim. Blog yazmada 3 ayın 1 blogger senesine denk geldiğini fark ettim.(Blog yazımında köpek yılı dengesi) Dil bilgisi ve imlaya dikkat etmeye çalıştım.(hala bir çok hata yapıp geri dönüp düzeltiyorum) Kimseye hedef göstererek saldırmadım. Kızdığım kurumlar için yazdığımda bile adlarını eklemedim yazıma. Burasının kızgınlığımı atacak bir alan görmedim.(onun için Twitter'ı kullanıyorum :))

1 senede 50 kadar takipçiye ulaşabildim. Başlarda okunsun istiyordum şimdi ise pek umursamıyorum. Blog işinde çevrenin gerekli olduğunu öğrendim. Çevren olmaz ise yazdıklarının bir çoğunun boşlukta kaybolduğunu öğrendim. Her yazmayı bırakacak duruma geldiğimde birileri yazılarımı paylaştı tekrar yazmaya devam ettim. Her ay en az 4 kere bu blogu yazmayı bıraktım.(hem umursamıyorum hem okunsun istiyorum işte bloggerın dillemması). Günde sadece 1 kişinin bile okuduğu oldu. İlk ay sonunda ortalama 3 ziyaretçim vardı. Halen az aslındabir çok kişi bu sayıları görüp çoktan bırakırdı ama iskambilden yapılmış bir kuleyi bile yıkmak yürek isterken bunu bırakmak pek kolay değil hani.

Yazmaya başlarken her gün 1 yazı yazacaktım onu yapmaya çalıştım. (365 gün 321 yazı). Bu yazıların bir çoğu (en azından %80) kendi araştırıp yazdığım yazılar. Kalan kısım ise "Bunları paylaşasım var" başlığı altında paylaştıklarım ve aylık paylaştığım en iyi Facebook oyunları listesi . Mümkün olduğunca özgün olmaya kimseye benzememeye çalıştım. Başlarda Mashable'e benzer şekilde giderken Social Media Today'a benzemeye başlamıştım 6 ay sonunda. Şimdi ise kendime bir tarz oturtmaya başladım 1 sene sonunda.

En çok okunan yazı En iyi facebook oyunları Aralık 2009 başlıklı yazım olmuş.(Google bu yazıyı çok seviyor) Aslında bu tarz başka kaynaktan aldığım yazılardan olmayan ve en çok okunan yazım "Caz Yeşili : Kavgaya Gürültüye Boğulmayan İş" başlıklı yazım oldu. Tutmamasına en çok üzüldüğüm yazım ise "Ahmet Çakar sosyal medyacılara bir şey öğretebilir mi?  " oldu. (Hakkımda sayfasının bu kadar çok neden okunduğunu çözemedim hala bu durum için bir anket yapmayı düşünüyorum)

Yazılarımı okuyan, paylaşan, yorum yapan, herkese teşekkür ederim. İnternetten uzak olmadıkça burada yazmaya devam edeceğim.

Saygılar.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Strateji abi yaa! (Kriz Yönetimi)

Bu başlığı nedeni aslında Age of Empire adlı oyunu heyecanlı bir şeklide bize anlatırken oyunsever arkadaşın ufak bir kazayı kıl payı atlattıktan sonra bize dönüp söylediği cümle(Strateji abi yaa!) olduğundan dolayı attım. Epey eski bir zaman daha AoE 1 zamanları.

Bir çok şirket sosyal medyaya giriyor ya da girmeye çalışıyor fakat bir çoğunun elinde bir kriz stratejisi olmadığını görüyoruz. Kriz çıktıktan sonra fark ediyoruz kriz yüzünden yorumlar siliniyor, konular uçuyor, hatta fan sayfaları kapanıyor.

Sosyal medya girerken bir strateji oluşturur bu işin profesyonelleri. Bu stratejiler içinde "kriz yönetimi" en önemli yeri tutar. Böyle hızlı bir akışı olan bir mecrada bir krizin sadece çevrim içi itibarı değil her türlü itibarı harcadığını onlarca kez gördük.

Peki bu kriz yönetiminde neleri göz önüne almalı şirketler. "Krizden çıkış hatta krize girmemek için nasıl bir strateji izlemeli?" diye kafa yordum biraz. Aklımdan geçenleri şöyle yazayım.

* Her şirketin herkesin bilebildiği falsoları olabilir. Şirkette bu falsoları bilir elbette. Bu falsolar için hazırlanmış cevapları da vardır her zaman. En azından olmalı. Bu falsolara verebilecek mantıklı cevapları topluluk yöneticilerinin de öğrenmesini sağlayacaksınız. Zaten bir çok asli görevi dışında topluluk yöneticilerinin bu konuda bir birikme sahip olması sağlamalısınız. Krize girmemek için bu cevapları çok iyi anlatmalısınız.

*  Krizlerin en önemli nedenlerinden birisi kaynar kazan toplulukların saldırısına uğramak. İnci veya 4chan gibi. Bu tarz topluluklar tarafından saldırıya uğradığınız zaman yapabilecek en kestirme bir anda bir uyarı mesajı yayınlayıp Facebook duvarı veya hangi sosyal ağda iş yapıyorsanız orada yorumları kapatmak olur. Ne yazık ki ilk etapta yapılacak bu olur diye tahmin ediyorum.

*  Bp veya Nestle'nin içinde bulunduğu krizlerde ise yapılacak şeyler fazla değildir. Bp zaten rezilliğin dibine vurdu bu saatten sonra benim diyen sosyal medyacı onu bu durumdan kurtaramaz. Nestle ise Greenpeace elemanları ile oturup konuşmalı gerçek hayatta bir etkinlik düzenleyip onları ikna etmeli ya da yaptığı şeyi kaldırdığını herkese duyurmalı bir şekilde. Çevre ve ırkçılık konusunda olan krizlerden kurtuluş yoktur ne yazık ki mümkün olduğunca acısız olmasını sağlayacaksınız.

* Krizlerin bir nedeni de yapılan kampanyaların iyi anlaşılamaması ve kuralların pek açık olmaması. Kampanya yapılmadan önce bu kampanya bir yarışma üzerinden ilerliyorsa özellikle bütün kuralları ödülleri şartları kesin basit bir dille katılımcılara ulaştırmanız lazım. Hatta gerekirse özel mesaj atıp kuralları tekrar okumalarını sağlamalısınız. Twitter gibi çok fazla döküman paylaşma şansı olmadığınız ortamlarda ise yarışma sonuçlarını ilan ederken gerek video kaydı gerekse bir görseli kullanmalısınız. Ödül verip insanlardan övgü almayı planlarken ufak tefek hatalar cidden başınızı ağrıtır.

* Ödül kazananların açıklaması bile başlı başına bir kriz ortamıdır. Her yarışmada kazanan, kaybeden ve hazımsız kaybedenler vardır(gerçekçi olalım). Eğer kazananların neden kazandıklarını net bir şekilde açıklarsanız sorun çok çabuk aşılır. Jüri, rastgele seçim, oy kullanarak seçim vs. hangi yöntemden dolayı kazandığını söylemek temiz bir işin son noktasını koymak olur.

Benim aklıma gelenler bunlar şimdilik biraz gerçekleşmiş olaylardan biraz da ihtimal dahili olan olaylardan benim çıkış yollarım bunlar olurdu. Uzmanlar bu konuları çok daha iyi analiz edip size sunabilir bur durumların sayısal analizlerini size sunup hataların nerelerde olup olabileceğini anlatabilir. Ajansların veya uzmanların geçmişte yaptıkları size ilham verir böyle durumlarda.

Saygılar.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Fflick ve Sportmeets (Şerefsizim aklıma gelmişti)



Fflick Twitter hesabınızı analiz edip hangi yazdığınız tweetlerde hangi filmlerden bahsettiğinizi ortaya çıkartan bir site. Aynı zamanda takip ettiğiniz kişilerinde hangi filmlerden bahsettiğini gösterdiğini unutmadan söyleyelim.

Site hangi filmlerden kaç kere bahsedildiğini göstererek aynı zamanda bir sinema trend sitesi olarak görülebilir. Hangi arkadaşlarınızın kaç kere filmlerden bahsettiğin görebilirsiniz. Filmler için özel hazırlanmış sayfalarda var olduğunu söyleyelim. Bu sayfalarda filmlerin ne kadar beğenildiği ve film hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz. Bu site film yapımcıları için bedavadan  sosyal medya takibi yapabilmelerini sağlıyor. Film sayfasında yazılan tweetleri   Interesting Latest Positive Negative şeklinde sınıflandırıyor olması hep izleyiciye hem de yapımcı firmaya avantaj sağlıyor. Tabii halen Türkçe algılaması olmadığı için pozitif ve negatif tepkileri ayrıt edemiyor sistem. Yine film sayfasında film ile ilgili en gözde olan tweetleri listeliyor olduğunu da unutmayalım. Benim fflick adresim burada



Sportmeets ise bir organizasyon yönetme sitesi fakat bu organizasyonların daha çok spor ile ilgili olanları olduğunu unutmadan söyleyelim. Facebook etkinlik sayfasının yetersiz olduğunu ve bu sayfanın spor etkinlikleri için uygun olmadığını düşünen kişiler için uygun bir araç gibi görünüyor.

Siteye ilk giriş yaptıktan sonra size çevrenizde olan popüler sporları öneriyor. (Twitter ile giriş yaptıktan sonra bir daha ekstra mail adresi kullanmanızı gerekiyor). Spor etkinlikleri oluşturmak için ilk önce bir grup oluşturmanız gerekiyor. Etkinlik oluşturur iken 4 seçeneğiniz var. Spor tiplerine göre değişen seçenekler bunlar. Match or Game, Practice, One on One, Social seçenekleri var. Etkinlik düzenleme sayfası Facebook etkinlik sayfasından dana detaylı olduğunu söylemek gerekir.Facebook etkinlik sayfasında olamayan etkinliklerin kaç kişi olacağı seçeneği burada var  ya da buluşulacak yer gibi seçenekleri

Son olarak  "şerefsizim benim aklıma gelmişti" olarak paylaştığım bu servislerin ortak noktalarına dikkat çekmek isterim. Artık insanlar bir site oluştururken bu sitelere Facebook ya da Twitter hesapları ile girilmesini sağlıyorlar. Bu sitelerde insanlara üyelik için ekstra vakit  tükettirmiyorlar. Bu eklentiler sitelere daha kolay üye olmalarını sağlıyor insanları. Artık sosyal medya araçlarında olan hesaplarımız bizim digital kimliğimize dönüşüyor.

Saygılar.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

En çok oyuncusu olan 25 Facebook oyunu (2 Ağustos 2010)


Yeni bir ay yeni bir liste lider aynı halen  Facebook'un en çok oynana oyunu Farmville. Geçen aydan bu ay çok büyük değişiklikler var. Özellikle Zynga oyunlarında olan 10 milyon üzerinde olan artışlar. Texas Hold'em Poker, Cafe World, Mafia Wars ve Frontierville 10 milyon ve üzeri oyuncu artış sağladılar bu ay boyunca.

Farmville oyunu ise 3.7 milyon oyuncu kaybederek 60 milyon oyuncu sınırının altına inmiş oldu. Mafia Wars tekrar kendine ilk 5 içinde yer buldu. Bu ay dikkat çekici olan önemli şey ise ilk 10 oyunun ilk 7'sinin Zynga oyunu olması. 3 diğer oyun ise Mindjolt'tan Mindjolt Games, Playfish'in Pet Society ve Rock You'nun Zoo World oyunu.

Zynga'nın yeni bombası Frontierville istikrarlı büyümesini sürdürdü ve 24 milyon oyuncuya ulaşmış oldu. Bu ayın kazananı 13 milyon artışla Cafe World gibi görünürken, kaybedeni ise Rock You'dan Birthday Card oldu 7 milyon kayıpla.

Bu ayın yeni oyunu listenin en alt sırasında bulunan ve Booyah adlı firmanın NightClub City oyunu. 5 milyon oyuncu kazanış olarak görünüyor.

Bu aylık bu kadar analiz yeter daha detaylı analiz için listenin sahibi olan Inside Social Games'e gidebilirsiniz. Geçen ayın listesi için buraya, bu ayın en çok oynanan Myspace oyunları için buraya tıklayabilirsiniz.

Saygılar.

Bunları paylaşasım var # 33


35mm from Torsten Strer on Vimeo.

Youtube için buradan.

35 mm: 2 dakikada 35 filmin minimalist öğelerle bezenmiş bir animasyonla sunulduğu bir video. Felix Meyer, Pascal Monaco, Torsten Strer ve Sarah Biermann adlı sanatcıların işbirliği ile oluşturulmuş bir çalışma. Takipçisi olduğum Laughing Squid Blogunda denk gelince ben de burada yer vermek istedim.

Bu videoyu izledikten sonra hangi filmler olduğu merak edenler içinde bir araştırma yaptım. Slashfilm blogunda yorumcuların oluşturduğu bir liste gördüm orada olan listeyi buraya ekliyorum. Yorumun sahibi Dean Moriarty adlı birisi.

Singin' in the rain
Titanic
Jaws
FMJ (Full Metal Jacket)
Psycho
Lady in Red
Gold Rush / The Red Shoes
The Wizard of Oz
Taxi Driver (ya da Night on Earth,)
One Flew Over The Coockoos Nest
Chancey The Gardner
Top Hat
Sorcerers Apprentice
Snow White
Gone With The Wind
Blues Brothers
Terminator
Star Wars
Pulp Fiction
The Omen
The Excoricst
Toy Story
Fight Club
Clockwork Orange
Lost Highway
Lawnmower Man
Chaplin
Rear Window
Heartbreak Hotel
Tin Drum
Nosferatu
Battleship Potemkin
Apollo 11
Easy Rider

Ben merak ettim hangi filmler olduğu siz de merak etmişseniz listeden tekrar tekrar kontrol ederek izleyebilirsiniz.

Saygılar.

The Guardian ve Sosyal Medya

Şimdi diyeceksiniz "sende hep yabancıları övüyorsun"  ben ise size "ne yani bizimkilerin gazetelerine blog niyetine oradan buradan alıp koyduğu yazıları ya da şiirleri ya da spor blogu niyetine çıplaklık satan  gazete blogları mı yazayım?" diyeceğim :). Neyse uzatmaya gerek yok bir elin parmakları kadar okuyucum var onları da rahatsız etmeyelim.(şiir yayınlamak sorun değil insanlar ne yazarsa yazsın ama yabancılara bakınca ne bileyim neyse :))



Ezelden beri gazeteleri blog alanı sağlayıcısı olmasına karşıyım. Bunun hem gazeteye içerik sağlayıp onun reklamlarını yayınlamak hem de özgürce yazılıp yazılamaması konusunda ha bir de mevcut olan gazete blogunun içeriğinin pek tatmin olmaması nedeniyle rahatsızdım bu konuda.

Yurt dışında olan örnekleri görünce bu yazdığım konulardan birisinin "kaliteli içerik" konusunun müthiş iyi anlaşıldığı anladım. Guardian gazetesinin bloglarını incelemenizi öneririm. Girip içinde kaybolabilirsiniz. Bir sürü konu, müthiş derlemeler, kültür konularında özgün yazılar ne ararsanız var. Gazete içinde gazete adeta.

Guardian gazetesinin sosyal medya ilişkisini inceleyelim. 

*Burada Dünya Kupası zamanı Guardian Twitter Replay paylaşmıştım  Sırf o haberi okuyorak bile bir gazetenin sosyal medya etkileşimine nasıl baktığını görürsünüz. Bütün gazetelerin aradığı fakat bulamadığı bir veri kaynağından nasıl beslendiğini görmek için müthiş bir örnek. 

*Bir çok gazetede olduğu gibi blog sahibi bu gazetede. Bizde olandan farkı özgün içeriği gerçekten değer verip işi bilenleri desteklemesi ve blog yazmak için profesyonellerle çalışması. Örneğin Dave Hill's London Blog adlı blogun yazarı olan Dave Hill 25 senedir gazetecilikle uğraşan birisi.

*Doğru düzgün kategorize edilmiş bloglar. Bir çok konuda bir çok blog yazısı mevcut ve bunları bulmakta hiç zorlanmıyorsunuz. Özgün yazılmış yazılar arasında bir anda kendiniz kaptırıp 1 saatinizi kaybedebiliyorsunuz.

*Bloglarla Twitter'ın entegrasyonu ise mükemmel denilecek seviyede. Blog yazıları için açılmış olan bir Twitter hesabı var ve her yeni yazıyı oradan da yayınlıyorlar. Bizim alışık olmadığımız Twitter listelerini nasıl kullandıklarını görmek için linke tıklamanız yeterli.

*Aslında sadece bir tane Twitter hesabı yok gazetenin kaç tane diye merak edenlere söyleyeyim 69 adet resmi hesabı var gazetenin. Bizimkiler bir taneyi açmaya erinirken adamlar 69 hesabı kontrol ediyorlar. Gazetenin hangi konularını izleyeceklerse o konularının izlemek ve görmek istemedikleri haberleri takip etmemek için kullanıcıyı düşünen oldukça iyi bir sistem.

* Facebook sayfası sürekli buralarda yazdığım diziler için açılmış Facebook sayfalarından kalır yanları yok hatta bir çok yönden daha başarılı. Girip görün gazetecilerin tu kaka dediği şeyi adamlar nasıl kullanıyor biraz da buradan bakın.
 
Son olarak şu söylemek lazım; bir işi iyi yapmak için uğraşacaksanız eğer ilk önce etrafınıza bakın iyi yapanlardan feyz almaya çalışın yani en azından ben öyle yapmaya çalışıyorum.

Saygılar.

Facebook Sayfası